• İstanbul19 °C
  • Erzincan8 °C

Nidayi Sevim / www.kemahlilar.com

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Nidayi Sevim / www.kemahlilar.com

217 seneden beri tüten ocak ve Okunmayan Kitabeler...

28 Mart 2013 Perşembe 08:42

Hayırseverliği ile tanınan, ardında onlarca hayır eseri bırakan Mihrişah Valide Sultan, III. Mustafa'nın eşi, lll. Selim'in annesidir. İyiliksever, nazik ve son derece dindar olan Mihrişah Valide Sultan, oğlu III. Selim'in yenilikçi fikirlerini her zaman desteklerdi. Son yıllarını hastalıkla geçirdi. 16 Ekim 1805 tarihinde vefat etti ve Eyüp Sultan Bostan İskelesi sokak'ta bulunan Türbesine defnedildi. Bostan İskelesi Sokağının diğer bir adı da Cülus Yoludur. Osmanlı hükümdarları Eyüp Sultan Hazretlerinin huzurunda kılıç kuşanma merasimini icra etmek üzere geliş gidişlerinde bu cülus yolunu kullanırlardı. Türbe binası Türk barok stilinin en güzel örneklerindendir. Türbesinin bitişiğinde ayrıca imareti, sebili, imaretin hemen karşısında bir de sıbyan mektebi bulunmaktadır. İmaretin ön cephesinde Sümbülzade Vehbi Efendi'nin yazdığı bir metin, Yesari zade Mustafa İzzettin Efendi tarafından ta'lik bir hat ile mermere hak edilmiştir. İşte bu metinlerden biri:

 "Alemdar-ı Resulullah civarı, cennet asarı."

( Hz. Peygamber'in bayraktarının etrafı cennet bahçesi gibidir.)

 Mihrişah Valide Sultan Türbesi'nin İçinde Hattat Mahmud Celâleddin'e ait son derece güzel sülüs celi yazılar vardır. Türbede Mihrişah Valide Sultan'dan başka III. Mustafa'nın kızlarından Beyhan Sultan ile birlikte Sultan II. Abdülhamid'in validesi Perestu Sultan da bulunmaktadır.

 Mihrişah Valide Sultan İmareti (Aşevi) ve diğer bölümlerin yapısına Valide Sultan'ın kendisi tarafından, Nurullah Efendi'nin mimarbaşı olduğu dönemde başlanmış, fakat onun 1210 (1795) yılındaki vefatı üzerine Mimar Kethüdası olan Arif Ağa tarafından tamamlanmıştır. Külliyenin doğusunda yer alan dikdörtgen biçimindeki ikinci avluyu üç taraftan çevreleyen kubbeli revakların arasında bulunan ayna tonozlu mekânlar imaret bölümünü meydana getirmektedir. İmaret yaklaşık 217 seneden beri aralıksız olarak bölge halkının fakir fukarasına hizmet vermekte olup, Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesindedir. M. D'Ohsson 18. yüzyılda İstanbul'da her gün 30.000'den daha fazla kişi'nin bu imarethanelerde bedava yemek yediğini yazmaktadır. Zamanımızda İmarethane'den günlük 500 aileye 3 çeşit sıcak yemek verilmektedir. Bu kesintisiz hizmetin sunulması bize bu imaretin nasıl bir iman kuvveti ve ihlâsla yaptırıldığını düşündürmektedir...

İmaret vakfiyesinde İmarette pişirilerek, istihkak sahiplerine ikram edilecek yemeklerin ismi, kullanılacak malzemeler, bir yıl zarfında ne kadar erzak veya iaşe dışı malzemelerin alınması lazım geldiği, israftan kaçınılması buna rağmen fazla ihtiyaç zuhur ederse veya 600 olarak belirlenen yemek sayısı kâfi gelmezse yeterince artırılmasına izin verildiği belirtilmiştir… Yine bu vakfiye de imarethane de pişirilip, fukaraya ve ehli hizmete dağıtılması için mutfakta kullanılacak erzakın en güzelinden en kalitelisinden olması özellikle istenmektedir. Ayrıca görevlilere verilecek ücretler ve onlarda aranan vasıflar; dindarlık, ihlâs, samimiyet, sadakat, liyakat, hakka hukuka riayet, insaf sahibi olmanın yanında aç gözlülükten uzak, hıyanetten sakınan kişiler olmaları şart koşuluyor. Burada önemli bir nokta dikkatimizi çekiyor. İmarette her seviyede görevli kişilere, sosyal statüsüne verdiği hizmetlerin önem derecesine göre hak ve nefaset kurallarına göre ücret ödeniyor. Günlük olarak ödenen ücretlerin dışında yolluk, zahire bahası gibi adlar altında yıllık önemli miktarda bir bedel de görevlilerin daha iyi hizmet vermeleri için ilave olarak ödeniyor.

 Mihrişah Valide Sultan'ın yaptırdığı külliyenin önemli bir unsuru da muhteşem ve benzersiz olan sebilidir. Sebilin kitabesi Galata Mevlevihanesi şeyhi meşhur divan şairlerimizden Şeyh Galip tarafından kaleme alınmıştır. Selçuklu-Osmanlı döneminden günümüze ulaşan Cami, imaret, türbe, çeşme vb. gibi tarihi eserlere bakıldığında bu yapıların mimari açıdan göz zevkine hitap ettiği ve bir medeniyetin aynası olduğu hemen fark edilir. Bu eserler, hüsn-ü hattın en güzel örnekleriyle nakşedilen ayet, hadis ve birbirinden anlamlı hikmetli sözlerle okuyanların gözüne hitap ettiği gibi gönlüne de hitap etmektedir. Mesela tarihi çeşmeleri incelediğimizde Valide Sultan'ın yaptırdığı buradaki sebilde de olduğu gibi şu iki ayetten birini veya ikisini birlikte sıkça görürüz:

 "Ve cealnâ minel-mâi külle şey"in hayy." (Enbiya 30.)

(Hayatı olan her şeyi sudan yarattık.)

 "ve sekâhum rabbuhum şarâben tahûrâ" (İnsan 21.)

( Rableri onlara tertemiz bir içecek içirecektir.)

Çeşmeden su içen biri öncelikle su gereksinimini karşılıyor. Eserin mimari üslubuna bakarak gözü ile keyif alıyor. Ardından bu eserin üzerindeki ayet-i kerimeyi veya hikmetli bir sözü okuyup, manasını düşünüp tefekkür ederek de gönlü dinleniyor, içi ferahlıyor. Her şeyin asıl sahibini bir kez daha hatırlıyor ve sürekli hatırında tutuyor. Bu yönüyle baktığımızda tarihi yapılarımızda ki bu kitabeler aynı zamanda birer açık hava kütüphanesi vazifesi görüyor…

Görüyor da biz bundan ne kadar istifade ediyoruz? Bu kitabelerle irtibatımız maalesef kopuk. Tarihi eserlerimizin etrafında gezip dolaşırken yabancı ülkelerin insanlarından farkımız yok. Onlarda meraklı bakışlarla inceliyor acaba neler yazıyor? bu kitabelerde diye. Bizde anlamsız anlamsız bakıp geçiyoruz. Sahi bir turist ile aramızdaki fark ne ola ki?

Nidayi Sevim

 

Bu yazı toplam 1362 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA