• İstanbul25 °C
  • Erzincan26 °C

Nidayi Sevim / www.kemahlilar.com

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Nidayi Sevim / www.kemahlilar.com

Ahîliğin Ahlâkî Öğretisine İhtiyacımız Var (1)

08 Ocak 2014 Çarşamba 22:11
kainat_medeniyet.jpg

Ahîliğin Ahlâkî Öğretisine İhtiyacımız Var…

Anadolu’nun sosyo-ekonomik yapısı içinde zamanla güçlü bir kuruma dönüşen ve XIII - XVIII. yüzyıllarda en parlak devirlerini yaşayan Ahîlik teşkilatı dünyanın en uzun soluklu, en verimli ve en büyük sivil toplum kuruluşu olarak nitelendirilmektedir. Tasavvufî ve ahlâkî değerlerin ön planda olduğu, Anadolu’da Ahî Evran’ın öncülüğünde kurumsal kimliği oluşturulan Ahîlik müessesesinin kökenleri Emeviler dönemine (661–750) kadar uzanmaktadır. İffetli, cesur, cömert gibi vazgeçilmez nitelikleri üzerinde bulunduran ve İslâm ülkelerinin çeşitli bölgelerine dağılmış fütüvvet birlikleri muhtemelen Emeviler döneminin ortalarına doğru ortaya çıkmış, Abbasiler döneminde (750–1258) ise derlenip toparlanıp belli bir yapıya kavuşturulmuştur. Fütüvvet anlayışının devâmı veya bu anlayıştan önemli ölçüde beslendiğini düşündüğümüz Ahîler, XI. yüzyıldan itibaren Anadolu’da çalışmalara başlamış, esnaf, tüccar ve diğer meslek gruplarının örgütlenmesinde öncü rol üstlenmiştir. Böylece ülkenin bütün yerleşim birimlerinde bir devletin bekâsı için hayâtî önem arz eden sosyo-ekonomik ve kültürel düzenin kurulması ve güçlenmesini sağlanmıştır. Beylikler döneminden Osmanlıya geçiş sürecinde de ahîlerin etkin bir şekilde rol oynadığını biliyoruz. Osmanlı devletinin kuruluşundan yapılandırılmasına ve çeşitli kurumların oluşumuna katkısı hiç kuşkusuz bu müessesenin âskerî ve siyâsî yönden de fonksiyonel olduğunu düşündürmektedir.

Biz bu yazımızda Anadolu’ya ayak bastığımız günden çağımıza kadar izlerini kültür hayatımızda hissettiğimiz Ahîlik teşkilatının hangi temel ilkeler üzerine inşa edildiğine ve bu oluşumun yansımalarına kısaca bir göz atmaya çalışacağız. Zîrâ hareketin başlaması ve Anadolu’da neşvü neva bulmasının en önemli sebebini esnafı,  sanatkârı, çiftçiyi, tüccarı ve çeşitli kademedeki insanları bünyesinde barındırmasında, onlarla iç içe bulunmasında, aynı zamanda birbiriyle sıkı bağlarla bağlanmalarında aramak gerekir. Bu bağ ise hiç şüphesiz İslam inanç sistemi ve onun etrâfında şekillenen hayat pratiğidir. Ahîlik teşkilatı nazariyeden daha ziyade pratikle ilgilenmiş, inancının gereğini kültürel öğelerle besleyerek yeni bir kombinasyon oluşturmuş, idrak ettiği çağın koşullarına göre hayatı yeniden yorumlayıp insanı merkeze alarak ahiret odaklı bir yaşam biçimi ortaya koymuştur. Bu yaşam tarzında uygulanabilirliği olmayan ütopik bir takım nazariyelere yer yoktur. Ahîlik müessesesinin teklif ettiği bu hayatın içinde, organik, dinamik yaşam tarzı toplum nezdinde gerekli tabanı ilgi ve desteği görmüş asırlardır insanımızın beklentilerine maksimum düzeyde cevap vermiştir. Bu geleneğin gücü ve etkilerini günümüzde dahi hissedebiliyoruz…

Arapçada kardeş mânâsına gelen (ah) sözcüğüne (y) harfi ilave edildiğinde; (ahi) kardeşim anlamı kazanmaktadır. Bununla birlikte Ahîlik üzerine yapılan bazı çalışmalarda, ahî kelimesinin eski Türkçe metinlerde geçen, cömert, eli açık, âlicenap gibi manalara gelen “akı” kelimesinden gelmiş olabileceği de belirtilmektedir. Mefail Hızlı, “Ahîliğin Anadolu’daki Gelişim Süreci” isimli makâlesinde Ahî Evran’ın Asya içlerinden Anadolu’ya gelen mutasavvıflardan olduğunu, Asıl adının Şeyh Nasiruddin Mahmud Ahî Evran bin Abbas olduğunu  (Ö.1262) dile getirmiştir. Ahî Evran’ın Anadolu’da birçok şehri gezdikten sonra Kırşehir’e yerleştiğini, ölümüne kadar burada kaldığını, debbağların pîri olarak ta itibârının bütün Anadolu, Rumeli, Bosna ve hatta Kırım’a kadar yayıldığını yine bu makâleden öğreniyoruz. Anadolu’da ilk sanat kurumunun debbağlık ve deri işçiliği alanında geliştiği daha sonra ahîlik sanat kollarının kısa zamanda 32’ye ulaştığı, daha sonraları 100’leri bulduğu çeşitli kaynaklarda dile getirilmiştir. Mefail Hızlı, adı geçen makâlesinin sonuç bölümünde Ahîlerin özelliklerini şöyle açıklıyor:”Öncelikle kişilerin eğitimini hedefleyen ahîler, kendileriyle birlikte olmak isteyenler için edebi, tevâzuu, güler yüzlülüğü, en önemlisi de dürüstlüğü değişmez bir ilke edinmişlerdi. İnsanlığın sâdece dış görünüşüyle değil, ruh zenginliği ve iç temizliği ile gerçek kimliğini kazanacağına inanan ahîler, üyelerine verdikleri eğitimle bir yandan sosyo-kültürel ve ekonomik hayata derinlik ve zenginlik kazandırmakta, öte yandan da toplumda alan el olmaktan ziyade başkalarına, ihtiyaç sahiplerine yardım elini uzatan kimseler yetiştirmekteydiler. Ahîlik teşkilatı mensupları, çalışmayı ibadet saymışlardır. Bir ahî için ahî işyerleri, aynı zamanda mescitler hatta camiler derecesinde kutsal birer ibadet yeridir. Bu sebeple ahînin iş yeri Hak kapısıdır, dolayısıyla bu kapıdan ancak edep ve hürmetle girilir; saygı ve samimiyette asla kusur edilmez; helâlinden kazanılan para yine helâl yerlere ve gerektiği kadar harcanır.”

Ahîliğin özünde insan sevgisi vardır. Ahîlik insanı bir bütün olarak görmekte ve onu bütün yönleriyle birlikte geliştirmeyi planlamaktadır. Ahî tasavvurunda dünyâ ve ukbâ iç içe geçmiştir. Birbirinden ayırt edilemez. Kalınacak esas yurdun ahiret yurdu olduğu her halükarda vurgulanır, hiç hatırdan çıkarılmaz. Hayat bu minvâlde devam eder. Ahîler insanların kendi emekleri ile geçinmelerini ve kimseye muhtaç olmamalarını ister. Bu sebeple, Ahîlikte kişinin emeğinin değerlendirebileceği bir işi, özellikle bir sanatının olması bir ahlak kuralı haline gelmiştir. Zekeriya Kurtulmuş, “Ahîlik ve Günümüze Yansımaları” isimli makâlesinde Ahîliğin 740 görgü kuralı olduğunu, Ahîliğe yeni başlamış birinin bu 740 görgü kuralından 124 tanesini bilmesi gerektiğini dile getirmiştir. Bunun sebebi insanların kademe kademe eğitimi ve gelişimini sağlamaktı. Kurtulmuş, Ahîlerin özelliklerini yansıtan ve bugün uygulamaya şiddetle ihtiyacımız olan 20 görgü kuralından söz eder. Şöyle ki:

1-Ahîler birkaç iş veya sanatla değil, yeteneklerine en uygun olan tek bir iş veya sanatla uğraşmalı, 2-Ahînin emeğini değerlendirecek ve onurunu koruyacak bir işi, özellikle bir sanatı olmalı, 3-Ahî doğru olmalı, emeğiyle hak ettiğinden fazlasını kazanma yoluna sapmamalı, 4-Ahî bilgi sahibi olmalı, bilginleri sevmeli, onlara karşı küçük düşmemeli, aldığı bilgileri yerinde ve zamanında kullanmalı, 5-İyi huylu ve güzel ahlâklı olmalı, 6-İşinde ve hayatında doğru, güvenilir olmalı, 7-Sözünü bilmeli, sözünde durmalı, 8-Hizmette ayrım yapmamalı, 9-Yaptığı iyilikten karşılık beklememeli, 10-Güler yüzlü ve tatlı dilli olmalı, 11-Hatâları yüze vurmamalı,  12-Dostluğa önem vermeli, 13-Kötülük edenlere iyilikte bulunmalı, 14- Tevâzu sâhibi olmalı,  15-İnsanların işlerini içten, gönülden ve güler yüzlü yapmalı, 16-Başkasının malına hıyanet etmemeli, 17-Cömert, ikram ve kerem sahibi olmalı, 18-Öfkesine hâkim olmalı, 19-Sır saklamalı, 20-Mahiyetindeki ve hizmetindekileri korumalı ve gözetmelidir.

(Devam edecek)
 
Not: Bu yazımız Gülistan Dergisi 2014 Ocak sayısında yayımlanmış, Burç FM sesli dergi programında da bazı bölümleri okunmuştur. http://www.burcfm.com.tr/bolum_93064-sesli-dergi.html
Bu yazı toplam 1133 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA