• İstanbul23 °C
  • Erzincan27 °C

Nidayi Sevim / www.kemahlilar.com

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Nidayi Sevim / www.kemahlilar.com

Asakir-i Mansure Hastanesi

15 Mayıs 2017 Pazartesi 19:11

999.png

Bayrampaşa’nın Sembolü: Asakir-i Mansure Hastanesi
 
Okul tatillerinde babamın çay ocağında çalıştığımız zamanları saymazsak sigortalı olarak bir işte çalışmaya 1983 yılında Bayrampaşa’da Gümüşsuyu-Litros Yolu’nda başladım. Yarım düzine farklı iş kolunda çalıştıktan sonra 1989 yılında aile şirketimiz olan basımevinde karar kıldım ve 2014 yılında buradan emekli oldum. Emekli oldum derken öyle bildiğiniz türden bir emeklilik değil, kâğıt üzerinde emekliyiz. Bu hususta pirimiz Eyüp Sultan hazretleridir. Zira o seksen yaşını aşmış olduğu halde Peygamber Efendimizin müjdesine mazhar olmak ümidiyle İstanbul surlarına dayanmıştı. Sadece matbaacılık mesleğine son verdim. Yoksa hayatım boyunca Cumartesi ve Pazar günleri dahi evde oturduğumu hatırlamam. Şimdi Yeryüzü Mühendisleri isimli bir sivil toplum kuruluşunda hizmet yapıyorum. Bu tarz işler tabiatıma daha uygun.
 
İstanbul’un pek çok noktasını dolaşıp, aradan 34 yıl geçtikten sonra emekli olduğumuz şu günlerde yolumuz yine Bayrampaşa ile kesişti. Dernek merkezimiz Topkapı-Maltepe caddesinde bulunuyor. Cuma günleri namaz için mütemadiyen Bayrampaşa Hoca Hayri (Merkez) Camii’ne giderim. Tarihi bir hüviyeti olmasa da mimarisi ve ferahlığıyla insana huzur veriyor bu mekân. İmam ve müezzin efendiler hakikaten kıymetli insanlar. Hutbeden önce yarım saat sohbet her daim vardır bu camide. Ama ne sohbet? Bitmesini istemeyeceğiniz ve gözünüzü kırpmadan saatlerce dinleyebileceğiniz bir sohbet! Rabbim böyle hatiplerin sayısını artırsın…
 
Tarihi mezar taşlarındaki inceliği anlamak
 
İşyerimiz Merkezefendi semtinden Bayrampaşa-Maltepe’ye taşınalı yaklaşık bir yıl oldu. Vaktim oldukça bölgenin tarihi dokusuyla ilgili incelemelerde bulunuyorum. Zira gördüğüm, yaşadığım, havasını teneffüs ettiğim ve anlatılmasına gerek duyduğum konuları yazmaya, paylaşmaya çalışıyorum. Bayrampaşa’nın Topkapı cihetinde önemli tarihi mezarlıklar var. Bu mezarlıkların büyük bölümü yol yapım çalışmaları sırasında yok olup gitmiş. Oysa mezar taşı manzumelerinden oluşan, 16 sayfalık küçük bir kitapçığı da elimize ulaşan emekli albay rahmetli Enver Tunçalp Maltepe mezarlıklarını ne de güzel anlatıyordu. 1930-1932 yılları arasında Maltepe Askeri Lisesi’nde okumuş. Mezar taşlarına olan ilgisinin okul yolu üzerinde yer alan bu mezarlıklar arasından gidip geldikçe oluştuğunu anlatıyor. Mezarlıklara özel olarak gezi düzenlediklerini, bu gezilere meşhur Tahirül Mevlevi’nin (Tahir Olgun) ve Namık Kemal’in oğlu Ali Ekrem Bolayır’ın refakat ettiğini de yine bahsettiğim kitapçıktan öğreniyoruz.
 
Maltepe mezarlıklarını Enver Tunçalp’ten dinleyelim: “Mezar taşları muazzam bir sergi halinde idi. Heykel sergisi, resim sergisi, elişi sergisi hep bir arada… Her kademedeki kişiler için ayrı biçimde oyulmuş ve şekillendirilmiş taşlar. Kavuklu, fesli, sarıklı başlar… Çocuklar için hakikaten zarif ve işlemeli sütunlar, hatun kişiler için oya oya, yazma yazma, tül tül mermerler… Tarihi mezar taşlarındaki inceliği anlamak kolay bir şey değil, bunların hepsi birer sanat eseri… Hele kitabeleri, en güzel motifli bir şiir sergisinden daha hoş ve manalı… Hiç unutmam Divan Şairlerinden meşhur Nahifi’nin mezarı da yolumuzun üzerinde idi…” (Enver Tunçalp, Mezar Taşları ve Manzum Kitabeler, Ankara, 1971)Bütün arama-tarama faaliyetlerime rağmen şair Nahifi’nin mezarını bulamadım. Belki de bahsettiğimiz üzere yol yapımı esnasında kaybolup gitti. Kim bilir?!.. Mezar taşını bulamadım ancak bu gezilerim esnasında, mezarlık duvarının dibinde burgulu antik porfir sütundan dönüştürülmüş bir sadaka taşına rastladım. Bu bize bir nevi teselli oldu…
 
Bayrampaşa ve çiftlikler, bağlar, mesire yerleri
 
Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u kuşatması sırasında, askeri yığınak ve karargâh yeri olarak seçilen Bayrampaşa, daha sonra savunma amaçlı kullanılmış, bölgeye askeri hastane, kışla ve sığınaklar yapılmıştır. Dikkat edilirse günümüzde Yıldız Teknik Üniversitesi yerleşkesi olarak kullanılan Davutpaşa Kışlası ve yakın zamanda “Şehir Müzesi” olarak faaliyet gösterecek olan Rami Kışlası da aynı aksta bulunuyor. Askeri varlığın hüküm sürdüğü bölgede 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar bu durum pek değişmemiştir.
 
Bulgaristan’ın Filibe şehrinden göç eden ve bugün Bayrampaşa dediğimiz yöreye ilk yerleşen göçmen grubuna tarım için ayrılan bölgede bağcılık yapılmış, sağmal inekler yetiştirilmek üzere Velibey, Ferhatpaşa ve Cicoz adlı çiftlikler kurulmuştur. Buradaki çiftliklere nispetle bölgenin ismi “Sağmalcılar” olarak zikredilmeye başlanmış. İstanbul halkının 1950’lere kadar mesire yeri olan ve gelenlerin istedikleri kadar üzüm yedikleri, ancak dışarıya çıkartamadıkları meşhur Numunebağları burada yer almaktaydı. Artık bağ-bahçe hak getire. Şehir neredeyse Edirne’ye ulaştı. Yeşil namına ne varsa yutuyor beton yığınları. Mecidiyeköy’ün dutlukları, Eyüp Sultan’ın kayısı ve şeftalisi artık hikâye kitaplarında kaldı. Heyhat ki pazarcılarımız, manavlarımız hâlâ “Çengelköy bademleri taze geldi” diye avaz avaz bağırmakta!..
 
Sağmalcılar adı 1971’de Bayrampaşa olarak değiştirilmiş
 
Vaktiyle Mimar Sinan tarafından İstanbul’un su ihtiyacını karşılamak amacıyla döşenen su kanalları yakın döneme kadar semtte faal imiş. Yeni inşa edilen binaların atık su ve tuvalet tesisatlarının yanlış bağlanması sebebiyle ortaya adeta bir facia çıkmış. Su kanallarına bağlı mikroplu çeşme sularının bölge halkı tarafından kullanılması sonucunda semtte kolera salgını çıktığı ve pek çok insanın bu salgın dolayısıyla hayatını kaybettiği eski İstanbullular tarafından biliniyor. Zaman içerisinde Sağmalcılar adı zihinlerde kolera sözcüğüyle eş anlamlı hale gelmiş. Bu durumdan duyulan rahatsızlık sebebiyle lV. Murad’ın sadrazamlarından Bayram Paşa’nın burada bir çiftlik sahibi olmasından ilham ile Sağmalcılar adı 1971’de Bayrampaşa olarak değiştirilmiş.
 
Göç dalgası, bugünkü Bayrampaşa’nın oluşmasında etkili oldu
 
Geçtiğimiz yüzyılın başlarında Osmanlı’nın Balkan hâkimiyetinin sona ermesiyle birlikte on binlerce Müslüman Balkan coğrafyasından, İstanbul ve Anadolu’ya göç etmek zorunda kaldı. 1927’de Bulgaristan’dan başlayan, 1950’lerde Makedonya’dan gelen insanlarla artan ve 1960’lı yıllarda Yugoslavya’dan göç eden Boşnaklarla doruğa ulaşan göç dalgası, Bayrampaşa’nın değişim ve dönüşümünde, sosyo-kültürel altyapısının oluşmasında ziyadesiyle etkili olmuştur.
Bunun bir yansıması olarak Bayrampaşa Belediyesi her yıl Ramazan ayında “Kardeşlik Sınır Tanımıyor” sloganı ile Müslümanların yaşadığı Balkan ülkelerine sefer düzenliyor. Farklı branşlarda sanatçıların yer aldığı ekip Ramazan boyunca çeşitli etkinlikler düzenliyor. Mobil mutfak ile iftar programları düzenleniyor ve bu vesileyle kardeşlik bağları diri tutulmaya çalışılıyor. Bir sivil toplum kuruluşunun davetiyle 2012 yılında Bulgaristan, 2013 yılında ise Bosna Hersek’te bulundum. Kurban Bayramına denk gelen bu günlerde Balkanların bu iki önemli bölgesinde köy köy, kasaba, kasaba dolaştık. Oradaki kardeşlerimizin durumunu daha yakından gözlemleme fırsatımız oldu. Bu da Bayrampaşa nüfus yapısının önemli bir bölümünü oluşturan göçmen kardeşlerimizle ünsiyetimizin ziyadesiyle artmasına vesile oldu.
 
Balkanlardan gelen göç dalgasına 1950’li yıllarda Vatan ve Millet caddelerindeki istimlâk sonucu gerçekleşen zorunlu göçü ve 1989 yılında Bulgaristan’dan gelen yeni bir göç dalgasını da ilave etmeliyiz. Bu dış göçlerin yanı sıra Türkiye’de 1950’den itibaren kendini gösteren şehirleşme gerçeğine bağlı olarak, Anadolu’dan İstanbul’a göç eden insanların bir bölümü yerleşim yeri olarak Bayrampaşa’yı seçmiştir. İnsan gücü, potansiyeli hesaba katılarak bölgeye 1950’li yıllarda yapılan fabrikalar, Bayrampaşa’nın yerleşim alanı olarak tercih edilmesinde daha da etkin bir rol üstlenmiştir. Bir zamanlar Eyüp ilçesine bağlı bir semt olan Bayrampaşa, günümüzde 300 bine yaklaşan nüfusu, kendi kendine yeten dinamik yapısı ile İstanbul ilçeleri arasında hakikaten farklı ve önemli bir yere sahiptir.
 
Maltepe Askeri Hastanesi, nam-ı diğer Asakir-i Mansure Hastanesi
 
 
Fetih sırasında karargâh olarak kullanılan ve önemli anlara şahitlik yapan bölgedeMaltepe Askeri Hastanesi dışında kültür mirası sayılabilecek pek fazla eser gözlemleyemedik. Cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle Mimar Sinantarafından Bayrampaşa’da inşa edilen su terazilerinden ve su maslaklarından günümüze pek az iz kalmıştır. Bu sebeple yazımızda halen ayakta kalan ve işlevsel durumda olan Maltepe Askeri Hastanesi hakkında az da olsa malumat vermeye çalışacağız. Yazıyı kaleme almamızın asıl sebebi de zaten bu yapıdır.
 
Yapı, 1827 yılında Sultan II. Mahmut’un emri üzerine, civarında bulunan Davutpaşa ve Rami kışlalarındaki hasta askerlere hizmet vermek amacıyla askeri bir hastane olarak yaptırılmıştır. Maltepe Hastanesi, adını bulunduğu mevkiden almıştır. Hastanenin planlanması, kadrosu ve kontrolü II. Mahmut’un hekimbaşı olan Mustafa Behçet Efendi tarafından 1242/1826 tarihinde yaptırılmıştır. Balyan ailesine mensup ve Osmanlı hassa mimarlarından olan Krikor Amira Balyan, hastaneyi ahşap-taş karma sistemle inşa etmiştir. "Asakir-i Mansure Hastanesi" adı ile de anılmıştır. Bina dört cephelidir. Orta yerinde büyük bir avlusu vardır. Ön cephesi tek, öteki yönleri ikişer katlıdır. Tavanları yüksek, odaları ve koğuşları geniştir.
 
Giriş kapısı Türk-rokoko tarzında mermerden inşa edilmiştir. Gayet görkemli ve muhteşemdir. Nizamiye kapısının üzerinde Haşim imzalı “Tuğra-i Hümayun”, “Besmele-i Şerif” ve celi hat ile Nahl suresi 69. ayet-i kerimesinin bir bölümü yer almaktadır: “fîhi şifâun linnâs” (Onda insanlar için şifa vardır.) Ayet-i kerime, tıpkı İstanbul Üniversitesi’nin giriş kapısı üzerinde bulunan yazı gibi 100 metre mesafeden bile okunabiliyor. Kapının her iki tarafında Yesarizade Mustafa İzzet Efendi’nin yeşile boyanmış ta’lik yazısı ile “Çaresaz-ı derdimendan Hazret-i Mahmud Han” dizesi ile başlayan ve “Cism-i Han Mahmud ola asattan daim masun” dizesi ile sona eren 32 beyitlik bir kitabe bulunmaktadır.
 
Hastanenin matbaası da varmış
 
İstanbul’da ortaya çıkan kolera salgınlarında önemli bir tedavi merkezi olarak hizmet veren 600 yatak kapasiteli Maltepe Askeri Hastanesi, 1853-1856 yıllarında çıkan Kırım Savaşı sırasında Fransız askerlerine hizmet vermiştir. II. Abdülhamit’in oldukça önem verdiği bu hastane 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında önemli bir merkez olmuş ve yatak sayısı 1000 adet olarak düzenlenmiştir. Bu sayede zamanın en büyük ve iyi işleyen askeri hastanesi olmuştur. Merve Pabuççu, “Osmanlı Devletinde Askeri Hastaneler” isimli makalesindeGül Akdeniz ve İbrahim Başağaoğlu’na atıfta bulunarak hastane ile ilgili şu bilgileri verir: 1831 yılında hizmete giren Maltepe Askeri Hastanesi cerrahhanesinden uzman cerrahlar yetiştirilmeye başlanmıştır. Ayrıca Maltepe Asker Hastanesi’nin tıpla ilgili kitap ya da dergileri yayınladığı matbaası da bulunmaktadır. Hastane matbaasında on beş günde bir basılan ‘Tühfet-üt Tıb’ adlı dergisinin 1868 yılındaki baskısında adı geçen ve bugün yeri tespit edilemeyen Maltepe Hastanesi matbaasından uzun süre yararlanıldığı anlaşılmaktadır.” Adı geçen yazı da arşiv belgeleri doğrultusunda hastaların durumu, hastane personeli ve işleyişi hakkında önemli sayılabilecek detay bilgiler yer alıyor.
 
I. Cihan Savaşı’nda kısmen İntan Hastalıkları Hastanesi şeklinde hizmet veren hastane, İstanbul’un işgali döneminde bir süre daha açık kalmış, 1922’de tamamen lağvedilmiştir. (İ. Başağaoğlu, Maltepe Asker Hastanesi, 2003) Yapı 1928 yılında askeri lise olarak hizmet vermeye başlamış, ilk mezunlarını 1929 -1930 öğretim yılında vermiştir. Daha sonra 66. Tümen’in karargâhı olarak kullanılmıştır. 1979 yılında askeri birimlerin taşınmasıyla bina; 1980 yılında Milli Savunma Bakanlığı tarafından Emniyet Müdürlüğü’ne tahsis edilmiş, 1986 yılında ise Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü olarak hizmete girmiştir. Günümüzde aynı kurum hizmetlerini burada yürütmektedir. Mekân hassas bölgeler kapsamında olduğu için fotoğraf çekimine ve detaylı bilgi almamıza izin verilmedi. Şimdilik bu kadarıyla yetinmek durumundayız.
 
Her gün önünden hürmetle geçtiğim, zarif yazısını görünce büyülendiğim bu ecdat hatırasını yazmasam olmazdı. Mekânların da üzerimizde hakkı vardır.
 

Not: Bu yazımız www.dunyabizim.com sitesinde de yayımlanmıştır.

Bu yazı toplam 242 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA