• İstanbul16 °C
  • Erzincan22 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ATLAS DERGİSİNDE KEMAH
00 0000 Salı 00:00

ATLAS DERGİSİNDE KEMAH

ATLAS DERGİSİ1997Gökyüzünde uçan bulutları gördüğümde gittikleri yeri düşlerim hep ... Ya mutsuz olurum durduğum yerden kıpırdayamama düşüncesinden ya da kendimi tutarnam, alır başımı

ATLAS DERGİSİ
1997


Gökyüzünde uçan bulutları gördüğümde gittikleri yeri düşlerim hep ... Ya mutsuz olurum durduğum yerden kıpırdayamama düşüncesinden ya da kendimi tutarnam, alır başımı ben de düşlerimin peşinde giderim.
Başı dumanlı dağları görünce keyiflenirim ben. Uçsuz bucaksız bozkırlardan geçip, ıssız vadilere girdiğimde iz sürdüğüm duygusuna kapılınm. Nal ve çıngırakların geçmişten gelen seslerine takılır, yüzyıllardır yolların üç aşağı beş yukarı hep aynı yerlerden geçmesine sevinirim. Bazen bir nehir kıyısında, bazen sarp uçurumların kenarında ya da bir ormanın yeşil gölgesinde bir alçalır bir yükselirim. Soğuk rüzgar yüzüme vurdukça kendime gelir, doğayla iç içe olduğuma şükrederim. Yine yoldayım işte. Ve bu kez Munzurlar'ın eteklerine yolculuğum.

Kemah'ın inişli çıkışlı sokaklarında dolaşırken, ye ni binaların arasında geçmişi yaşamaya başlamıştık bile. İlçenin zengin tarihi geçmişinin bir anıtı olan kalesi kayalık bir tepe üzerinde. Hangi tarihte ve kim tarafından yaptınldığı bilinmiyor. Urartular zamanında yapılmış olduğu ileri sürülen tezler arasında. Kurulduğu tepenin ardındaki Tanasur Deresi, Karasu'nun bir kolu. Kaleden Tanasur'a inen tüneller, özellikle kalenin mimarisi Urartu özellikleri yansıtıyor.

Evliya Çelebi bu. Kemah Kalesi için not düşmese olur mu? Buranın, duvar ve burçları büyük taşlardan yapılmış, beş köşeli, dayanıklı demir kapıları olan, içinde toprakla örtülü 600 kadar evin bulunduğu büyük bir kale olduğundan söz ediyor Evliya Çelebi. Bir dönemler içerideki Padişah Kapısı üstünde gürzi bir ok ve Hz. Ali'nin yayı asılıymış. İç kale de de üçü cami olmak üzere on bir mihrap varmış.İçerideki üç sarnıçtan birinde içme suyu, birinde güherçileli su, üçüncüsünde de tuzlu su bulunduğu söyleniyor. Bugün, tünellerin içinde bazı duvarların sağlam bölümleri görülebiliyor. Ancak, genel olarak bakıldığında kale tamamen viran halde. Yine de görkemini koruyan kalenin kayaya oyma tünellerinden derin bir kanyonun dibinde akan Tanasur Deresi'ne eskiden olduğu gibi bugün de su almaya inilebiliyor.

Hitit kralı Şuppiluliuma dönemine ait kaynaklar geçen Ku-ma-ha bugünkü Kemah olsa gerek. Bir Hi~t tabletinde Hayaşa kralı Kranis ile burada bir savaş yapıldığından sözediliyor. Bilinen o ki, bir zamanlar Ani adını taşıyan Kemah, Perslerin ardından bölgeye egemen olan Hellenistik Seleukos krallığı zamanında ve ardından gelen Roma devrinde bağımsızlığını koruyan Araks (Aras) satraplığının yönetiminde önemli bir kentmiş ve satrap hanedanının hazinelerini barındırıyormuş. Bir süre Ani-Dırama adını taşıyan Kemah, da ha sonra Kamacha-Ani olarak anılmaya başlanmış. Bugünkü Kemah adının da buradan geldiği düşünülüyor.

Pers ve Roma egemenliklerinden sonra Bizans İmparatorluğu zamanında Theodosiopolis olarak anılmış Kemah. Bu devirde Bizanslılar ve Araplar için önemli bir kaleymiş ve işte bu yüzden sürekli çekişmelere mekan olmuş.

Tarihsel geçmişi inanılmaz derecede zengin olan Kemah ve çevresi Malazgirt savaşından sonra akınlar halinde Anadolu'ya giren Türkmen boylarının yönetiminde kalıyor. Erzincan, Kemah, Divriği ve Şebinkarahisar yöresine hakim olan Mengücük Ahmed Gazi, kurduğu Mengücük Beyliği'nin merkezi olarak Kemah'ı seçiyor. Kemah Selçuklular, ilhanlılar, Celayirliler ve Akkoyunlular dönemlerini yaşadıktan sonra da 1515 yılında Osmanlı topraklarına katılıyor.

Bugün, 1071-1228 yılları arasında Kemah'ı merkez alan Mengücük Beyliği'nin izleri Melik Mengücük Ahmed Gazi'nin (Sultanmelik) türbesinde görülüyor. Mengücük Gazi, evliya mertebesinde bir Türk büyüğü olarak anılıyor ve bu nedenle türbeye çok sayıda ziyaretçi geliyor. Kemah çıkışında, boğazın kenarında ve çevreye hakim bir yükseklikteki Melik Gazi Türbesi ile çevresindeki mezarlık koruma altında.
İlçe, Karasu'nun yanında kurulmuş. Boğazın sol yanındaki tepede yer alan ünlü Kemah Kalesi'nin dibine kurulan eski Kemah, depremler ve savaşlar yüzünden iyice harap olmuş. Zamanla, Karasu boyunca genişleyen Kemah'ın yeni yerleşim alanı betonarme yapılarla doluyor. Kemah'ın köylerindeki evlerin ise genellikle ahşap taş karışımı duvarları toprak sıvalı, çatıları kiremit kaplı. Yörede pek çok ev bahçeli, çoğunlukla kavak, dut ve ceviz ağacı dikili. Çevrede verimli küçük düzlük vadilerde bunlara ek olarak üzüm, kayısı, armut ve elma yetiştiriliyor. Bölgede yetiştirilen dut, eskisi kadar olmasa da kurutuluyor ve pekmezi yapılıyor.
Karasu boyundaki söğüt ve kavaklar tüf kayaların erimesine engel olamıyor. Cumhuriyet dönemi içinde ilk kez "Türk Ağaç Cemiyeti"ni kuran Ahmet Hamdi (Onat), Kemah kaymakamlığı döneminde yurt çapında ağaçlandırma konusunda önemli çalışmalar yapmış. Bugünkü belediye de ağaç dikimine önem veriyor. Ancak, yine de yeterli dikim yapıldığı söylenemez. Dikimlere daha fazla önem verilmesi gerektiğini tepelerin kum yığını görüntüleri açıkça yansıtıyor.

Karasu boyunca ilerledik önce ... Ve peribacaları karşıladı bizi. Akıp giden toprağın anıtları olarak göğe yükselen bu bacaların Göreme'dekilerden farkları, kısa zamanda oluşup kısa zamanda erirneleri. Tepelerindeki taş, yeşil renkli ve balçık halindeki toprağın üzerinden kaymak için yağmurlu geçecek birkaç haftayı bekliyor.
Aralarında çekim yapmak bataklıkta yürümekten farksız. Yıkılmamaları için büyük çaba harcayarak aralarına girip çıktım. Eriyişi gözle görülebilen arazinin taşınan toprağı Karasu'ya karışıp gidiyor. Öyle ki, erozyon bir taraftan peribacalarını yükseltirken, bir taraftan da yöre halkının "hazaz" dediği yer çatlakları oluşuyor. Soğuklarda bu çatlakların içinden sıcak hava geliyor ve çevresi kar tutmuyor. Bölgenin tanıtımı için büyük çaba harcamış olan fotoğrafçı Yusuf Ziya Ademhan'ın kaybolduğu Koçkar köyü yaylalarında hazazlara sık rastlandığı belirtiliyor. Mancik Boğazı'ndan Sohmarik Yaylası'na giden yol kış aylarında tüm bu özellikleri açıkça sergiliyor.

Kemahlı için Karasu (Fırat) oldukça önemli. İçinde caner, sarı ve benekli sazan, tuma, gümüş ve tahta balığı yaşayan bu deli suda balık avcılığı eğlence ve sportif bir çaba olarak yapılırken, rafting sporuna da çok uygun bir parkur oluşturuyor.

Kemah çevresinde her uğradığımız köyde çabucak kurulan kahvaltı sofralarında kuru kaymak, tereyağı, tulum peyniri, salamura peyniri, tahin helvası, zeytin, bal, kavurma ve çayeksik olmadı. Aynı gün iki köye gitmemiz, bu mükemmel kahvaltıların tekrarını zorunlu kıldı. Böylesine sıcak bir ilgi karşısında açıkçası ne yapacağımızı bilemedik. Bol kahva1tılı günlerden bir diğerinde de Parmakkaya köyüne gittik. Sağlam evleri, meydanında akan çeşmesi, bahçeli camisi ve kavaklı yoluyla yepyeni bir köydü gördüğümüz. Fakat, hazin bir sessizlik içindeydi. Terör köy halkını yaşadıkları mekanlardan uzaklaştırmıştı.

Kemah'ın geniş arazisi içinde dolaştığımız köylerden Kömürköy'deki tuzlanın da uzun bir geçmişi var. Bu köye Kömür çayının yüz elli metreye varan geniş yatağı içinden giderken, yol kenarında dinamitlenmiş kaya parçalarının taşlaşmış istiridye kabuklarından oluştuğu dikkatimizi çekti. Karasu ve kollarının yatağını oyma süreci iki kenarındaki tepelerin kum ve çakıl tabakalarında açıkça görülüyor. Bir tepenin eteğindeki küçük tuzlu su kaynağı bölgenin tarih içindeki önemini artırmış. Burada üretilen tuzun, renginin beyazlığı ve lezzetiyle bugün de ülkenin en tutulan tuzu olduğu ileri sürülüyor. Malatya-Divriği-Sıvas kervan yolu üzerinde, Harput-Çemişkezek-Dersim yollarının da kavşak noktasında bulunan Kemah'a tarih boyunca uzak bölgelerden tuz almaya gelinirmiş. Kemah tuzunun hükmü halen sürüyor. Fakat, eskiden en önemli ve ünlü ürünleri olan çadır bezi ve peyniri için aynı şey söylenemez.
Acemoğlu Köprüsü'ne geldiğimizde, tepelerin arasında kıvrılarak akan Karasu'nun, önündeki kayayı dar bir yatak halinde oyduğunu gördük. Bu köprü, sürücülerin dikkatsizliğini affetmeyecek kadar tehlikeli bir viraj oluşturmuş. Bir süre önce askeri bir kamyon bu yüzden viraj ı alamayıp nehre uçmuş. Köprünün kenarına kazada ölen şehit askerler için isimlerinin yazıldığı küçük bir de anıt dikilmiş. Tam bu noktadan bakıldığında, birbirine 3-4 metre yaklaşan ve 60-70 metre kadar dimdik yükselen kaya duvarlar görülüyor. Bu boğaz, Karasu'nun Erzincan Ovası'ndan doğal çıkışı. Karasu, Kemah'a doğru önüne çıkan engelleri yara yara akarken biz de Acemoğlu Köprüsü'nü geçip, Erzincan Ovası'na doğru alçalmaya başlıyoruz.

Karasu, Erzincan Ovası'nı terkederek Munzur Dağları ve Karadağ arasından içinde bulunduğumuz Kemah Boğazı'na giriyor. Kemah'tan Erzincan'a doğru yolculuğumuz yaklaşık 40 kilometre bu boğazın içinde sürecek. Bu boğaza Erzincanlılar Kemah Boğazı, Kemahlılarsa Erzincan Boğazı diyor. Suyun iki yakasındaki dik ve birbirlerine çok yakın tepeler ilerledikçe birbirinden uzaklaşıyor, yassılaşarak ovaya doğru yayılıyor. Boğaz, Erzincan'a 10 kilometre kala yaklaşık 3 kilometre genişliğe ulaşıyor.

Dört tarafı dağlarla çevrili ovaya iniyoruz. Artık düzenli ve temiz bir kentin içindeyiz. Son bin yılda depremlerin on bir kez tümüyle yıkıma uğrattığı Erzincan'ın bugünkü modern görünümü karşısında hayretler içinde kalıyoruz. Özellikle, 1939 ve 1992 depremleri ovada ayakta olan ne varsa yıkıp geçmişti. Onca acıya beşik olmuş bu ovada yaşayan insanların azimleri ve sarsılmaz ümitleri, yeniden inşa edilen Erzincan'ın geniş caddelerinde yürüyüp insanların yüzlerindeki ifadeye biraz dikkatle baktığınızda kolayca anlaşılıyor.

Erzincan Ovası kuzeyde Spikör ve Çimen, doğuda Esence ve Karakaya, güneyde Mercan dağlarıyla sarılmış ve bin 200 metre yükseklikte. Karasu, ovaya Sansa BOğazı'ndan giriyor. Karasu'yu yanımıza alıp Kemah'tan Erzincan'a geldiğimiz günlerde cirit oyunlarının yapılacağını öğrendik. Bu fırsatı değerlendirme amacımız, kentin doğusunda 17 kilometre uzaklıktaki Altıntepe'yi gezmemiz için de bir fırsat yarattı bize.
Bozkırların vazgeçilmez eğlencesi ve bir ata sp oru olan cirit oyunu geçmişte at üstünde savaşmayı öğreten bir oyundu.

Bugün cirit, binicilik sporları arasında giderek daha çok önem kazanıyor.
Cirit, yörenin iyi yetiştiriimiş atları üzerinde, yetenekli binicilerden oluşan iki takım arasında oynanıyor. Bir futbol sahası büyüklüğündeki alanın dar kenarlarındaki alay duraklarında takımlar yerlerini alıyor. Birbirlerini uzaktan seyreden atlı biniciler kimi zaman gündelik, kimi zaman geleneksel kıyafetler, genellikle de farklı renkte forma giyiyor. Alay durağının önünde yasak bölge bulunuyor. Rakip takımın oyuncuları bu bölgeye girmeden önce ciritlerini atmak zorundalar. Oyunun başında binicilerden biri rakip takımın önündeki atış alanına kadar gelip gözüne kestirdiği bir rakip oyuncuya ciritini savuruyor. Bu hareket kendisinin belirli bir mesafe dışından ciritle vurulması, yetişip yakalanması veya bağışlanması için yeterli nedeni oluşturuyor. Atış alanı olarak belirlenmiş alanın önünde rakip takımın yerine kadar olan geniş sahada cirit oyuncuları atlarıyla kıyasıya yarışıyorlar. Alayına dönerken kendisine atılmış ciriti havada yakalayan binici puan alıyor.

Oyundaki büyük başarı rakip sporcuya cirit isabetinin çokluğuyla ölçüıüyor. On metreden daha yakından cirit atmak, attan düşmek gibi hareketler ceza puanına neden oluyor. Oyuncunun biniciliğinin yanında atının da iyi yetiştiriImiş olması gerekli. Cirit oyunu özellikle Erzincan, Erzurum ve Bayburt yörelerinde yaygın olarak oynanıyor.
Erzincan'ın doğusunda, karayolundan 100 metre içeride ve kuzeyde iki tepecik bulunuyor. Batıdaki tepe bir bölümü kayalık, bir bölümü yeşillik haliyle yıllardır öylece dururken yanındaki, yaklaşık 2 bin 700 yıl öncesinden Urartulara ait pek çok bilgi, mekan ve eşyayı günümüze kadar saklamış. Ancak, 1938 yılında yol inşaatı sırasında işçilerin tesadüfen ortaya çıkardığı kent duvarlarının arasındaki tarihi eserler yağmalanmış, bu olaylar 1959 yılına kadar birkaç kez tekrar etmiş. Nihayet, 1959'da başlatılan sistemli ve resmi kazılar sonunda Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde zengin bir Urartu bölümü daha oluşmuş. Erzincan kent merkezinin yaklaşık 15 kilometre doğusundaki bu kalenin Urartu uygarlığının en kuzeybatıdaki uç kalesi olması önemini arttırıyor.

Kazılar sırasında ele geçen tapınak, tapınak-saray, mezarlar ve diğer mimari kalıntılar ile çeşitli metal, taş, seramik, fildişi ve ahşap eserler Urartuların ve elbette Anadolu tarihinin önemli bir dönemi için çok önemli ve benzeri olmayan eserler. Oysa, Altıntepe, bugün ciddi bir korumadan uzak kendi haline bırakılmış, içler acısı bir durumda harap olmakta.

Geniş vadilerin, dar boğazların, altı kırık kum saati gibi toprağını kaybeden bir bölgenin kilit noktasında kurulmuş olan Kemah'tan da pek çok bölgeden olduğu gibi büyük kentlere göçler olmuş. Yine de, tarih boyunca, depremler, seller ve istilalar göçe zorladıkları bu insanların, birbirlerine ve yörelerine olan bağlılıklarına zarar verememiş.


kaynak:Atlas Dergisi , 1997

Bu haber toplam 2269 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA