• İstanbul17 °C
  • Erzincan14 °C

Fatih Kandemir / Kalemimden Damlalar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Fatih Kandemir / Kalemimden Damlalar

Bade İçer Gibi

01 Nisan 2013 Pazartesi 08:48

 

                     İçimde anlamsız düşünceler…  Dört duvar bana sıkıntı vermiş.  Bir bahar günü biterken çareyi dışarı çıkmakta bulmuşum.  Kaldırımlarda bir merdivenin basamaklarını aceleyle üçer beşer çıkarmışçasına hızla ilerliyorum. Ilık bir bahar rüzgârı yüzümü okşuyor. Müzik çalarım türkü çalıyor. Onu dinleyerek derin bir hayale dalıyorum. Türküde bir dörtlük şöyle:

Kırılmış telleri sevda sazımın

Eşi yok bendeki ince sızının

Tarlada çift süren köylü kızının

Topraklı terine âşıksın gönül

              

                      Demiştim ya derin bir hayale dalıyorum diye, şimdi derin bir âh çekiyorum.  Âh ki ne âh…

Şu son mısradaki inceliğe bakar mısınız? “Aşk” kavramı ne kadar ince bir motif üzerine işlenmiş. Belki bu biz gençlere- kendimi tenzîh ediyorum –biraz itici gelebilir, çünkü bir köylü kızının tarlada çalışırken yüzünden akan teri düşünmek hiçbirimizin aklına gelmemiştir. Sevilecek onca şey varken(!) Burada günümüzün genç âşıkları düşüyor aklıma. Hepsine de âşıkları demeye de dilim varmıyor ya. “Çevremde dolaşan sevgililer” diyeyim tabiri yerindeyse.  Acaba onlar birbirlerinde en çok neyi seviyorlar. Ne için aşk yaşıyorlar ya da yaşadıkları aşk mı?

                       Bu duygularla adımlarımı yavaşlatarak bir parka doğru giriyorum. Hava kararmış, parkta kimseler kalmamış. Banklar bomboş görünüyor. Yalnız biraz ötede iki kişi takılıyor gözlerime. Kendi hallerinde kımıldıyorlar. Günümüzde görmeye alıştığımız tablodan bir görünüm daha:  o basit sevgililerden bir çift. Birden içimde zaten olan bir öfke alevleniyor. Sonra içimden bir ses:  “Sana ne, sana bir zararları mı var? Kendi hallerinde oturuyorlar işte. Ne topluma bir zararları var, ne sana.” diyor. Düşünüyorum acaba gerçekten haklı mı? Gerçekten bu insanların kimseye ya da hiçbir “şey”e zararı yok mu? Bu sevgililer gerçekten birbirini seviyor mu? Eğer öyleyse bu sevgideki amaç ne? Aşkı yaşamak mı, yoksa karşılıklı olarak bir takım güdüleri tatmin etmek mi?

                      Bu tabloyu arkamda bırakarak bir banka oturuyorum.  Önümde düz bir yeşillik, solumda yeşermeye başlamış bir ağaç, sağ tarafımda lambası sönük bir direk. Başımı gökyüzüne yükseltiyorum. Tüm enerjisiyle parlayan, ışığı etrafını sarmış ayı ve onu çevrelemiş irili ufaklı yıldızları görüyorum. Sağıma doğru çeviriyorum başımı bir yıldız takılıyor gözüme. Hepsinden daha çok parlıyor. Zaten bu yüzden dikkatimi çekmiş olsa gerek. Uzun süre ona bakıyorum. Üzülüyorum haline, çünkü o parlayan yıldız bir an içimde gezinen aşk düşüncesinin yerini alıyor. Sanki aşkın çırpınışlarını ve can çekişmesini görüyorum o yıldızda. Sonra içimde aşkın yerine koyduğum yıldıza bakmaya devam ederken onda şu mutluluğu da görüyorum: “Ben kaybolsam, size görünmesem de hep varım.” diyor sanki. Ben de diyorum madem aşkın yerini almışsın içimde, o zaman aşk da hep vardır. Birileri görmese de, birileri üzerinden geçse de o hep vardır. Zaten herkes onu göremez ki.  Onu göremeyen onun üzerinden geçer sadece.  Evet galiba bir yerlerde hatta çok yakında birileri aşkın üzerinden geçiyor. Aşk onların eline vermiyor kendini ama onlar aşk üzerinden kim bilir neler yapıyorlar.  Aşkın üzerinden geçmek derken, “aşkın aşk için yaşanmaması”dır kastım. Yoksa aşk birilerinin üzerinden geçeceği bir şey değildir kesinlikle. Aşk; onu yaşadığını zannedenlerin etrafında dolaşan bir sis bulutu oladursun , onu gerçekten yaşayanların da üzerine, bahar yağmurundan sonra doğan  bir gökkuşağı olsun. Ama kimsenin üzerinden geçebileceği kadar alçalmasın. İçimizdeki aşkı üzerinden geçilecek kadar alçaltmayalım. Ne olur!  Eğer âşığım seviyorum diyorsak şöyle bir kendimizi yoklayalım.  Biz aşkımızı bir türkü dinlerken:

 

Sabahın seher vaktinde cânım efil efil  yel mi gelir

Çiçekler selama durmuş cânım belli ki yâr  gelir

 

Leyli leyli yâr mı gelir yoksa hayal düş mü gelir

Karanfil koydum adını cânım baharla tozar gelir

 

mısralarıyla mı düşünüyoruz,  yoksa  örneğini vererek birkaç satırlık yazımı kirletmek istemediğim müstehcen şarkıları dinlerken mi?

Aşkımız bize sadece mutluluk mu veriyor?  Ya da sadece mutlu olmak için mi aşk yaşıyoruz? Yine bir türkümüzün:

 

Derdimi dökersem derin dereye

Doldurur dereyi düz olur gider

İrakipler geldi girdi araya

Korkarım  yâr benden yoz olur gider

 

dörtlüklerindeki korkuyu taşıyor muyuz?  Yoksa  “Elimi sallasam ellisi, sen gidersen tombul kız, gelir ince bellisi.” mi diyoruz?  

                     Aşkın mutluluğu ızdırabında gizlidir. Aşk, sevgilileri bir kısa mesajla buluşturacak kadar basit de değildir. Aşk ve sevgi eğer karşılıklı ve samimiyse-öyle sanıyorum ki-kolay kolay bitmeyendir.  Sevgiliden ayrı düşsek  bile;

 

Ateşler içinde tutuştum yandım

Savruldu küllerim nerdesin nerde

 

Yâr deyip adını anamaz oldum

Gittiğin yolları soramaz oldum

Dağlarda bahardım burada kış oldum

Gözlerim yaş dolu nerdesin nerde

 

türküsüyle oturup yanmaktır.  Yoksa

“Boş ver, boş ver arkadaş başka bulursun,

En kötü günlerimiz hep böyle olsun!” mısralarıyla sahte bir teselli bulmak değildir.  

                    Bir zamanlar sevgililerin arasında dağlar vardı; taşlar, nehirler vardı. Onlar birbirleriyle bırakın konuşmayı, birbirlerini göremiyorlardı bile.  Ancak delikanlı yoldan geçerken, çeşme başındaki sevdiğine bir bakış ediyordu. O da her zaman olan bir şey değildi ki. Ârif olan kişi bir manimizde ne kadar güzel ifade etmiş;

“Yayla yolu dik olur

Hep ipekler  toz olur

Sen salla mendilini

El sallasan söz olur”

                   Şimdilerde sevgililer o kadar sık görüşüyor ki birbirlerine küsüyorlar bile. Âh âh nerde o eski sevgililer? “Çok muhabbet tez ayrılık getirir” demişler, gönül ister ki muhabbet olsun da ayrılık olmasın.  Artık sevgiliye ithaf edilen sözler:

Ekmeğimin tuzu olsan küstüm

Kaderimde yazı olsan küstüm

Padişahın kızı olsan küstüm

 

mırıltılarıyla söyleniyor. Sevgilin kimin kızıysa kızı, bundan sana ne ki? Sen onunla padişahın kızı diye mi barışacaksın? Onun için mi sevdin onu? Mırıldanmaya devam ediyoruz:

“Küstüm kara gözlerine,

Küstüm acı sözlerine”   

                   Âşığın haddine mi sevdiğinin gözlerine kırılmak ve sözlerine sitem etmek. Sevgilinin acı sözü âşığın şerbeti olmalıdır. Eğer sevgiliye bir sitem etmek gerekiyorsa  o da şu dörtlükteki gibi olmalıdır:

 

Kapıldım gidiyorum umudum yok yarına

Artık serimi koydum bu aşkın pazarına

Kömür gözlüm sende sevda ne arar

Sevmişim yâr yüreğim ona yanar

    

Yoksa bir türkünün şu dörtlüklerini okuyup sevgiliye sitem ederek,

 

 Karadır şu bahtım kara

 Sözüm kar etmiyor yâra

 Sen düşürdün beni dara

 Eyvah eyvah eyvah heey

Dedikten sonra “Kendim ettim kendim buldum/ Gül gibi sarardım soldum” deme çelişkisine düşmek değildir.  Madem kendin ettin, kendin buldun, sevgilin niye düşürdü seni dara?

                Türkülerden örnekler veriyoruz, çünkü bizde aşkın en güzel anlatıldığı ezgilerdir onlar. Şimdi türkülerimizden bir dörtlük daha;

Tatlı dile güler yüze doyulur mu doyulur mu

Aşk ile bakışan göze doyulur mu doyulur mu?

Doyulur mu doyulur mu canana kıyılır mı

Canana kıyanlar Hakk’ın kulu sayılır mı

            Hazır sevgilinin âşığına verdiği acıdan bahsetmişken iki mısracık yazayım istiyorum türkümüze hitaben:

Her dâim tatlı şarap içilir mi içilir mi

Acı söze kem bakışa küsülür mü küsülür mü

         Öyle ya sevgilinin güler yüzüne, aşk ile bakan gözüne doyulmaz ama ne hikmetse acı bir sözüne, kem bakışına hemen küsülür. Çünkü aşkın üzerinden geçiyoruz. İçine girmiyoruz. Âh bir içine girebilsek!  Âşık olmak için bade içmek gerekir ya bir kere rüyamıza gelseler de ikram etseler şu azîz bâde şarabını.

           Şimdilerde sevgililere barlarda ikram ediyorlar şarapları, viskileri. Bunlar da âşık(!)  oluyor ya. Ben de her sabah içtiğim sıcak çayımı bade içer gibi yudumluyorum vesselâm.


Fatih Kandemir

 

Bu yazı toplam 1901 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA