• İstanbul23 °C
  • Erzincan16 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
BEY KONAĞINDA İFTAR
18 Eylül 2007 Salı 00:00

BEY KONAĞINDA İFTAR

BEY KONAĞINDA İFTAR   Onbir ayın sultanı Ramazan bu yıl beyazlara bürünmüş bir masal perisi gibi kar beyaz aydınlığıyla sancağımızı teşrif buyurdular. Böylelikle ahalinin


BEY KONAĞINDA İFTAR

 

 

 

Onbir ayın sultanı Ramazan bu yıl beyazlara bürünmüş bir masal perisi gibi kar beyaz aydınlığıyla sancağımızı teşrif buyurdular. Böylelikle ahalinin bu yaz ne yaparız, hali nice olur davarlarımızın gibi endişeleri de, bu ak bereketle zail olup gitti. Bu hal Ramazan'ın betine ve bereketine yoruldu.

 

Oruç ayının bereketi ve kerameti biraz da iftar, sahur ve teravih gibi ibadetten öte daha çok husus! bir seremoniye benzeyen merasimlerinde gizlidir. Hele de iftari ar var ya, hiçbir cebri müdahale olmadan rehnedilen vakte kadar yemeden-içmeden durup, ötelerden bir muştu, bir müjde gibi semalardan yankılanan İftar Ezanı ile başlayan vuslatın ne olduğunu tarif etmek mümkün mü? O anın zevkine ancak tecrübeyle vasıl olunabilir.

Bu giz ve gizem, ağaların ve beylerin bütün ihtişamlarıyla, debdebeleriyle bulundukları mekanlarda daha bir başka ve otantik olur. Sancak olur da "Bey" olmaz mı? Zira sancak dediğin "Beylerinden" belli olur.

Biz de bu Ramazanda bizim sancağın beylerin den, Nevit Bey'den aldığımız iftar davetini bir "Bey Emri" telakki edip, üç beş devletliyle birlikte icabet edelim dedik ve yola revan olduk.

Beklim Çayında ikamet eyleyen beyimizin şanına yakışır ve yaraşır konağının önüne geldiğimizde bizleri cümle kapısında seyisler temrinle karşıladılar. Atlarımızı aldılar.

 

Hayber Kalesinin kapısı cesametinde iki kanatlı bir kapı. Üzerindeki tokmağa Tahrirat Müdürü Halil Efendi bir Osmanlı'ya yakışan bir edeble üç kere vurdu. Kanadın biri sanki kale kapısı açılıyormuşçasına çıkardığı müthiş cayırtısıyla açıldı ve üç adam bizi temennayla karşılayıp "Hoş geldiniz efendiler" dediler. Biz karşımızda namı ve şanı büyük Nevit Bey'i bulacağımızı beklerken, iç avluda daha üç kapıdan geçeceğimiz ifade edilince "Bey Aristokrasi'sinden" ne kadar nasipsiz olduğumuzu anlayıp yüzümüz kızardı. İki tarafında sıra sıra, neredeyse Devlet-i Aliye ile yaşıt dut ve çınar ağaçları. Fırat kıllarından seçilmiş aynı renk ve ebattaki çakmak taşlarından dizili, Arnavut kaldırımını andıran taş döşemeli yoldaki kısa bir yürüyüşten sonra ikinci kapı ve ardından nihayet üçüncü ve son kapı.

Bu kapının tokmağına Maarif ve Mektep Müdürü Sıtkı Efendi usulca dokundu. Bu sefer iki kanadı birden açılan kapıdan iç avluya geldik. Sağ tarafta bütün şaşaasıyla Bey'in istirahat, ikamet ve haremine ait haremlik, sol tarafta misafirler, marabalar ve hizmetçiler için ayrılan selamlık bölümü. Bu bölümün üstünde Bey'in ramazanlarda teravih kıldığı küçük, fakat estetiğin harcıyla inşa edildiği her halinden belli zarif bir mescit.

Ağır misafir olmanın ihtimamı ve imtiyazıyla mihmandarların eşliğinde zerzembiden geçerek misafirlere ait, sofalı odaya alındık.

Ahşabın cömertçe ve mahir bir dülger marifetiyle kullanıldığı büyük, geniş ve ferah bir oda. Eşiğin he men önüne serilmiş azametli bir ayı postu. Tam karşıda ağır misafirleri ısıtmak telaşıyla harlı yanan ve bütün iştahıyla meşe kütüklerini bir bir yiyen ocak. Yanlarda üzeri kıymetli el dokuması ipek halılarla kaplı, arkası yastık dizili sedirler. Yan duvara asılı ve yıllar yılı odada anlatılan avcılık hikayelerinden bıkmış gibi bakışlarıyla. sekizlik bir tekenin boynuzları tavana değiyor neredeyse. Ocağa yakın bir şekilde birkaç arşın kutrundaki tahtanın üzerine sıra sıra dizilmiş, saraydan tekaüdlü bir aşçıbaşı nezaretinde hazırlandığı tezyinatından belli yirmi dokuz çeşit yemek ve süslemeleriyle mükellef bir iftar sofrası. ÜIser ve gastrit illetinden malul olanlara halel gelir endişesiyle ısrarıma binaen, ismiyle de kanaatkar olan bizim Ahmet Kani "tadad etmeyelim" deyip vazgeçti yemeklerin adlarını sıralamaktan.

Kaşanenin gözler kamaştıran şaşaasından dalıp gitmişken uzaklara, birden dışarıdaki hareketlenmeden BEY'in geliyor olduğu anlaşıldı. Bir müddet sonra bütün bu ihtişamın ve debdebenin sahibi Nevit Bey içeri girdiler, misafirleriyle tek tek "Hoş-sefalar" edip, ocağın hemen yanı başındaki şahsına tahsisli minderine kuruldular.

Günün son ışıkları pencerede sönüp ortalık karanlığa gark olurken, o zifir tohumundan başlayan iftarın huzme aydınlığı yavaş yavaş etrafı aydınlatmaya başlıyordu.

İftar için, yuslatın muştusu Ezan'ı beklerken nazarlarımız kah Bey'e, kah sofradaki nevaleIere gidip gidip geliyordu. Nihayet müezzinin sabır ve neşveyle beklenen Davudi sesi, sessiz semaya nida nida yükselirken, minarelerdeki mahya emsal, gönüllerde "Ramazan çiçeği" açıyordu.

 

Kaynak:

 

Bir Bıldırcın Misali

 

Yılmaz Kurt

 

(Eski Kemah Kaymakamı)

 

Ötüken Neşriyat 2006

 

Bu haber toplam 1592 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
KÖYLERİMİZDEN HABERLER
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA