• İstanbul15 °C
  • Erzincan3 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
BİR YER VAR BİLİYORUM
08 Mayıs 2007 Salı 00:00

BİR YER VAR BİLİYORUM

Memleketimin dost insanlarına… BİR YER VAR BİLİYORUM Eteğinde Munzur’unKıyısında Fırat’ınİnsanı var asil yüzlüRiyasız dosdoğru sözlüBir yer var biliyorum Gençliğimi 

Memleketimin dost insanlarına…

 

BİR YER VAR BİLİYORUM

 

Eteğinde Munzur’un

Kıyısında Fırat’ın

İnsanı var asil yüzlü

Riyasız dosdoğru sözlü

Bir yer var biliyorum

 

Gençliğimi  adadığım

Namert ten hep  kolladığım

Yaşayıp da  doymadığım

Bir yer var biliyorum

 

Sofrasında bereketi bulduğum

Bağında helal lokma yolduğum

Gördüğüm her simada onu sorduğum

Bir yer var biliyorum

 

Bir avuç toprağı var misafımın yanında

Koysunlar diye kabrime  terki dünyada

Dağından taşından helallik istediğim

Göz yaşıma sığmış gurbette hasretliğim

 

Bir yer var biliyorum

Onu sol yanımda hep saklıyorum.

 

 

Faruk KÜÇÜKTAŞ ©

Gurbet 12/04/2007

 

TÜRKÜ YANGINI

””Seher yeli selam söyle yarime
Beni kula kul eyledi bu sene
Deyme kuşlar konmaz iken dalıma
Gurbet eli yol eyledik bu sene ““

“”Gel hele de gülüm gel hele “”

Yine bam telinden yakaladın aşık beni
Yine yangın vurdun sevdama
Yine sağanak söktün kuru gözlerimden
Sel çıkardın gönül dağlarımdan
Hangi çalı dibine çökeyim
Hangi tenhalara atayım kendimi
Hangi vurgunlara
Hangi yalnızlığa feryat edeyim şimdi
Caddeler kalabalık
Baktığım simalarda hep yabancı var
İki dağ arasındayım
Öyle dar.. öyle dar..
Yollar kaldırımlar
Hep dolular...
Gurbet zalim gurbet acı
Ağlayacak bir mekan bile koymuyorlar…

””Hasretin acısı bağrımı deler
Nedendir ki ben ağlarım el güler
Ne bir mektup gelir ne haber salar
Postaneyi yol eyledik bu sene “

Yorgunluk değil, koşmak değil, çalışmak hiç değil,,
Bizi yıkan
Hasretlikti ,hasretlik..
Her sabah baktığım
Rengi sararmış memleketimin fotoğrafında
Kaldı mı acep bir solukluk yer .
Böyle acı değildi bizim ekmeğimiz
Soğan tatlıydı
Su baldı,bal
Hava ise mis.
Ya Çile miydi çekeceğimiz
Sel olmuş hayat
Kimi aç ,Kimi tok
Kimi dünden tuzu kuru
Kimi Mağrur,
Kimini sarmış kibirli bir gurur.
Bir çay askısı dolu sevdalarım .
Elde kalıyor..el yabancı el bilmiyor.
Tükeniyor hep ikramlarım ...
Sağanak akıyor kulağım aşığı dinliyor.
Gurbet elde bir türkü işte böyle sızlatıyor.

””Aşığın sinesi benzer sazına
Geceleri uyku girmez gözüme
Takatim yok sular indi dizime
Hastaneyi yol eyledik bu sene ““


Faruk KÜÇÜKTAŞ ©

08/05/2007 DÜZCE


Yapraklar Dökülürken

Sen öyle bakma
Kırışmış yüzüme yorgun bedenime
Ceviz pirinden kap kara olmuş ellerime
Merak etme bu gövde daha çok yük çeker
Dehre ile kavak çiperini çok ufaltır bu eller.
Hasret bazen mağlup eder beni
O zaman
Avuçlarım açılınca semaya rengim çıprık gibi aklaşır
Yanık yüzüm dost mekanımda daha da nurlaşır
Ben Alışmışım
Topal hafızın cırtlak ezan sesi ile sabahları uyanmaya
Salavat getirerek sabah ayazında buz gibi suda abdesimi alımaya
Etrafımda
Ne var sanki erkenden kalkacak diye;
Söylenecek ne bir gelin var
Nede
Soframda hiç sevmediğim türlü türlü kahvaltılıklar
Yeter bana hafif çiselenmiş bir iki tandır ekmeği
Birde göğermiş tulum peyniri
Bu sene bir külek basmışım, sapsarı tere yağını
Gelinime inat hen övün yiyeceğim gahırdaklı pıhpıh pilavını
İhtiyat o ya
Belki ölürüm,belki derin kış olur diye
Sungurulu Münüre mezarımı bile kazdırdım.
Üç beş tut tahtası ,bir haral samanlı gazel hazırladım.
Sandıktaki bohçama
Lifi ,sabunu kefenimle, kafuruyu sardım.
Kırmızı kesede beşi bir yerde var onu veresiniz ki gelinime
Hacı babandan kalma zemzemi bol bol serpsin üzerime
Heveslenme oğul
Bu sene hiç bir yere gitmiyecegim
Oturup mekanında rahmetli babanı yad edeceğim
Kokusu her kapı açışımda dolar gibi sanki evin içinde
Paltosu askıda goppiği hala iç cebinde,
İmamesiz kehribar tesbihi bile durur misafının üstünde
Bıldır bu zamandı pencerenin pervezına dayamıştı başını
Huma kuşunu dinlerken tek tek dökmüştü gözyaşını
Derin derin bir nefes çekmişti kacak tütününden
Az kalsın boğuluyordu
Sivinkteki kuşlar hep kaçmıştı öksürüğünün sesinden
Has adamdı
Her sabah kuşluk vakti erkenden zikre kalkardı
Oçağımı tüttürenin akıbetini hayr eyle diye yalvarırdı.
Duruşundan hep millet çekinir titrerdi,
Çok konuşmayı sevmez hep başını sallar ,az söylerdi.
Neler neler oldu biliyor musun onun ardından
Söylemedim sineye çektim hep senin korkudan
Daha kırkı çıkmamıştı
Gollik köpeği yemedi aç susuz öldü mezarının yanında kaldı
İngiliz sarması horozlu çiftesinin meneviçleri karardı
Birileri sekülerdeki bahçenin harkını kapattılar
Geçmeyelim diye yollara çağmarları çaktılar,çiperleri bastılar.
Kırdılar kırk hevesle diktiğin çamların dallarını
Ağlaya Ağlaya balmumu ile kapattım balta yaralarını
Bu sene o seviyor diye
Sırlı küpe koydum çermesi armut turşusunu
Canı için ramazanda
Sevindireyim bütün kapı komşusunu
Etme oğul
İnce ince kıymışım bak odun tekneme yağlı çıramı
Bırak hatıralar içinde sarayım bu senede yaramı
Erik odunu çıtır çıtır yanarken sac sobamda
Biraz pestil biraz ceviz yerim canım sıkılanda
Kor kaldırırız bacılığımdan nasılsa kimse dinlemez bizi
Ta kızlık zamandan başlatırız muhabbetimizi

Faruk KÜÇÜKTAŞ ©

2001 KEMAH

Ah Anjel ....

Sen bilir misin lastik ayakkabıların nasırladığı ayakları ,
Yahut
Eskimiş kırmızı çiçekli entarimin siyah yamasını.
Çamurları ,soğukları, karları ...
Yani yokluğu ,birazda açlığı...
Sen barbi bebeklerinle renkli hülyalara dalarken
Yumuşak , kar gibi beyaz yatağında
Ben ot yastığına başımı dayayıp tahta kurusu tıkırtılarında
Açlığımı unuturdum,
Benzimiz yanardı ayaz soğuğundan .
Yüzümüz kararırdı yufka ateşinde tezek tütsüsünden ,
Çökelekli ekmekle geçerdi çoğu günümüz .
Karnımız öyle yalancıktan doyardı
Yarım yamalak geçerdi öğünümüz....
Çocukken yıldızları sayardım
Onları uzak ülkelerin hiç sönmeyen ışıkları sanırdım.
Uzatırdım ellerimi gökyüzüne,
Karanlıklar arasında bir kaçını avcumun içinde hapsedip
Gözlerimi kapar ,öyle, hayallere dalardım.
Gün doğarken şorak bacada yaslandığım loğ taşından
Sırtımda birkaç taş eziği,kollarımda sinek ısırığı
Biraz mahmur biraz üşümüş,
Yokluğa,sefalete uyanırdım.
Ah Anjel ,
Öyle bakma yüzüme yağmur ıslağı gibi.
Benim sevdalarım tozlu raflar arasında meçhule karışmış,
Hayallerim ise yıllanmış duvar halısı gibi ,rengi kaçmış.
Belki çilenin kitabı olsa en iyisini ben yazardım
Kelimelerin en acısını , mısraların en azaplısını, sıralardım ...
Sen pırıltılı akşamlarına aldanma şu aydınlık gecelerin
Hala ufkuna güneş doğmayan günlerde yaşıyor birileri,
Gülleri açmamıştır ,tomurcuktur hala onların çiçekleri .
Neşeli simalara benimkini de karıştırma
Şu dağlar arkasında bulamazsın öyle mutlu yüzleri .
Onlar yalancı sevdalardan hep aldanmıştır
Ne düşünmeye ne de yürümeye takatleri kalmıştır.
Tükenmiştir dillerinde güzellik sözcükleri
Hayat zalimliğini her zaman yapıyor olsa da
Yaşam için "bir daha !"diyor birileri...
Ah! Anjel..
Sen Avrupalı.
Ben o sarp kayaları olan dağlar arasında bir yerden
Munzur dağı eteği köyünden !
İşte oralı.



Faruk KÜÇÜKTAŞ


KEMAH

Gurbette bir mekan var.
Mekanda Kemah
Duvarda bir resim .
Resimde Kemah
Mola yerinde bir otobüs ,
Tabelasında Kemah
Orta kapısı açıldı ,
Koku
Buram, Buram Kemah
Bir çocuk kuytuya sığınmıştı
gördüm :
Gelinen yöne baktı
Bir nefes çekti sigarasından
Dumanında Kemah ,
Hüznünde Kemah
Bu nasıl yer
Gidilmezse özletiyor
,Sorulmazsa sorduruyor.
İsmi öylesine,Ezberde öylesine tuhaf
Beynimde bitmiyor telaffuzlar
Etrafımda
Kendi yoklar hep seni soruyorlar
Efkar var , öfke var
Ah çekiyorum Ah
İnsan bir kere sevmeye görsün anladım
Nereye gedersen git orada Kemah


Faruk KÜÇÜKTAŞ ©

2007(DÜZCE)

Bu haber toplam 1686 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA