• İstanbul23 °C
  • Erzincan27 °C

Recep Babacan / www.kemahtarihi.com

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Recep Babacan / www.kemahtarihi.com

ÇANAKKALE DESTANI BİR İMAN RUHUDUR

16 Nisan 2014 Çarşamba 17:38

Tarihi, İlkokul birden üniversiteye kadar her dönemde okuyoruz. Ama ibret alıcı olsun. Bu şekilde değil…

Hatırlarsan hatırlanırsın, unutursan unutulursun, masal dersen masal durumuna düşersin.

Yahya Kemal’e Türkiye’nin nüfusu kaç diye soruyorlar bir gün “250 milyon” diyor.

“Hazret her halde dilin sürçtü 25 milyon diyecektin galiba.”

“Yok, yok” diyor, “Dilim sürçmedi biz ölülerimizle yaşayan bir milletiz.”

Çanakkale Savaşı bu güne kadar çeşitli yönleriyle anlatıldı. Askeri yönü, stratejik yönü hep konuşuldu.

Çanakkale’yi demirden kale yapan bir namus işidir, inanç işidir.

Çanakkale İmanın her zerresinin katre katre bomba olarak yeryüzüne yağması işidir.

Çanakkale bir ruh işidir.

Çanakkale’yi geçilmez yapan bir iman işidir, aşk işidir.

Çanakkale Seyit Onbaşı’ların, Ezineli Yahya Çavuşların, Oğuz Onbaşı’ların, Mustafa Asımların, Filibeli Hasanların, Mehmet Muzafferlerin gövdelerini ortaya koyduğu yürek işidir.

Çanakkale’de Albay Cevat Çobanlı paşayı, Mayın grup komutanı Yarbay Nazmi Bey’i, Seyit Onbaşı’nın kimsenin kaldıramaz dediği o 275 kiloluk bombayı taşıdığını, 63 arkadaşıyla bir alay İngiliz taburunu Ertuğrul koyunda yarım saat durdur demelerine rağmen, 10 saat durduran Ezineli Yahya Çavuş’un koyduğu bir varoluş işidir.

Eğer bu yazdıklarımdan birisi dahi olmasaydı, Çanakkale’de destan yazılmazdı.

Osmanlı tükenmek üzeredir.  İttihat ve Terakki zihniyeti Sultan Abdülhamid sonrası memleketi bozuk para gibi harcamaya başlamıştır. 9 yılda tükenen bir vatan toprağı.

Emperyalist güçler, öldürücü darbeyi vurup haçlı emellerini gerçekleştirmek için, İstanbul’u işgal edip Büyük Osmanlı Türk Devleti’ne son vermek isterler. Fatih’in Ulubatlı Hasan’ın kemiklerini adeta titretircesine.

Emperyalistlerin İstanbul’a ulaşmaları için Çanakkale’den geçmeleri şarttır. Bütün güçleriyle Çanakkale’ye yüklenirler. Fakat o da ne? Çanakkale, “Nuh deyip, peygamber dememekte ısrarlı!” Çanakkale geçilmiyor. Karadan geçilmiyor, denizden geçilmiyor. Bombardıman yağmuruna tutuluyor dil gibi yarımada. Havada uçuşuyor Mehmetçiğin aziz bedeni. Ama Çanakkale geçilmiyor.

Geçilemedi Çanakkale. Savaşın en şiddetli anlarında Sultan Mehmet Reşad, Beylerbeyi sarayında esaret hayatı yaşayan abisi Sultan Abdülhamid Han’a bir not gönderir. Çanakkale’yi geçebilirler. Sizi ve mahiyetinizide alarak yanınıza da kutsal emanetleri vererek Konya’ya gönderelim.

Sultan Abdülhamid Han bu notu alır almaz derin bir nefes alır. Bir not yazar Padişah kardeşine.

“Ben Resulullahın kokusunu alıyorum, buralarda bir yerlerde. Çanakkale geçilemeyecektir” der.

250 Bin kişi şehit düştü. Bir o kadar da karşı taraftan.

Diğer cephelerde 500 bin insanımızı kaybettik.

Metrekareye 6000 mermi düşüyordu Çanakkale’de.

Mustafa Kemal Paşa anlatıyor. “Siperler arasında mesafe sekiz metre.

Böyle bir alanda vuruşmalar oluyor. Birinci siperdekiler ölüyor. İkinci siperdekiler üç dakika İçinde öleceğini biliyor. Bilenler Kur’an okuyarak, Kelime-i Tevhit çekerek düşmana doğru gidiyor.

Kimsenin hesap etmediği şey; Çanakkale de ortaya konan bu ruh İman Ruhudur. O ruh öyle bir ruhtur ki, ne canan, ne mal, ne evlat düşünülmüyor.Düşünülen tek şey var; Devlet, millet ile namus.

Yiyecek yok, silah yok, mermi yok.

Aşk var, iman var, azim var, inanç var, ruh var.

Çanakkale de Tıbbiyeliler gönüllü şehitlerdir. Liseliler gönüllüdür şehit olmaya. Pek çok lise, mezun veremez o yıl. Çünkü son sınıf öğrencileri Çanakkale’de şehitlik makamına erişmişlerdir. Bu liselerden birisi de Galatasaray Lisesi’dir.  Mektebi Sultan-i.

15 yaşında bıyığı terlememiş bir genç gelip yüzbaşının önünde durur. Yüzbaşı sorar “Evladım siz kimsiniz?”

“Galatasaray Mektebi Sultanisi öğrencisiyiz. Vatan için ölmeye geldik” der. Çanakkale’ye gönüllü yazılan liselilerin birçoğunun boyu kısa idi. Çanakkale’ye gönüllü olabilmek için parmaklarının üzerinde durmaktadırlar. Uzun görünüp de askere çağrılsınlar diye.

Savaş için çok küçüktüler. Süngü tutmasını bile bilmiyorlardı.

Mermi böyle asılır. Tüfek böyle tutulur. Düşmana söyle saldırılır. Ortalık hafif aydınlanır gibi olunca düşman gemileri siperlerimizi bombalamaya başladılar. Yer gök top sesleriyle inliyordu. O şarkıyı söyleyerek sipere gelen sanki çiçek toplarmış gibi neşeli olan çocuklar, siperin bir köşesinde birbirlerine sarılarak tir tir titriyorlardı.

Derken içlerinden biri avaz avaz bir marş söylemeye başladı.

Annem beni yetiştirdi bu ellere yolladı.

Sonra bir başkası yine aynı kelimeler.

Annem beni yetiştirdi bu ellere yolladı.

Az sonra, biri daha, biri daha, biri daha;

Annem beni yetiştirdi bu ellere yolladı,

Al sancağı teslim etti Allah’a ısmarladı,

Boş oturma çalış dedi hizmet eyle vatana,

Sütüm sana helal olmaz saldırmazsan düşmana.

Anadolu ayaktadır; cephede Mehmetçiği, geride hatunuyla.

Türk subay anlatıyor, “Askerin yiyeceği karavana da yoktu. Kimi zaman pestil çıkıyor, kimi zamanda kavrulmuş buğday. Açlıktan ölmekte olan bir Mehmetçiğimiz, verdiğimiz el kadar pestili elinin tersiyle itip; ‘Ben ölüyorum. Pestili bana yedirip de ziyan etmeyin. Savaşan bir askerimize yediriniz!’ dediğini duyduğumda; Ey Allah’ım bu millet ölür mü? Diye şükretmiştim”

O kadar çok şey yazmak istiyorum ki Çanakkale Savaşına dair. Hangi birini yazsam diye zihnim kendisiyle tartışıyor.

Yaralanmış asker yarasını göstermek üzere sallanan kolunu komutanına getirip, “Komutanım daha çarpışamıyorum şu kolumu kesebilir misiniz?” diye soruyor.

Tabya savaşlarında tabya bombardımanının da iki gözünü kaybeden askerimize Albay Cemal Paşa tarafından hali ve hatırı sorulduğunda komutanının üzüldüğünü hisseden askerimiz bakın ne diyor?

“Komutanım üzülmeyin benim gözüm artık göreceğini gördü artık bana dünyada göz gerekmez” dediğini mi yazayım?

Bir gözünü kaybeden askerimizi tedaviye göndermek istediklerinde “İki göz ile geriye bakmaktansa bir gözle düşmana bakmak evladır” deyişini mi yazayım?

Yaralanan askerimizden birisine ekmek verdiklerinde, “Bana vermeyin benden artık iş geçti bunu daha kuvvetli bir askerimize verin ona güç olsun kuvvet olsun” deyişini mi yazayım?

Hangi kahramanlık timsallerini anlatayım?

Ve analar, Annelerimiz çok kıymetlidir bizim.

Bizim dinimizde, kültürümüzde ayakları öpülecek tek varlıktır onlar. Onlar ninnileri şahadet üzerine söylerlerdi. Bugün bazıları o ben askere göndermiyorum diye ifade edebilir askerliğin ne olduğunu bilemez. Bu konular bizi biz yapan hususlardır. Onları yıkmamalıyız.

Beyi bey doğurmaz oğul beyi ana doğurur.

Onu yetiştiren ninnisinde şehadetlik üzerinedir.

Oğlunu gemiye bindirdiğinde, “Oğlum dayın Şıkka da, baban Dömeke de, ağaların Çanakkale de şehit düştü. Bak son yongam sensin. Eğer ezanlar susacaksa, bayrak sancak inecekse, sütüm sana haram olsun, öl fakat geri dönme. Yolun Şıkka ’ya uğrarsa dayının mezarına bir Fatiha okumayı unutma. Haydi oğlum yolun hak, yoldaşın hak olsun” diyerek gemiye bindirir trene bindirir.

Çanakkale 1. Cihan harbini 3 ay uzatacakken 2 yıl uzattı. Bize karşı bakışları farklı oldu. İngiltere’de hükümet yıkıldı. Rusya’da 300 yıllık çarlık rejimi yıkıldı. Çanakkale olmasaydı Lenin’i bir edebiyat yazarı olarak okuyacaktık.

Fransız ve İngilizler sömürgelerini kaybedecektir. Her şeylerini kaybettiler ama bir şeylerini kaybetmediler. Oda Siyasetleri oldu.

Üzerinde güneş batmayan İngiltere nerdeyse üzerinde güneş doğmayan ülke olacaktı.

Biz 250 bin kişiyi kaybettik, okumuş tahsilli gencimizi, yetişmiş neslimizi kaybettik. Cumhuriyet tarihinde en fazla ihtiyacımız olan bu genç neslimizi kaybettik.

Ama Çanakkale bize çok büyük bir ruh verdi.

Sömürge altındaki Müslümanları bu ruh ateşledi. Bu ruhu unutmamalıyız. Bu ruhu, bu mihenk taşını unutmamalıyız.

Çanakkale’yi ders haline getirmemiz lazım. Oradakileri adıyla canıyla hatırlamamız lazım.

Çanakkale, anaları anlamak bakımından, yiğitlik anlamından, Müslümanlığın anlamını anlatmak açısından, bir açık hava müzesidir. Bu milletin şehadet mertebesinin açık hava müzesidir.

Çanakkale Zaferi’nin 99. yıl dönümünde, Aziz Şehitlerimizi bir kere daha saygı ve minnetle anıyor, Allah’tan rahmet diliyorum.

 

Bu yazı toplam 1039 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA