• İstanbul11 °C
  • Erzincan5 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ÇEYİZ SANDIĞI, Faruk Küçüktaş
28 Şubat 2009 Cumartesi 00:00

ÇEYİZ SANDIĞI, Faruk Küçüktaş

ÇEYİZ SANDIĞI Çocukken, en sevdiğim şey annemin üzerindeki yığılmış yorganları günlendirmek için kaldırdığında kendi çeyiz sandığını karıştırırken onu seyretmek olurdu.

ÇEYİZ SANDIĞI

 

Çocukken, en sevdiğim şey annemin üzerindeki yığılmış yorganları günlendirmek için kaldırdığında kendi çeyiz sandığını karıştırırken onu seyretmek olurdu. Ben karşı tarafta uzunca bir divanın üzerine uzanır ellerimi çeneme dayar öyle sessiz iç geçirmelerini seyreder, içten içe çektiği ahlar nedenini anlamak birazda onu kızdırmak için “amma çok değerli çeyizin varmış” diye söylenirdim.

Benim sözlerim özerine daha da çok içerlenir sonrasında yutkunur.”Ben ne heves ile yapmıştım bu işlemeleri “diyerek gözlerinden yaş akmaya başlardı. Ama bir ağlamaya görsün ta kızlık döneminden beri başlar sandığında katı açılmamış kanaviçe örtülerin neden durduğunu sıralar, çektiği sıkıntıları delil göstererek tek, tek anlatırdı.

 


O an en güzel hareketi yapmaya çalışır hemen boynuna sarılırdım. Bir müddet öyle kalırdık. Ardından duvarda asılı Mushaf kabı içerisinde ucu püsküllü yeşil ip takılı anahtarı alıp sandığını özenle açarken etrafa yıllanmış Hacı Şakir sabun kokuları yayılırdı.

Sandığın en üstünde duran bir bohçayı bir kenara ayırır içinde kâfuru, gül suyu ve beyaz patiska bulunan son dünyalık giysisini göstererek “götüreceğimiz işte bu” derdi.  Ardından boynuna dolalı elimi boynundan çeker, sandığın en diplerinden üzerinde kocaman bir çapa iğnesi olan ve içi çocuk giysileri ile dolu bir bohçayı çıkartırdı.

Kırmızı çiçekli divitin pazenden dikilme bir çocuk pijamasını eline alıp “Bunu ben bohçacı Sevimden sana hamile iken almıştım. Tura iplik ile diktim. O zaman dikiş makinesi nerde.   Babaannene dikerken danışmadığım için hep sana hep gizli, gizli giydirdim.”der o zaman çektiği sıkıntıları hatırlar oda bana sarılırdı. Bir müddet öyle sessiz kaldıktan sonra çözülür ardından kız kardeşimin mavi patik lerini onun çocuğuna giydirmek için sakladığını, İspartalı Hâkimin karısına üç yumak dantel örüp karşılığında bir kazak örneğini aldığı ve bütün kardeşlerimizin ortaklaşa giydiği kolları büzmeli kazaklarımızı koklayıp “hala bebekliğiniz kokuyor hepiniz bunlarda büyüdünüz” derdi.

Bir an çocukluk yıllarıma döner mutlu huzurlu günleri hatırlar depreşen kederle tekrar anneme sarılırdım.

 


Aslında görmek istediğini bizlerden saklamak için hep oyalanır anlattığına birkaç kelime ekleyerek kendisini yalnız bırakalım diye tekrar dönerek bana anlatırdı. İnadımı kıramadığından çaresiz tek, tek çıkarttıklarını yerleştirir son bohçaya sıra gelene kadar gitmemi beklerdi.

 Annem bir müddet sonra dayanamayarak sonra gevşemiş çapa iğnesini yeniden takma bahanesi açılan bohça içindeki genç yaşta kaybettiği babama ait giysileri tek, tek elden geçirir o ara benim varlığımı unutup “ senden geri kalan meğer buymuş” diyerek elindekilere kapanırdı. Onu öylece bırakırdım. Kim bilir kaç kez koklanmıştı bu beşin yelek,  kaç kez gözyaşları ile ıslanmıştı o gri ekose gömlek.

Hatıraların saklandığı kuytularda her zaman anımsanacak güzellikler vardır. Bizleri o günlere götürecek değerleri saklamasını bilelim.

 

Faruk KÜÇÜKTAŞ © 2009

Bu haber toplam 1620 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA