• İstanbul31 °C
  • Erzincan33 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ÇİĞDEMLİ KÖYÜ
10 Aralık 2005 Cumartesi 00:00

ÇİĞDEMLİ KÖYÜ

ÇİĞDEMLİ KÖYÜ "ÇİĞDEMLİ KÖYÜ (Nezgep)" Kemah’a 33 km uzaklıkta İliç yolu üzerinde Çay Mevki’sindedir. Aslında köyün ilk yerleşim yeri, Kızılkaya’nın yamaçlarıydı. 06.05.1980

ÇİĞDEMLİ KÖYÜ "ÇİĞDEMLİ KÖYÜ (Nezgep)"

Kemah’a 33 km uzaklıkta İliç yolu üzerinde Çay Mevki’sindedir. Aslında köyün ilk yerleşim yeri, Kızılkaya’nın yamaçlarıydı. 06.05.1980 de büyük bir heyalan olmuş ve mevcut 75 haneden 2 si haricinde hepsi yıkılmış. Heyalan yavaş yavaş olduğu için can kaybı olmamış. Bundan sonra devlet, köylülere Sırpığı mevkiine 22 konut yapmış ve haneler de bu yeni evlere taşınmışlar (1987). Tabi o zamanlar şimdiki İliç karayolu yokmuş. 1962 de açılan köyün ilkokulu 1985 de kapanmış.

Heyalandan sonra köylülerden bazıları da şimdiki Nezgep Çayı Mahallesine gelip, kendilerine ev yapıp yerleşiyorlar. İlk gelenler,Yahya DENİZ, Hürrem AKKAYA ve Mehmet AKKAYA. Şu anki köyün yeni yerleşim yeri, Bağırsak Çayı ile Sitemi Çayının birleşmesinden oluşan Nezgep Çayının üst tarafına doğru Ardıçlık’ların hemen alt kısmındaki yeşillikler içindeki araziye kuruluyor. Burada şimdi 16 hane olup, yeni inşaatlar devam etmektedir.  İstanbul’daki köylülerin katkılarıyla Çiğdemli Köyü Kalkındırma ve Yaşatma Derneği tarafından, ana yolun Yahni Kapağı denen mevkiye “Çiğdemli Yeşilyurt Camii” olarak yeni bir cami inşaatı devam etmektedir.1933 de ilk gurbetçilik başalamış köylerinden. İlk zamanlar “Talaşçılık” ve bütün Kemah’lılar gibi “Çaycılık” yaparlarmış. 1942 de ilk olarak Mustafa KOÇYİĞİT şise suyu alıp-satmaya başlamış, 1953 de de kendi imalathanesini kurmuş. O’nun başlattığı bu kervana hemşehrileri de takip etmişler. Bugün İstanbul’da 248 haneye ulaşan Nezgeb’lilerin % 70 i bu işi yapıyormuş.



ÇİĞDEMLİ KÖYÜ İpek Yolu bu köyden geçtiğinden, köyün büyük bir önemi varmış. O zamanlar köyde bir karakol, levazım deposu ve aşevi varmış yolculara hizmet eden. Bunlardan ayrı bir de köylülerin Ziyaret dedikleri yerde birde Zaviye varmış. Hatta heyelan’a kadar buraya çok uzaklardan ziyaretçiler gelip, kurbanlar keserlermiş. Birde buradan çıkan şifalı bir sudan da derman bulurlarmış dertlerine.

Tapu Tahrir Defterlerinde 1516 da viran bir halde olan köy, 1530 da 4 hane, 1568 de 15 hane ve 1591 de 12 hane idi. Mahsulleri buğday, arpa ve baldan müteşekkil olup, vergi hasılı 1530 da 1 833, 1568 de 2 400 ve 1591 de 4 000 akça olduğu kaydedilmektedir. Ayrıca köyde 1 de zaviye vardı ve köyün malikane hissesi zaviyeye vakfedilmişti. Köyün İpek Yolu üzerinde olmasından dolayı, ahalisi buradan gelip geçen yolcuların ve kervanların güvenliğini sağlamakla vazifelendirilmişler. Bu hizmetlerin karşılığı olarak da avarız-i divaniyye ve tekalif-i örfiyye (devlet ve askeri) vergilerinden muaf tutulmuşlardı. Derbent’lik verilecek köyün, coğrafi konumunun yanında, burada yaşayan insanların at ve silaha meraklı olmaları, devletine sadık ve “Öztürk” olmaları gerekiyordu. Bu hasletleri Nezgep’lilerin tarihten beri taşıdıklarını, bu nedenle kendilerine Derbentlik ünvanı verildiğini iftiharla söylerken gözlerinin içi parlıyordu köyüne aşık Ahmet AKKAYA’nın. Öte yandan, köyden her ayrılışında hasretlik acısından çocuklar gibi ağlayan Hacı Nurettin, köylerinin eskiden bu çevrede Küçük İstanbul olarak bilindiğini ve herkesin bu Derbent köye kız vermek için yarış ettiğini gururla ve üzerine basa basa söylüyordu.



        Hacı Kemal KOÇYİĞİT’in hanesindeki, sıcak muhabbet koyulaştıkça, mazinin o tatlı hatıralarının kaydedildiği eski defterler karıştırıldıkça, eskiler o günleri sanki yeniden yaşıyormuşcasına anlatıyorlardı o mutlu zamanlarını. Eskiden köyün 3000 davarı varmış. Bunları Karşı Tarla, Gıragos, Progü ve Kötüce yaylalarının münbit çayırlarında otarırlarmış. Hacı Nurettin, şimdi Özkaynak Sularının büyük patronu Ali KOÇYİĞİT’le lavaşa sarılmış tulum peyniriyle nefislerini ıslah edip, buz gibi soğuk pınarların (Taşpınar, Fitni ve Piyaz Pınarı) suyunu içtikten sonra, İhsan YENİMOL'un (köyün en iyi kaval çalanı olarak bilinir) dağları inleten, dinleyenleri ağlatan kaval çalışını anlatırken gözlerinin içi doluyordu. O’nun derin AH’ından anladığım “Hey gidi koca İstanbul, kucağına alıp bağrına bastığın Anadolu insanına herşeyi verdin de, bir mutluluğunu ve gönül huzurunu mu veremedin acaba ? Yoksa, mutlu insanlar, tek ahbabı sadık dostu elindeki kavalıyla yüce dağlarla halleşen, dertleşen davar çobanları mı?” diye düşünesim geliyor. Şiiriyetin ve gönül okşayan mistizmin yumuşak atmosferine, bu diyarlara “Kerem ile Aslı” hikayesinin, Kerem’i varya işte O'nun bile bu diyarlara geldiğinden bahisle,bir Kerem türküsünden birkaç mısrayla hüsn-ü hatim ediyor Ahmet AKKAYA : “Çilhoroz Dağından Hasanovaya Kemah hocaları dursun duaya isfahan ilinden Nezgep Köyünden Orada bir hasta var diye Birde benim için ötün turnalar...”


 

Köyün Sınırları: Doğusu; Tavşanlı Taş, Kamuk Burnu Sırtı, Kızıldirek, Kıra Tepenin Sırt, Yılkıhanın Dere, Batısı; Çurhallının Burnu sırtı takiben, Gebanın Su Arkı, Gebanın Dere, Bağırsak Çayı, Sarutaş, Kuzeyi; Küllütepesinin Yol, takiben Sarıtaş, Vızzığın sırt, Davul Parmağın Sırtı, Çiğdemli Köyün sırtı ve Güzin Sırtı, Güneyi; Karatepe Sırtı, Sallık, Delikler ve Arducun Sırtı takiben Kolik Derenin sırt.

Eski adı ile Nezgep ;1516 da viran bir halde olan ve 1 hane nüfusa sahip olan köyün,1530 da 4 hane,4 mücerred,1568 de 15 hane,1 mücerred;1591 de 12 hane 1 mücerred nüfusu vardı.köyün ana yol üzerinde bulunmasından dolayı,ahalisi buradan gelip geçen yolcuları muhafaza ile görevlendirilmiş ve bu hizmetleri karşılığında avarızı divaniye ile tekalifi örfiye vergilerinden muaf tutulmuşlardı.mahsulleri buğday,arpa ve baldan müteşekkil olup,vergi hasılı 1516 da tahminen 2.500,530 da 1.833,1568 de 2.400 ve 1591 de 4.000 akçe idi.Ayrıca köyde 1 de zaviye vardı.köyün malikane hissesi zaviyeye vakfedilmişti. Çiğdemli köyünün 1975 sayımına göre nüfusu 394 kişi idi.(www.kemahlilar.com)

 Kaynak: Kemah Kitabı,Bir Derkenar Yılmaz Kurt (Eski Kemah Kaymakamı)

YÜREĞİMDEN NEZGEP'E

Yine bir özlem doldu içime.
KAĞIDI KALEMİ ALDIM ELİME.
Nezgep'in dağları geldi gözüme.
YAŞ AKITTIM GÖZLERİMDEN GÖNLÜME.

Meğer köy özlemi,ne kadar zormuş.
KALEMİM BİLE YAZARKEN YORULMUŞ.
Yüreğimden dökülen hasretlik buymuş.
ŞU İSTANBUL GELENİ BIRAKMAZ OLMUŞ.

YASEMİN AKKAYA

EĞER

Nezgep'in dağları güzel görünür.

Hasretlik içinde yanarsan eğer.

Köyden gelenlerden haber alınır.

Toprağına, suyuna âşıksan eğer.

 

Kemah ve çevresi nasıllar denir.

Gelen elmasından özlem giderilir.

İçine çekersen, hasret kokusu gelir.

Toprağına, suyuna âşıksan eğer.

 

Erzincan türküleri dertli söylenir.

Davulu, zurnası kalpten dinlenir.

Köy aşkı ancak böyle dile gelir.

Toprağına suyuna âşıksan eğer.

YASEMİN AKKAYA

         BİR ZAMANLAR
Orak elimizde ekin biçerdik.
Yorulmak nedir ki biz hiç bilmezdik.
Büyük şehre geldik sosyetikleştik.
Geçmişe ne çabuk bir sünger çektik.

Halbuki böylemiydik köyün zamanı.
Koştururduk hep onun,bunun keğanı.
Şimdi çarşıda bile el arabası.
Bilmem ki acaba bu neyin havası.

Sanki çırpınmamışız köyde bir zaman.
Ne ben anlatırım,nede sen inan.
Bu nasıl bir devran,geçmişi bir an.
Aklıma geldikçe gülerim her an.


YASEMİN AKKAYA















Get this widget|Track details|eSnips Social DNA
Bu haber toplam 1876 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
KÖYLERİMİZDEN HABERLER
    Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA