• İstanbul14 °C
  • Erzincan2 °C

Nidayi Sevim / www.kemahlilar.com

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Nidayi Sevim / www.kemahlilar.com

Çok yaşamak mı, bereketli yaşamak mı?!

02 Ekim 2013 Çarşamba 22:30

yazici.jpg

Eski bir masaldır. Bin yıldan fazla yaşayan Nuh Peygamber’e “Dünya’da ne gördün?”  diye sormuşlar. Nuh Peygamber gülümsemiş: “Dünya iki kapılı  bir han, girmemle çıkmam bir oldu. İçeride ne olduğunu görmeye vakit mi kaldı” demiş. Eskiler, yaşlandıkça yaşama özlemi daha da artar derler. Doğrudur da... Eyüp Sultan Camii arkasından, Kaşgari dergâhına çıkarken yolun ikiye ayrıldığı yerde sol tarafta bir mezar taşı var. Başlığı Osmanlı dönemine ait, Hamidi veya Azizi fesli mezar taşı. Üzerine yazılan yazı ise Türkçe “160 yaşında ölen Bitlisli Şemsi Ağa oğlu Zaro Ağa” Bu ilginç mezar taşına ilk baktığınızda bir yanlışlık olduğunu düşünebilirsiniz. 160 sene dile kolay. Günümüz Türkiye’sinde yaş ortalamasının 65 olduğu düşünüldüğünde bu kadar uzun süre yaşayan adam olur mu? Diye insan düşünmeden edemiyor elbette.  Fakat hayır biraz araştırma yaptığınızda belki 5–10 sene yanılma payı ile bu tarihin doğru olduğunu anlıyorsunuz. İsterseniz Zaro Ağa’nın ilginç ve bir o kadar da ibret verici hayat hikâyesine bir göz atalım ne dersiniz?
 
1774’ten 1934’e uzanan 160 yıllık yolculuk…
Şemsi oğlu Zaro Ağa, 1774’te Bitlis’in Mutki kazasının Meydan köyünde doğmuş. Köydeki hayatına dair fazlaca bilgi yok. İstanbul’a geldiği tarihte kesin belli değil. Her Güneydoğu Anadolu insanı gibi O da baba, dede mesleği deyip hamallığı tercih etmiş. Gücü elverdiği ölçüde bu işini yapmaya çalışmış. Kendisi ile yapılan söyleşilerde, 1800’lerin başlarında Selimiye kışlasının yapımında çalıştığını, 1853 yılında yapılan Ortaköy Camii inşaatında taş taşıdığından söz etmiştir. 1826’da yeniçeriliğin kaldırılışı sırasında bu ocakta olduğunu ancak kıyımdan Ayasofya’nın altındaki zindanlara saklanarak kurtulduğundan söz eder. Kahramanımızın yaşı ilerledikçe ünü de günden güne yayılmaya başlar. 
 
Reklâm Yıldızı  Zaro Ağa…
Bir müddet sanayi nefise mektebinde öğrencilere modellik yaptıktan sonra, tek parti dönemi yöneticileri o günün ağır ekonomik koşulları altında ezilirken Zaro Ağayı keşfeder. Milli iktisat ve tasarruf cemiyeti marifeti ile bir reklâm kampanyası organize edilerek Zaro Ağa’dan istifade edilir. Günümüzdeki fındık reklâmlarının serüveni bu kampanyada hazırlanan kartpostallarla başlar. Bir yüzünde Zaro Ağanın iki kadın ortasında duran resmi diğer yüzünde ise:“Kim Zaro Ağa gibi Türk üzümü ve fındığı yerse zeytinyağı ve İzmir inciri ile sindirim sistemini harekete geçirirse onun gibi bu yaşta sağlıklı olur.” ibaresi yer alır. Bu kartpostallar Macaristan’da dört dile çevrilerek tüm dünyaya dağıtılır. 
 
Zaro Ağa Amerikada…
Hamallık, modellik, reklâm yıldızlığı derken bu kez Tophane’de yıkık dökük harabede onuncu eşi Kudret hanımla kendi halinde oturan Zaro Ağa’yı bu sefer Amerika seyahati bekler.  Her dönemde olduğu gibi o dönemde de Zaro Ağanın bu durumundan yararlanmak isteyen fırsat ve çıkar düşkünü insanlar vakit kaybetmeden harekete geçer. Bu umut tüccarları türlü vaatlerle kandırdıkları Zaro Ağayı ikna edip gemi ile önce İzmir’e oradan Avrupa’ya götürürler. Avrupa da biraz ısınma turları yaptıktan sonra Amerika’nın yolunu tutarlar ve artık Zaro Ağa Amerika’da gazetelerin başköşesindedir. Basın ordusu onun her hareketini takip etmektedir. Ne yediği, ne içtiği, ne giydiği vs. Röportajlar, toplantılar ve geceler birbirini izler. Burada birde kaza geçirir. Hafızasında kalıcı bir hasar olsa da vücudu hala sapasağlamdır. Geçirdiği kaza ve yorucu seyahatten sonra zaten oradaki görevi de biten Zaro Ağa vaat edilen hiç bir şeyi alamadan meteliksiz geri döner. Döndüğünde eşi Kudret hanımda vefat etmiştir. Ağa’nın ömür ağacında kalan son yapraklarda dökülmüş, kaçınılmaz son 160 sene sonra da olsa nihayet gelip çatmıştır. 
 
10 Padişah 28 Veziri azam gördü…
Doğduğu yıl Osmanlı  İmparatorluğu tahtında I. Abdülhamit oturmaktadır. Yani Zaro Ağa kısacık ömründe bir imparatorluk, on padişah, yirmiseliz veziri azam, bir cumhuriyet, iki reisi cumhur, beş başbakan, onlarca savaş ve yalnızca on tanecik evlilik görmüştür. 28 Haziran 1934 günü  hayata veda etmiştir. Zaro Ağa’nın vefat ettiği Şişli Etfal Hastanesi’ne bütün çocukları, torunları, torunlarının torunları gelmiştir. Bir cumartesi günü uzun yıllar kapısında ser-hademelik yaptığı belediyenin 112 no’lu kamyonuna konulan Zaro Ağa yaşamının en uzun yolculuğuna çıkar. Ama bu kez yolu düşler ülkesi Amerika’dan geçmez. Cenaze arabası Eyüp Sultan’a doğru ilerler. Eyüp Sultan tepesine doğru ilerlerken iki yolun kesiştiği yerde yeşil servilerin altında durur. Eyüp Sultan kabristanının nicelerini bağrında barındıran o sessiz ve suskun cemaati; oldukça geç kalmış bu dünya yolcusunu da arasına katar. Dünya, bir garip Zaro Ağa’ya da kalmamıştır. 
 
Çok  yaşamak mı bereketli yaşamak mı?
Zaro Ağanın ibret verici hayat hikâyesi ister istemez insanı ömrün ölçüsü üzerine düşünmeye sevk ediyor. Günümüzde tıp dünyası insan ömrünün daha ne kadar uzatılabileceğini araştırmaya devam etsin. Biz tarihte kısa gibi görünen fakat bereketli, anlamlı ve dolu dolu yaşanan hayatlara kısaca bir göz atalım.
 
Çağ açıp, çağ kapatan, Avrupa ve Asya’nın komutanı, Fatih Sultan Mehmed Han, İstanbul’u fethettiğinde 23, Rahmet-i Rahmana kavuştuğunda ise 49 yaşındaydı…  İran, Irak ve Hicaz’ı Osmanlı sınırlarına katarak, tüm İslâm  Âlemi’nin liderliği anlamına gelen “Hilafet” makamını İstanbul’a getiren Yavuz Sultan Selim Han, 50 yaşında ebedî âleme göçmüştü…  14 yaşında tahta çıkan, eşsiz âbide Sultanahmet Camii’ni yaptırmakla kalmayıp inşaatında bir amele gibi çalışan, âlim-şair-mutasavvıf Sultan Birinci Ahmet fani âlemden baki âleme irtihallerinde henüz 27 yaşında idi… Ömer Seyfettin, 36 yaşında,  Şeyh Galip, 42 yaşında terk edip gitti bu fâni dünyayı. Ziya Osman Saba 47, Kâtip Çelebi, Ahmet Haşim 48 yaşlarında onca “Edebî Eseri” arkalarında bırakıp “dön emri”ne uydular…  
 
Soyadları  gibi kaderleri de aynı…
Görev yaptığı bölgelerde halka olan yakınlığı, kişiliği, sıra dışı fikirleri ve enerjisiyle yaşadığı dönemde Süper Vali olarak anılan şimdi ise, milletimizin gönlünde taht kurup efsane vali olarak yaşayan Recep Yazıcıoğlu’da ebedi âleme göç ettiğinde 55 yaşında idi… Ömrünü milletinin gelişimine adamış, onun saadetinden başka bir düşüncesi olmamış, onurlu duruşu, örnek mücadelesi, çileli yaşamı gençliğe ilham kaynağı olmuş ve üşüyorum şiiri ile milyonları gözyaşlarına boğarak özlediği Rabbine kavuştuğunda Muhsin Yazıcıoğlu ağabeyimiz de 55 yaşından fazla değildi… Nihayet âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Efendimiz (s.a.v.) sonsuzluk âlemine hicretlerinde sadece 63 yaşında idiler…  
 
O halde ömrün ölçüsü; insan hayatının yayıldığı zaman dilimi olmayıp, bu dünyada yaptığı hizmet ve himmettir. Geride bıraktığı eser de, o hizmetin noter senedidir… Bereketli ve feyizli bir yaşam dileği ile… 

 

Bu yazı toplam 2145 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA