• İstanbul16 °C
  • Erzincan12 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
DELİ KIZ,  F.Küçüktaş
02 Ekim 2008 Perşembe 00:00

DELİ KIZ, F.Küçüktaş

 DELİ KIZ “Deli kız sinin geliyor,  Sinide neler geliyor,  Sinide altın geliyor,     Hani ya niye gelmedi,  Geldi de geri gittiler,  Beline kambur

 

DELİ KIZ

 “Deli kız sinin geliyor,

  Sinide neler geliyor,

  Sinide altın geliyor,   

  Hani ya niye gelmedi,

  Geldi de geri gittiler,

  Beline kambur dediler

  Hayranınız olum bir bakın

  Hani ya bunun kamburu”

 

         Bizim mahallede bu akşam düğün var.  Berberin oğlu ile Kuru Kahvecinin kızı evleniyor. Düğün evi dâhil bütün konu komşuda bir telaş var. Ev hanımları günlük işlerini bir an önce bitirme gayretinde. Her hanenin önünde elinde çalı süpürgesi olan küçük kızlar, sabah çobana giden hayvanların kirlettiği mahalle sokağını süpürmekte, erkek çocukları ev ev dolaşarak sandalye ve masa toplamaktalar. Aslında düğün telaşesi bir yerde değil, her yerde.  Muhtar bile vazifeli. Her düğünde olduğu gibi camiden ve komşulardan emanet aldığı lüks lambalarının düşmüş fitillerini değiştirip, onları akşam düğün alanında kullanmak için ağaçlara kancalı ip takıyordu. 

        Düğün evinin bulunduğu yerde, kazanların altında yakılan ateşten dolayı, ince, uzun bir duman yükselmekte, kaynayan et kazananının üzerine çıkan köpükler taşmaktaydı. İki gelin, sövüş yapılmak üzere kesilmiş koyun ciğerleri doğrarken, bir yandan bitap bir şekilde, ceviz kütüğünün üzerinde oturan oğlan anasına, telaştan; “bu etler senin gibi kartsa yarına ancak pişer “diye takılmakta.

        Yemek kazanlarının başında, tülbendini bir kez alnından turlayarak başında düğüm yapmış, ekip başı olan yaşlı bir kadın, elindeki uzunca saplı bir kepçe ile karıştırıp tattığı ayran çorbasının tadını beğenmeyerek; “Gız, ocağız batmaya, sohareci az olmuş çorbanın!”diye yanındakilere fırça atıyordu. Dişleri olmadığından arada bir kazanın içinden aldığı bir parça kemikli eti, pişmiş mi diye onları seyreden çocuklara tattırıyordu.  Etrafta hizmet eden yeni gelinler, düğün evinin şamata başı kıdemli yengeye, akşama muhakkak Topal Nasibenin getirilmesi için ısrar ediyorlardı.

 

Velhasıl vakti herkes iple çekiyor.

 

 

        Topal Nasibe, her günkünden daha erken kalkmış, evinin önündeki sedirde sabah çayını içiyordu. Sokak kapısının zemberek sesi ardından onun avlusunu kendi avluları ile birlikte her sabah süpüren komşusunun kızı, elinde bir paketle onu düğün evine usulen davet için gelmişti. Topal Nasibe, paketin içindeki dantelli havlu ile oyalı yazmaya bakarak “inşallah kısmet”  diyerek gönülsüz bir şekilde kızın talebini geçiştirmişti.

 

       Kocası öldükten sonra yakışık almaz diye ne kadar ısrar etseler de düğünlere gitmiyor, bazen aşırı ısrardan, komşularının gönül koymaması için düğün bitinceye kadar, köydeki eltisinin yanına gidip kalıyordu. Ama bu sefer öyle değildi. Rahmetli kocası, evlenen gencin kirvesi idi. Sonra, damat olacak genç, bu kirvelik hatırına da kaç kez ayak ağrıları tuttuğu zaman onu doktora götürmüştü.

 

       O da biliyordu mahallenin kamberi olduğunu. Gitmediği düğünlerde hep eksikliği hissedildiği kendisine söyleniyordu. Zaten, o düğünlere gitmeyeli, mahallede küsler çoğalmış, gelinler de kaynana eziyetinden havalanmıştı.

       Onun mukallitliğinden, kimsenin ona gönül koymadığını bildiğinden, gelinine eziyet eden kaynanaların üzerine uydurduğu oyun havaları ile bir güzel benzetir, ne yapar eder, küs olan iki komşuyu aralarına girerek oyuna kaldırır, bir bahane ile aradan çekilerek, onların ellerini birleştirir, bırakmasınlar diye oyun havasını hızlandırırdı.

        Zaten rahmetli eşi ile bir düğün vesilesi ile tanışmışlar, birbirlerine o anda deli sevda vurulmuşlardı. Eşinin sağlığında çok takılıp, onu ilk gördüğünde  “oynadın tanzarayı, kazandın benim gibi manzarayı” diye takılıyor, sakat ayağı ile onu kabullenen kocasına minnet duyuyordu. Onlar bu maharetleriyle, düğünlerin aranan ikilisi olmuşlardı. Rahmetli, mahalledeki bütün gençlere oyunları öğretmiş, bu yüzden her düğünde başı çeken,  o mahallenin maharetli gençleri olmuştu. Onun bu kaynaştırıcı ve barıştırıcı yönünü bilen eşi, şimdi de düğünlere gitmeden, işittiği dargınlıkları kendine ulaştırır, bir bahane bulmasını sağlardı.

 

       Kendi kendine “Ölenden ölünmez ya Allah rahmet eylesin” diye teselli verip, yerinden kalkarak, bir zamanlar düğünlerde elinden düşürmediği tefini duvardaki çivisinden alıp, derisinin gerilmesi için güneş alan bir yere koydu.     

 

         Akşam karanlığı çökmek üzere. Herkes  işini bitirmiş, mahallenin erkek çocukları düğün alanını en iyi görecek yeri kapmak için birbirleri ile kavga etmekte, gençliğe aday bir iki genç, bir kenara çekilmiş akşama masadan bir şeyler aşırıp, hafif çakır olmanın planını yapmakta. Zurnacı Sinan’ın, düğün öncesi düz hava ile antrenmana tabi tuttuğu küçükler, büyükler gelmeden birkaç tur dönmenin neşesini yaşamaktalar.

 

         Düğün neşesinin en bol olduğu yer ise oğlan evinin kadınlar kısmı idi. Ayağında dermanı olup, düğün evine gelen mahallenin yaşlı kadınları, bir sedir üzerine dizilip, ellerinde doksan dokuzlu tespihleri, hızlı hızlı tespih çekmekteler.      

        Gelinler, kaynanalarından izin almadan oynayamadıkları için kaynanasına su getirme bahanesi ile yan odaya kızların içine kaçıp, genç kızlar içinde bir iki tur döndükten sonra hevesleri kursağında, elinde bardak ile geri döner, birkaç dakika sonra tekrar yan odaya kaçmak için fırsat ararlardı.

        

 

Yola bakan odanın penceresi önünde birkaç genç kız solo olarak, iki ileri bir geri giden oyunculara, kaynana türküsünü çağırıyor.

 

Dama serdim kilimi
  Dud gaynana dilini
  Ahşam oğlun gelince
  Gırar Gambur belini”

 

       Bu arada, elinde mendil oyunun başını çeken Topal Nasibe, oyunu daha da farklı bir hale getirip, hararetli şekilde kaynana türküsünü söyleyen kızlara satarak, kaynanaların tarafını tutar. Oyunu  durdurup gelinlere dönerek; “Oştt dırlanmışsınız” der. Ardından  bir kahkaha kopar, oyun yeniden başlar. Kızlar   oyun havasının ikinci kıtasına geçerlerdi.

 

 “Bulgur daşı dönmüyor
 Daş bulguru dövmüyor
 Sağ olasın gaynana
 Pişirdiğin yenmiyor”

 

      Ortamın neşesi sağlandıktan sonra, odanın ortası, final oyunu için boşaltılırdı. Bu arada, yan odada oyun oynayan kızlardan, içlerinde daha önce Nasibe’ye asistan oyunculuk yapan biri, eline bakır sini alarak; “Deli kız oyununu, koro halinde başlatmıştı.   Oyunu iyi bilen gelin kız, elindeki kalaylı sini içine bir bilezik atarak Nasibe’ye yanaşıyor, solo olarak; “Deli kız sinin geliyor” diye söyleyip kızlar hep bir ağızdan  “Sinide altın geliyor diye“ tempo tutuyorlardı. İkide bir kendine yanaştırılıp geri çekilen tepsiye, Nasibe ellerini açarak “Hanı ya niye gelmedi “diye oyunun ikinci turuna geçerken, kızlar hep bir ağızdan “geldi de geri döndüler” diye cevap veriyorlardı. Bu sefer Nasibe, gülüşlerini, burunlarına kadar çekilmiş yaşmaklarının altında gizleyen kaynanalara dönüp; “ Ne kusurumu gördüler” diye sorar gibi yapar. Ardından, bileğini ikiye katlayıp, çok güzel bir çolak el hareketi yaparak, onları daha da güldürürdü. Oyunun ilerleyen bölümlerinde topal, sağır, kör taklitleri yapıp kendine öz tavırlarla ortamı daha da güzelleştirirdi.

          Bizim mahallemizde, her düğünden sonra gelinler, kaynanaları ile dost, küs komşular, barışık olurdu. Erkek çocuklar, her gün hiç değiştirmeden oynadıkları çelik, saklambaç, uzuneşek oyunlarını oynamayı bırakır, düğünün etkisine kapılıp birkaç hafta ıslık eşliğinde tanzara, tello, topal oynarlardı.  Kız çocuklarının, öğretmen, doktorculuk olan evcilik oyunları hep gelin- damat olur onlar da çizgi ve istop oynamayı bırakır, hatırladıkları kadarı ile Topal Nasibe yi taklit ederlerdi.

 

Faruk KÜÇÜKTAŞ ©  25.09.2008

 

 

OYUNUN ORİJİNALİNİ BURADAN SEYREDEBİLİRSİNİZ.

        http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000488289

Bu haber toplam 1611 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA