• İstanbul25 °C
  • Erzincan26 °C

Nidayi Sevim / www.kemahlilar.com

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Nidayi Sevim / www.kemahlilar.com

Enaniyet Zinciri...

21 Mart 2016 Pazartesi 12:05

enaniyet-zinciri.jpg

ENANİYET ZİNCİRİ

Osmanlının ihtişamı sadece mimarisiyle sınırlı değildir. Bu mimari, bünyesinde birbirinden anlamlı nice hakikatler, ayrıntılar, zarif nükteleri de barındırır. Nasıl mı? İşte farkında olmadığımız yüzlerce, belki binlerce manidar örnekten yalnızca bir tanesi. Enaniyet zinciri…

Pek çoğumuz görmüşüzdür büyük camilerin avluya giriş kapısında, tepeden neredeyse kapının yarısına kadar sarkan, sağ ve sol yana açılan kalın zincirleri. Bu zincirin böyle salınmasının sebebi insanların içeriye eğilerek zincirin altından geçmesini sağlamaktı. Böylelikle camiye giren müminler (her kim olursa olsun) enaniyet ve benliklerini kapının dışında bırakırlar ve namazlarını bu tür duygulardan arınmış bir biçimde yani huşu ile kılarlardı. Günümüz tabiriyle daha camiye adım atmadan bir nevi sisteme format atılırdı. Nükte bu… Anlayana tabi! Adına da “Enaniyet Zinciri” denir. Genellikle selâtin camilerin avluya giriş kapılarında bulunur. Mesela Sultan Ahmet Cami'nin meydan girişi ve denize bakan kısmındaki kapıda da bu zincirlerden vardır. Fakat zincirlerin seviyesi biraz yükseltilmiş. Eğilmeden de insanlar geçebiliyor altından. Edirne Selimiye Camii giriş kapılarındaki zincirler vaktiyle olduğu gibi hala orijinal seviyelerindedir. Bazı camilerin girişlerindeki zincirler de yeni nesiller tarafından ne olduğu bilinmediği için yerlerinden sökülüp atılmış. Bu yazıyı kaleme almamıza sebep Takkeci İbrahim Çavuş Cami avlu giriş kapısında yer alan zincirdir. Defalarca önünden geçmişiz fakat bir anlam verememişizdir bu zincirlere. Öyle değil mi aziz dostlar? İstedik ki hem cami ile ilgili kısa bir malumat verelim hem de bu zarif nükteyi siz değerli okuyucularımızla paylaşalım.
 
Toplumdan tecrid edilen cami...
 
Takkeci (Arakiyeci) İbrahim Çavuş Camii İstanbul’umuzun Topkapı semtinde sur dışında Topkapı Şehir Parkı dâhilindedir. 16. Yüzyıla aittir. Gözlerden ırak, birazda tecrit edilmiş bu mekân adeta güzellikler meşheridir. Devirlerinin sanat anlayışını yansıtan güzelim Hüsnü Hat yazıları, türlü motiflerle süslenmiş ağaç işleri ve rengârenk çinileri gerçekten görülmeye değer. Görülmeye değer de nasıl göreceğiz? Yeri gelmişken bu hususa azda olsa değinelim. Olur ki bir ehli vefaya denk gelirde himmet buyurur. Topkapı’daki İBB Tesisleri hemen bu tarihi eserin yanına kondurulmuş. Hadi kondurdunuz diyelim bari caminin çıkışından tramvay yoluna geçmek için bir geçiş yolu sağlansaydı. Aslında geçiş yolu var fakat sürgülü bir kapı ile kapatılmış. Güvenlik görevlisinin insafına kalmış buradan geçişiniz. Geçiş iznini alamadıysanız tesislerin etrafındaki yaklaşık bir kilo metrelik yolu dolanmak zorundasınız! Şahsen ben dolaştım ve İstanbul’umuzun göbeğinde böyle rezalet nasıl olabilir diye dertlendim durdum. Mabedin arka kısmı çevre yolu, Maltepe yönü mezarlık, ön ve yan tarafını İBB tesisleri kapatmış. Adeta toplumdan uzaklaştırılmış. Bu duruma bir çözüm getirilmelidir diye düşünüyoruz.
 
Ya hayır söyle, ya sus...
 
Biz yine zincir mevzuuna dönelim. İşte böyle enaniyet zinciri gibi manidar ayrıntılarla yüz yüze kaldığımızda ister istemez nefis muhasebesi yapmak zorunda kalıyoruz. Geçmiş ile günümüz arasında kıyas yapıyoruz. O günün insanları nerede bizler nerelerde geziniyoruz? Bu zincirlerin varlığından dahi haberimiz yok! Bugün bizler bu zincirin altından geçebilir miyiz? Geçsek ne olacak? Yakalandığımız kendine aşırı güvenme veya hiç güvenmeme ikileminden kurtulabilecek miyiz?! Kafamızda bir sürü soru canlanıyor. Günümüz insanı her şeyi bilir. Her konuda uzmandır. Her şeyi bilmek zorunda olmadığımızı unuttuk. Her şeyi bilmek, sorulan her soruya cevap vermek zorunda hissediyoruz kendimizi. Erdemliler, erenler ne diyordu? “Bir şey biliyorsan konuş ibret alsınlar, bilmiyorsan sus adam sansınlar.” Bilmediğini söylemek günümüzde iyice zorlaştı. Bilmiyorum dediğinde aşağılanmaktan, küçümsenmekten korkar oldu insanlar. Bir konuda bilgi sahibi olmamak sanki ölümcül bir eksiklik, affedilmeyecek hataymış gibi adeta sorgulanıyoruz. Hele bir de biraz mürekkep yalamışlığınız varsa yandınız. Üniversite bitirmek, lisans veya doktora sahibi olmak size her şeyi bilme hakkı veriyor sanki. İki tane kitabınızda yayımlanmışsa artık âlimsiniz vesselam. Maalesef böyle bir algı oluşturuldu. Bu yalnız bize özgü bir durumda değildir. Bütün dünya bu rüzgârdan nasibini almış durumda. Bu anlayış esasen bize yabancıdır. Maddeci-pozitivist anlayışın ürünüdür. Biz sorgusuzca bu düşüncelerden, davranış kalıplarından etkilendik. Oysa “Bilmiyorum” diyebilmek bir erdemdir. Bu minvalde bir Hak dostunun sözleri ne kadarda manidardır:”Sükûtumuzdan bir şey anlamayan, kelamımızdan da bir şey anlamaz.” Evet, “Kalpten kalbe bir yol vardır.” Der pirler. Bunu günümüz insanına nasıl anlatırız?
 
Bizden öncekiler böyle değildi. Onlar “Ya hayır söyle, ya sus!” düsturunu baş tacı yapmış güzide insanlardı. Mesela İmam-ı Gazali Hazretleri bu bağlamda şu manidar ihtarı yapar: “Her soruya cevap vermek cinnettir" Yani bir nevi delilik halidir. İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri ise asırlar öncesinden benzer bir tevazu örneği göstererek adeta bize ders verir. O da şöyle der: “Bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım başım göğe ererdi.” Şimdi bu inceliği, nükteyi asrımız idrakine nasıl sunabiliriz? Her şeyi bildiğini, her işi yapabileceğini iddia edenler aşırı sürat yapan arabaya benzerler. Risk oldukça fazladır ve telafisi mümkün olmayan bir sonuçla her an karşılaşabilirler! Nitekim basınımızda özellikle sesli, görüntülü basınımızda düşünmeden konuşmanın hatta meramını anlatamamanın bedelini ağır bir şekilde ödeyen insana sıkça rastlıyoruz.
 
Düşünüyorum da "Değil altından geçmek, bağlasalar zincirlere bu enaniyetten biraz zor kurtuluruz" demeden edemiyorum. İlerleye ilerleye geldiğimiz nokta maalesef bu! Rabbim cümlemizi aldığı her nefesin, söylediği her kelimenin şuurunda olanlardan eylesin…
 
Not: Bu yazımız dunyabizim.com sitesinde de yayımlanmıştır...

 

Bu yazı toplam 1008 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA