• İstanbul23 °C
  • Erzincan15 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ERZİNCAN HALK EDEBİYATININ ÖZELLİKLERİ,Fidan Gasımova
15 Haziran 2017 Perşembe 10:25

ERZİNCAN HALK EDEBİYATININ ÖZELLİKLERİ,Fidan Gasımova

ERZİNCAN HALK EDEBİYATININ ÖZELLİKLERİPECULIARITIES OF ERZINJAN FOLKLORE

ERZİNCAN HALK EDEBİYATININ ÖZELLİKLERİ

PECULIARITIES OF ERZINJAN FOLKLORE

 

Doç.Dr. FİDAN GASIMOVA[1]

 

ÖZET

Çeşitli tarihi şartlarda oluşmuş, zaman geçtikçe de bazı değişikliğe uğrayarak nesilden nesile aktarılan folklor örnekleri kendinde halkın maneviyatını, dünya görüşünü, tarihini, arzu ve isteklerini, kültürünü birleştiriyor.

Erzincana ait folklor ürünleri çeşitlidir. Bura ait folklor örnekleri arasında mitolojik metinler, masal, mani, atasözleri, deyimler, inanç ve vb önemli bir yer tutmaktadır. Eski Türk topluluklarının mitolojik bakış açısından, yaşam tarzından, geleneklerinden de bilindiği gibi, ibtidai dinler farklı zamanlarda mevcut olmuş, birbirini takip ederek bugünümüzedek gelmiştir. Bu ilk inançlar arasında şamanizm karakteristik özellikleri ile daha geniş yer tutmuştur. Erzincanda halk tarafından eski türk kültürünün izlerini koruyub saklamış birçok gelenek, adet, töre ve tören mevcuttur ki, bunlardan da bazılarında eski türklerin ilk dini inançlarının, şamanizmin izleri gözleniyor. 

Makalede, Erzincan ve eski türk mitolojisi, folklorunun mükayeseli araştırılması, bilimsel karşılaştırmalı analizinin verilmesi öngörülmüştür.

Anahtar Kelimeler: Erzincan, folklor, inanç, mitoloji, Türk.

 

ABSTRACT

The folklore samples that passed through generation by forming in different historic times and being changed from time to time includes the morality of the people, ideas, history, dreams and desires, unites culture.

Folklore products of Erzinjan are various. The mythological texts, tales, quatrains, proverbs, sayings, beliefs and etc. take important place among folklore examples belonging to here. As it is seen from mythological outlook, life style, customs and traditions of ancient tribes, primary religions have been existed in different periods and have come to the present time by substituting one another. Among these creed forms shamanism takes a large place with its characteristic features. There are a number of traditions, customs and ceremonies that saved the ancient Turk culture signs have been created by people in Erzinjan and in some of them the first religious beliefs of the ancient Turks, the signs of Shamanism can be seen.

In the article the comparative investigation of Erzinjan and the ancient Turk mythology, folklore and the scientific comparative analysis are stated.

Key Words: Erzinjan, folklore, religion, mythology, Turk.

[1] Azerbaycan Milli İilimler Akademisi Folklor Enstitüsü, Azerbaycan, Bakü, gasimovafidan@yahoo.com

Sanat bilimleri arasında folklorun kendine özgü yeri vardır. Aynı zamanda manevi kültürün birçok sırlarının ve çeşitli tezahürlerinin açılması da folklorla bağlıdır. Folklorun her janrı mensup olduğu halk hakkında, onun tarihi, dünya görüşü, maddi ve manevi değerleri hakkında bilgi veren bir kaynaktır. Bu kaynağın toplanması ve gelecek kuşaklara ulaştırılması folklorşünaslığın önemli meselelerinden biridir. Meseleye bu açıdan yanaştıkda Erzincan folklorunun toplanması, incelenmesi bilimsel önemli meselelerdendir.

Erzincan'a özgü folklor örnekleri tür açısından çeşitlidir. Bu örnekler içerisinde folklorun epik, lirik, dramatik tiplerinin her bir türüne rastlamak mümkündür. Burada halk tarafından eski Türk kültürünün izlerini koruyan birçok gelenek ve tören oluşturulmuştur. Bunlardan bazılarında eski Türklerin mitolojik dünya görüşü, ilk dini inançlarının, özellikle de şamanizmin izleri dikkat çekiyor. Erzincan'ın Üzümlü ilçesine ait inançlara bakalım:

Ateş közüne su serpilirse cin çarpar.

Karanlık yerlerde gezince cin çarpar.

Soğanın kabuğu cinlerin parasıdır.

Merdiven altları cinlerin evidir, oturulmaz.

Akşam veya sabah, Besmelesiz sıcak su dökülmez; cin çarpar.

Ulu (büyük) ağaçların altında oturulmaz, buraların cinlerin evi olduğuna inanılıyor.

Al karısı veya cin aynı şeydir.

Gece vakti taş diplerine, gül bahçelerine su dökülürse cin çarpar.

Cinin varlığı Kur'an-i Kerim'le sabittir. Onlar da insan gibi yer-içerler. Korunmak için besmele çekilmelidir ... (http://www.uzumlu.dostweb.com/hlk.htm).

Cin mitolojik varlıktır. Bu varlığa Türk halklarının mitolojisi ve folklorunda çok rastlamak mümkündür. Adına bazen de ins-cins denilen bu varlıkların en çok bulundukları yer derme çatma harabalıklar, hamamlar, ahurlar, köprüler vb. gibi htonik sferalardır. O yüzden de böyle yerlere girdiğinde mutlaka Allah'ın adını zikretmek gerekir. Çünkü inanca göre, onlar Allah'ın adından ve Kur'an'dan korkarlar (Bəydili, 2003, s.76). Bunları Üzümlüyə mahsus inançlarda da gördük.

Türk halklarının demonoloji düşüncelerine göre, nerede ve ne zaman görünecekleri belli olmayan cinler deste ile, aynı zamanda da en çok eski mezarlıkta, yıkıntılar, çöllük biyabanlarda yaşıyorlar. Bu nedenle çocuklara akşamları bu yerlere gitmemeleri söylenir. Böyle yerlerde onları güya cin çarpardı ki, "cin çarpmış" denilen adamların da ya dili lal olur, ya ağzı eyilerdi (Bəydili, 2003, s. 77). Bu inanç halen Erzincan'da kendini gösteriyor. Karanlık yerlerde gezince cin çarpar gibi inançlar da eski Türklerin mitolojik bakış açısının bir sonucu olarak günümüze kadar gelmiştir.

Gam-şamanlar dünyayı, evreni, hayatı mitolojik bakış açısı müstevisinde yorumlayıb benimsiyorlardı ve interpretasiya ediyorlardı. Onların yorumu şekil ve içerik itibariyle çok çeşitliydi. Onlar sakral seciyyeli karakterler – tanrılar, ilaheler, eyeler – ruhlar düzüp-bağlayarak, dünyanın, evrenin, yaşamın – doğuluşun, ölmenin, iyinin, kötünün, hayrın, şerrin varlığını onların iradesinde görüyorlardı (Bəydilli, 2000, s. 29). Şaman inançlarında Ülgen ve Erlik gibi tanrı adlarına rastlanmaktadır. Erlik yeraltı dünyanın hakimidir. Murat Uraz "Türk mitolojisi" kitabında onu cehennemin tanrısı gibi veriyor. Erlik'in suçu olan insanlara ceza vermek için cinleri, şeytanları, zebanileri, kötü ruhları vardır (Uraz, 1967, s. 86). Görüldüğü gibi, cinlerle ilgili inanışlar da şamanist inançlara dayanıyor. Şu anda da Erzincan da dahil olmak üzere, ayrı ayrı bölgelerde cinlerle ilgili çeşitli efsane ve rivayetlere rastlanır.

Şamanizm'in izleri Erzincan'ın birçok inançlarında rastlanır. Örneğin, Üzümlüde güneş ve ay tutulmaları sırasında gürültü yapma; teneke ve davul çalma, tüfek atma gibi çarelerle bunları tutan kötü güçleri, varlıkları korkutma yoluna gidilir (http://www.uzumlu.dostweb.com/hlk.htm). Şamanistlerin inançlarına göre de güneş ve ay ile kötü ruhlar mücadeleye kalkışırlar, bazan yakalayıp karanlık dünyasına sürüklerler. Güneş ve ayın tutulmasının sebebi budur. Güneş ve ayın tutulması sırasında şamanistler bunları kötü ruhun elinden kurtarmak için bağırıp çağırıyorlar, davul çalarlar. Bu gürültü, patırdıların kötü ruhu korkutacağına inanırlar (İnan, 1954, s. 29). Görüldüğü gibi güneş ve ay tutulması sırasında icra edilenler aynı şekilde, eski şamanizde olduğu gibi saklanılmıştır.

Eski Türk inançlarında özel yeri olan şamanizdə ateş, su, toprak, ağaç, demir kutsal kabul edilir. Bunun izlerine Erzincan folklorunda da rastlamak mümkündür.

Üzümlü halk inanışlarında "Deprem olunca boğa yerin altından boynuzunu sallarmış" denir (http://www.uzumlu.dostweb.com/hlk.htm). Mitolojide dünyanın oluşumu, yapısı hakkındaki mitler bazılarına göre dünya bir öküzün boynuzları üzerindedir. Örneğin, Kırgızlar eski zamanlarda düşünüyorlardı ki, yer dev öküzün boynuzları üzerinde karar kılıp durmuştur. Bu inanç çoğu Türk halklarında mevcut olmuştur. Güya öküz yorulduğunda düzlem şeklinde olan yeri bir boynuzundan başka birisine geçirirken bu arada doğada deprem yaşanıyormuş (Həbiboğlu, 1996, s. 156). Görüldüğü gibi, bu inancın da kökü mitolojiye dayanıyor.

Bazen Erzincan bakışlarında kötü güç olan kimselerin özellikle çocuklara, evcil hayvanlara, eve, mala, mülke, canlı ve cansız varlıklara nazar ettiğine inanılır. Bunu engellemek için bir takım çalışmalar yapılıyor:

Nazardan korunmak için evlere ve çocukların üzerine boncukla süslenmiş dağdağan takarlar.

Nazar ve göz değmesinden korunmak için muska yaptırılır.

Dağdağan nazardan korur.

Nazardan korunmak için nazar duaları yazdırılır, nazar boncuğu takılır.

At, öküz kafası (kafatası) bakımlı, güzel, verimli olan bağ, bahçe, bostan veya tarlaların ortasına nazar değmesin diye dikilir.

Nazar değmesin diye, çocuğun saçına nazar boncuğu (mavi boncuk) örülür.

Nazar değmesin diye çocukların kazaklarının sağ veya sol omuzlarına mavi boncuk asılır.

Evlerin kapısına nazar değmesin diye at nalı çakılır.

(http://www.uzumlu.dostweb.com/hlk.htm).

C.Beydilinin belirtdiği gibi eski çağlarda ölülerin ruhları, perilerin ve cinlerin yaşadıkları bir alemin varlığına inanıldığı gibi bu mövhumi denilen, aslında ise gelenek taşıyıcılarının birçok durumda gerçek olarak kabul ettikleri bu alemle bağlı olan kişilerin, özellikle büyücülerin, kötü niyetli ruhların yerleşdiyine ve bu yüzden de onların bakışlarının, nazarlarının çok güçlü ve zararlı olduğuna inanılmıştır. Bu "kötü gözden" - acı "kötü nazardan" korunmak gibi mitolojik inancın, demonik tasavvurun izleri ise bu veya başka şekilde son zamanlara kadar yaşamaktadır (Bəydili, 2003, s. 138).

Öncelikle belirtmek isteriz ki, Türk halklarının çoğunda nazardan korunmak için kullanılan dua, muska, hemayil bu halklarda zamanla mevcut olmuş eski dini inançların da karakteristik çizgilerini taşıyor. Orta Asya halklarında dua, muska, büyünü inceleyen N.Q.Borozna yazıyor ki, bunlar önemli etnografik kaynaktır ve Orta Asya halklarının geleneksel kültürünün birçok çizgilerini daha iyi anlamaya yardımcı olur, ayrıca bu bölgelerin sakinlerinin kayıp dini inançlarını yeniden toparlanması için malzeme verebilir (Борозна, 1975, s. 281). Erzincan'a özgü gözden korunmak için kullanılanlar da eski Türk dini inancının izlerini yansıtıyor. Öyle ki, dinin totemizm, fetişizm, magiya, şamanizm gibi formlarında kendini koruyub saklaya bilmiş inancın kalıntıları nazardan korunmak için kullanılan eşyalarda da yansır.

Örneğin, Türk halklarında zamanlar mevcut olmuş fetişizm bazı cansız eşyaların, örneğin, mağaralar, taşlar, ağaçlar, özel emek aletleri veya ev eşyalarının doğaüstü özelliklerine inançtır. Fetişizm ayrıca özel seçimle cansızların canlandırılmasında da tezahür ediyor. Yavaş yavaş fetişler hemayil, yüzük, boncuk vb. biçimleri ve koruyucu, muska fonksiyonları elde ediyordu. İbtidai insanın fikrine göre bu fetişlər insanı mevcut ruhların cezalandırmasından koruyordu. Bu görüşün devamıdır ki, şimdi de gözden korunmak adına, aslında bazı kötü güçlerden korunmak için boncuk, dağdağan gibi eşyalar kullanırlar.

Biz gördük ki, Üzümlüdə nazardan korunmak için evlere, çocuklara boncukla süslenmiş dağdağan takıyorlar. Ağaçtan yapılmış eşyaları koruyucu olarak kullanmak bitki kültünden kaynaklanmaktadır. Bu külte göre bazı bitkiler, ağaçlar olağanüstü, sihirli güce sahiptir. Bu da feşizmin bir tür kalıntısı olarak kabul edilebilir.

Üzümlü inançlarında gördük ki, at, öküz kafası (kafatası) bakımlı, güzel, verimli olan bağ, bahçe, bostan veya tarlaların ortasına nazar değmesin diye dikilir. Totemizmə dayanan bu inanış hayvanların sakral özelliklerinin göstergesidir. Çeşitli Türk halklarında farklı hayvanşekilli amuletlere, nazar koruyucularına rastlanır. Örneğin, Orta Asya'da özellikle koyun, ve dağ keçisine rastlanmaktadır. Bundan başka bazı kuşlar - sülün, horoz, tavus, güvercin de sakral özelliklere sahiptir (Борозна, 1975, s. 282).

Genellikle, hayvanlarla ilgili inançlar, atasözü vb. gibi folklor türleri Erzincan'da sıkça rastlanır. "At, öküz kafası (kafatası) bakımlı, güzel, verimli olan bağ, bahçe, bostan veya tarlaların ortasına nazar değmesin diye dikilir" inancı ile birlikte "Alkarısı kısrak ata biner; atın saçını örer ve terletirmiş", "Alkarısı kısrak atlara ve loрusa kadınlara düşmandır" (http://www.uzumlu.dostweb.com/hlk.htm) gibi inançlara, "At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır", "Attan düşen ölmez, eşekten düşen ölür", "At murattır", "Rüyada at görmek saadete eriştirir"  gibi atasözüne de rastlanır.

Öyle ki, at Türk kültüründe, onemli bir yer tutmuştur. Bu konuda araştırma yapan V.Habiboğlu yazıyor ki, Türk halklarının bakış açısında at ile ilgili zoomorfik tasavvurlar önemli yer tutmaktadır. Atın doğaüstü bir güce sahip olması ve tanrı tarafından insanlara hizmet için gönderilmesi eski dönemlerden başlayarak Türk halkları tarafından kabul edilmiştir. Örneğin, Yakutlar'da yaygın inanca göre at güneş aleminden gelmiştir. Folklorda at ile ilgili oluşmuş birçok bayatılar, atasözleri ve deyimler, inançlar, rivayet ve efsaneler, masallar bu kutsal hayvanın türk halklarının dünyagörüşünde, özellikle zoomorfik tasavvurunda nasıl önemli yer tuttuğunu açıkça gösteriyor (Həbiboğlu, 1996, s. 145-151). Erzincan'da atla bağlı folklor örnekleri de söylenilen bu görüşleri doğrulamaktadır.

Erzincan'da bitkiler, ağaçlarla ilgili inançlar sadece nazarla ilgili değildir. Burada başka inançlar da vardır. Örneğin:

İğde ağacı kutsal sayılır.

Söğüt ağacının gölgesi güzeldir.

Gebeyken ayva yiyen kadının çocuğu güzel olur.

Ceviz ağacının gölgesinde yatılmaz, hasta eder.

Kabak cennet taamıdır.

Hamile kadınlar elma yerse çocuğu güzel olur.

Ağaçların hepsinin çeşitli bereketi vardır.

İğde ve ıhlamur ağacı başarılı.

İncir uğursuzdur.                                             

Ağaçlardan uğursuzu karaçalı ve kara ağaçtır.

(http://www.uzumlu.dostweb.com/hlk.htm).

Bu inançların bazılarından görüldüğü gibi, Erzincanda ilk dini inanç biçimlerinden olan Animizmin de kalıntılarına rastlamak mümkündür.

Animizm ibtidai inançların daha yüksek formu olup, mitolojik dönemde geniş şekilde yansımıştır. Bilindiği gibi, bu inanç biçimi ruha veya cana veya doğanın genel canlanmasına inançtır. Kapsamındaki dünyayı ruh ve canlarla belirten eski insan onlarla görüşmek için uygun araç arıyordu. Tecrübe göstermiştir ki, hiç de ruhlara yönelik her talep temin edilmiyordu. Bazı kişilerin talebi daha iyi sonuçlar veriyordu ve onlar insanlar arasında daha iyi izlenim doğuruyordu. Tayfada daima ruhlarla ilişki yaratmakla uğraşan "uzmanlar" oluşmaya başladı. Ruhlarla ilişki sürecinin kendisi de karmaşık bir hal alıyordu ve bu zaman aracıdan birçok olağanüstü nitelikler isteniyordu. Bunları ise Şamanlıkta gözlemlemek olur.

Belirttik ki, animizimde doğanın genel canlanmasına, yani ruhunun olmasına inanç mevcuttur. Bu inanca göre ağaç da kutsal sayılır, çünkü ruhu olduğu düşünülüyor. Erzincan inançlarında da kutsal olan ve kutsal sayılmayan, ugurlu, ugursuz ağaçlar vardır. Bu inanış eski ümumtürk kaynaklarında zamanla mevcut olan animistik inancın izleridir. Türk halklarında iğde, kayın, söğüt, palıd, ceviz, incir vb. gibi kutsal ağaçların adını söylemek mümkündür.

L.Y.Şterinbergin söylediği gibi, animizm dini felsefi düşünce aşamasıdır ve bu aşamadan ibtidai halkların hepsi geçmiştir. O, animizmin gelişiminin genetik proses aşamalarını da göstermiştir (Штернберг, 1936, s. 231-234).

İlkin dini inanç formlarından biri olarak magiyanı da gösterebiliriz. Bu inancın da izlerine incelediğimiz Erzincan inanışlarında rastladık. Belirtelim ki, magiya uydurma, hayali yeteneğin veya akıl almaz manipulyasiyanın yardımıyla çevreyi etkilemektir. Magik manipulyasiyanın kapsamı çok geniştir: bu, kelimeler (ovsunlar, dualar, büyü), eşyalar (hemayillər, koruyucular) yazılar ve çeşitli hareketler olabilir. Çeşitli zamanlarda ve günümüzde ayrı ayrı halklar tarafından bilinen birçok sihirbazlık adetleri ve törenleri tasvir edilmiş, sistemleştirilmiştir (Ларичев, 1990, s. 207-222).

Magiya başlıca olarak bir insanın diğer insanlara, hayvanlara, bitkilere, hatta doğa olaylarına tesir etmek becerisine inançtır. Gözlemlenen olguların gerçek ve karşılıklı ilişkilerini anlamayan ve rastlantı sonucu uygunluğu tersine anlayan insan böyle düşünüyordu ki, özel hareket ve sözlerle o, insanlara yardım veya kötülük yapabilir, önceden görme ile başarısını veya başarısızlığını sağlayabilir. Magiyanın esasen "beyaz" (koruyucu) ve "siyah" (kötülük eden) türleri mevcuttur. Magiyanın diğer türleri ise onun hangi nesneye etkisine bağlıdır (Алексеев, Першиц, 1990, s. 213).

İbtidai halklar için her görünen veya görünmeyen eşya veya varlık bilinen sihirli güç ve magik özellikleri ile seçilirdi. İbtidai insan doğanın ebedi yasalarını idrak etmiyordu. Bu nedenle o, görünmeyen nedenlerden meydana gelen hastalığı, ölümü, başarını, başarısızlığı, yağmuru, rüzgarı, güneşin doğmasını, bütün eşya ve varlıkların durumunu magik nedenlerle anlatıyordu. Bu yorumun bazı izlerine Erzincan folklorunda da rastlanır. Burada insanların uğursuz sevgi, komşu ilişkileri, aile içi ilişkilerde bazen büyüye başvurulması eski magik inançların izlerinin halen bu bölgede de kalmaya devam ettiğini gösteriyor.

Büyü düşmanlık için yapılır.

Karıyı kocadan, komşuyu komşudan, oğlu anasından ayırmak için büyü yapılır.

İyilik ve kötülük için hocalara yaptırılan muskaya büyü denir.

Büyün'ü falcılar yapar.

Büyün'ü fesat ve aşırı çıkaranlarla; gönlünü kaptıranlar ve kin güdenlere yaparlar.

Kız kaçırmak için kızın saçından, elbisesinin herhangi bir parçasından büyü yapılır.

Kadın kocasına eşek beyni yedirerek, büyü yapar.

Muska süekli etki edilmek istenen kimsenin üzerinde bulunmak zorundadır.

İki kişinin arasını bozmak veya yapmak için muska yapılır.

Gelin kaynana geçimsizlikleri için muska yapılır.

Evde kalmış kızlar bahtını açmak için muska yapılır.

Muska, çörek otu ile susam karıştırılarak yapılır.

Yumurta ile sihir yapılır.

Kürek kemiğiyle sihir yapılır.

Boylama ve muska hastalar için yazılır.

Kötü şeylerden korunmak, korkmamak için muska yapılır ...

(http://www.uzumlu.dostweb.com/hlk.htm).

Görüldüğü gibi, magiyanın çeşitli türlerinin farklı şekillerine Erzincan'da da rastlanır.

Erzincan manilerinin de kendine has özellikleri vardır. Mani halk edebiyatının yaygın türlerindendir. Halk yaşamının tüm alanlarını yansıtan derin içerikli, yüksek felsefi fikirlerle dolu olan bu lirik şiirler sözlü edebiyatla birlikte, yazılı edebiyatta da kullanılıyor. İnsanlar düğünlerde, iş zamanı, beşik başında, bu veya başka bir vesileyle kendi iç gerilimlerini ifade etmek için maniye başvurmuş ve onu kırılgan bir havacatla okumuşlar. Mani bütün Türk halklarının sözlü ve yazılı edebiyatında kendine özgü bir yer edinmiş, eski tarihe sahip olan şiir örnekleridir (Vəliyev, 1985, s. 122-123). Vagif Veliyevden verilen bu izahdan da görüldüğü gibi, manilerde çeşitli konulara değiniliyor. Erzincan'da da ayrı ayrı konulara adanmış manilere rastlanır. Burada gençlerin birbirine olan sevgisi, his, duygularının ifadesine yer veriliyor:

 

 

Ala çıkalım oğlan

Yola çıkalım oğlan

Bu yol bize gelmedi

Yolu yakalım oğlan

 

Al altın sendedir

Zinciri de bendedir

Dünya dolu yar olsa

Yine gönlüm sendedir

 

 

Amanın güzel dere

Nere gidersin nere

Canım su götür beni

Yarin gittiği yere

 

Ay doğar bedir Allah

Bu sevda nedir Allah

Ya benim muradım ver

Ya da sabır ver Allah

(http://www.kemahlilar.com/maniler-165h.htm)

 

Bazen bu manilerde eski tarihi olan sevgi efsanelerinin de etkisi kendini gösteriyor. Örneğin, bunlardan biri de "Leyli ve Mecnun" efsanesidir.

Kaşların keman senin

Elinden aman senin

Sen olmuşsun mecnun

Haniya Leylan senin (http://www.kemahlilar.com/maniler-165h.htm).

 

Erzincan'da saya geceleri de özel bir yere sahiptir. Folklorda saya bir ruhtur. Bu ruh hayvancılıqla meşgul olanları himaye ediyor. Onun eski mitolojik kultla bağlılığı vardır. Koyunlar kuzulamağa başladığı zaman çoban kıyafeti giymiş adamlar köy köy dolaşıp "Sayaçı sözleri", "Sayaçı türküsü", veya "Saya gezmesi" denilen bu töreni - "Sayaçı" merasimini icra ediyorlardı (Bəydili, 2003, s. 316).

"Erzincan Tarihi-Coğrafyası-Folklörü" kitabında bununla ilgili denir ki, köylünün sayılı günlerinden birir de Saya gecesidir. Bu gece şubat ayının son haftasına tesadüf eder. Eğlenceyi köyün çobanları tertibler. Köy gençleri de onlara yardım eder. Bu eğlence baharın yaklaştığını, inek, koyun, keçi gibi hayvanların yavrulayacaklarını müjdelemek için yapılır. Hayvan kılıklarına girerek evleri dolaşıp bahşiş toplayan sayacılar bir takım maniler söylerler (Hidayet, Vedat, 1962, s. 94-95).

 

Hey hayadan hayadan,

Yılan aktı kayadan.

Bir kaşık yağ verin,

Adet vardır sayadan.

Saya gelir sakanın

Demir tarak takının.

Koyunun pisliğini,

Kına diye yakının.

 

(Hidayet, Vedat, 1962, s. 95).

Azerbaycan'da ise bu oyunla ilgili denir ki, Saya gezisi Nevruz bayramı arifesinde akşamüstü çobansayağı giyinmiş çocuklar, gençler tarafından icra edilen tören ayinidir. Tuhaf giyimli katılımcılar def çala-çala ellerinde bir veya iki korkuluk - teke ve koç başlarını yansıtan figürler ev ev, kapı kapı dolaşıyor, baca-baca oyunu ve çeşitli komik danslarla ev sakinlerini kış mevsiminin bitmesi, yazın gelişi nedeniyle tebrik ediyorlar. Korkuluğunu bazen katılımcılardan biri maskataxma – cildegirmə yöntemi ile tasvir ediyordu. Hayır-bereket getiren hami-ruhları davet anlamı veren bu ayin şamanist izlenimlerle bağlıdır (Novruz bayramı ensiklopediyası, 2008, s.165).

Görüldüğü gibi Azerbaycan ve Türkiye'nin Erzincan da dahil olmak üzere çeşitli arazilerinde bu oyun yaygındır. Şamanist tasavvurlar çeşitli folklor örneklerinde olduğu gibi, bu oyunda da izlerini korumayı başarmıştır.

Atasözü de Erzincan'da sıkça rastlanan folklor türlerindendir. Buraya ait atasözünde, genellikle, hayat, yaşam, dünya, insani ilişkiler vs. hakkında halkın uzun yıllar boyunca oluşmuş bakış açısı, aklı, istekleri, geleceğe bakışı, öğütleri ifade ediliyor. Buraya ait atasözleri kendi eskiliği, derin içeriği ile dikkat çekiyor ve ortak Türk kültürünün de bariz örneğidir. Erzincan'a özgü bazı atasözüne göz atalım:

Boğaz dediğin otuz iki kerttir, düşün düşün söyle

Az ateş çok odun yakar

Acıkan yanağından, susayan dudağından belli olur.

Ak köpeğe koyun diye sarılma.

Akıl yiğide yatırım.

Altın kılıç demir kapıyı açar.

Alçak tavuk kendini ferik gösterir.

Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.

Ağustosta beynin kaynasın, kışın da tencere kaynasın.

Babasına hayır etmeyenin kimseye hayrı olmaz.

Bu dünya iki kapılı handır, gelen bilmez geden bilmez.

Çocuğa iş buyuran, ardınca kendi gider.

Dağ dumansız insan hatasız olmaz.

Dost kazan dost; düşman anadan da doğar.

Ekmeğin kestiğini kılıç kesmez.

Gelin bindi deveye gör kısmeti nereye.

Göz görmeyince gönül katlanır.

Herşey incelikten insan kabalıktan kırılır.

Hıdırellez yaz kapısı, yedi gün sürer tipisi.

Minnetle gül koklama, dikeni sancar seni.

Vakitsiz açılan gül çabuk solar.

(http://www.turkhackteam.org/fikralar-atasozleri-sms-sozleri/199824-erzincan-ilimize-ait-atasozleri.html).

Erzincan'da halk kültürünü inceleyen Turhan Kaya buraya mahsus atasözleri ve konularına göre, neyi ifade etmesi hakkında da bilgi verir. O yazıyor ki, halk tarafından “Ayağını yorgana göre uzat”, “Sakla samanı gelir zamanı”, “Damlaya damlaya göl olur” gibi ata sözlerinin işaret ettiği husus iktisat olub, sosyal normlarla yakından ilgilidir. Hele “Ağaç yaş iken eğilir”, “Üzüm üzüme baka baka kararır” ata sözlerinde ise topluluğun önemli değerlerinden olan “eğitim” kavramı ile çocukla ilgili değerlere işaret edilmektedir. Böylece şu noktaya açıklık getiriyoruz; her davranış bir sosyal norma bağlıdır (Kaya, 2002, s. 283).

Azerbaycan atasözleri ile aynı olan bu atasözleri ortak türk folklorunun ifadesidir.

Erzincan halk edebiyatında küçük folklor türleri ile birlikte efsane ve rivayetler de özel yere sahiptir. Erzincan efsaneleri mitolojik, eski ümumtürk içeriği ile özellikle manidardır. Bu efsanelerde ortak Türk motiflerine de rastlanır. Örneğin, "Kocakarı efsanesi" buna örnek olabilir. Efsanede denir ki, Kocakarı Mart ayının güzel başlamasına ve güneşin sıcaklığına kanarak ilkbaharın geldiğini sanarak dağa cıkar koyunları ile, birden kar ve fırtınanın bastırmasıyla caresiz kalan Kocakarı dağda kedine sığınacağı bir yer bulur. Kayalığın altında bulunan oyuk bir boşluğa koyunlarıyla fırtınadan kaçarak sığınır ve donarak ölür. Mart ayı eski adıyla "Gücük ayı" diye geçer. "Mart kapıda baktırır kazma kürek yaktırır" diye de bilinir.  (http://pinaronuerzincan.tr.gg/EFSANELER.htm).

Bu efsanenin benzerine diğer Türk halkları folklorunda da rastlanır. Nitekim, Azerbaycan folklorunda "Nevruz" bayramından on beş-yirmi gün sonra halk arasında "Karnın borcu" isimli soğuk, çovğunlu günlerden bahseden mitler de olduğu görülmektedir. Böyle mitlerin birinde deyiliyor ki, Boz aya ala çalpov da diyorlar. Bir karının birkaç oğlağı var imiş. Mart girdiğinde karı diyor ki, oğlakları mart'tan sağlam çıkardım, bu ala oğlağı kurban diyorum. Yıl iyi gelir, martın sonunda her taraf çiçek olur. Karı mart'a şöyle diyor:

Mart, gözüne parmağım,

Oynaşır oğlağlarım.

Mart öfkeleniyor, nisan'dan üç gün borç alıp, kar yağdırıyor. Karının oğlakları donarak ölür (Əsatirlər, əfsanə və rəvayətlər, 2005, s. 62).

Turhan Kayanın da söylediği gibi dini hayatın çeşitli tezahürleri içinde mezarlıklar, ziyaret yerleri, bayramlar, törenler ve diğer kutlamalar her insan cemiyyetinde belli davranışlarla devam ettirilmekte olan hayat dinamikleri olarak, halk bilimi kadrolarının önemle üzerinde durduğu konulardır. Askere uğurlama, hac ve umre ziyaretleri, çeşitli yolculuklarla halkın değişik alışkanlık ve uygulamaları bütün canlılığı ile Erzincan ve yöresinde de yaşanmaktadır (Kaya, 2002, s. 285).

İslam'ın kutsal bayramları arasında Ramazan önemli yer tutmaktadır. Bu bayram her müslüman ülkesinde kutlanıyor. Erzincan halkı da bu bayramı tüm eskiliği ile yaşatmaya çalışıyor. “Ramazan, Üzümlü'de "On bir ayın sultanı" olarak adlandırılır. Ramazan ayında temizlik hazırlıklarını bitiren halk, gerek kışlık, gerek iftarlık olarak kullanacakları yiyecekleri temin etmek için büyük bir çaba sarf ederler. Ramazan ayında oruç tutmak, iftarı beklemek ayrı bir heyecan olurken; iftar yemeрi hazırlamak ve iftarda misafir ağırlamak da önemli bir gelenekti. Kadınlar evde her işlerini erkenden bitirdikleri için iftar yemeği hazırlamakla meşguldürler. Erkekler de iftarda yiyecekleri pide ve diрer malzemeleri alırlar. İftar vakti, hoparlör olmadığı için bacalarda top sesi veya ezan beklenir; duyan, bir diğerine "top atıldı", "ezan okundu" diye bağırarak haber verirdi. Sahura davul ve davulcu manileriyle kalkılırdı. Sofra iftardan yarım saat önce kurulur ve etrafında toplanarak ezan ya da top sesi beklenirdi. İftarı zeytin, su, tuz veya hurma ile açmak sünnettir. Ramazan çocuklar için ayrı bir güzellikti. 7 yaşında namaza, 10 yaşında oruca başlayan çocuklar, oruç olup olmadıklarını birbirlerine "oruç musun, hırıç mısın?" diye  sorar, oruç olanlar da dillerini gösterirlerdi. Yine eskiden oruç olan çocuklar iftara az bir zaman kala dedeleri veya babaları tarafından sırtlanarak bacalarda ezan ve top sesini beklerdi. Bu yüzden çocuklar sahura kalkmaya can atar; sahura kaldırılmayan çocuklar, ağabeyleriyle anlaşır; sahura kalkarken el veya sırtlarına basmalarını isterlerdi. Oruçlu bir günün mükvfatı sırtlanmak, bacada ezan ve top sesi beklemekti. İftardan sonra akşam namazı kılınır ve teravih namazı için camiye gidilirdi. Teravih namazından sonra odalarda toplanır, sahur vaktine kadar sohbet edilirdi. Askerlik ve avcılık hatıraları, muhacirlik veya hekvt anlatılır; dini mevzular konuşulur, Ahmediye ve Muhammed iyeler okunurdu. İlk teravih namazından önce Ramazan ilvhi ve dualarla karşılanır, Ramazanın bitiminde ise ilvhi ve dualarla uğurlanırdı” (http://www.uzumlu.dostweb.com/hlk.htm).

Yalnızca Erzincan'ın Üzümlü bölgesinden getirilmiş bu örnekten de görüldüğü gibi, Erzincan'da bayramlar da halkın bakış açısı, eski gelenekleri, insani ilişkilerinin olumlu taraflarını ifade açısından önem arz etmektedir. Gerek dini bayramlar, gerekse diğer bayramlar zengin bir tarihe ve kültüre sahip olan Erzincan halkının manevi değerlerini özgün bir şekilde yansıtıyor. Belirtelim ki, her halka ait gelenek ve görenekler, özellikle bayram ve törenler insan hayatının sosyal manevi taraflarını kendinde birleştirmiş, muhafaza ederek yüzyıllar boyunca, nesilden nesile aktara bilmiştir.

Folklor tarihi gerçeklikleri yansıtmak açısından da büyük önem taşımaktadır. Bunu her dönemde oluşan folklor örnekleri kanıtlıyor. Folklorda tarihi olaylar ve tarihi şahsiyetler kendini gösteriyor. Bu alan üzerinde çalışan araştırmacı ilgili tarihi dönemi göstermekle, hangi tarihi olay ve şahsiyetlerin folklor eserlerinde yer aldığını gösterebilir. İstenilen dönemde halkın başına gelenler tarih alanına girer. Bu tarihi dönem sırasında oluşturulan halk edebiyatı örnekleri de kendisinde hem tarihi, hem de halkın bilgeliğini birleştirir. Folklor örnekleri istenilen dönemin tarihi olaylarını o dönemde yaşamış insanların hafızası, hissettikleri aracılığıyla gelecek nesillere aktarır. Bazen de bu folklor örnekleri değişime uğrar. Bu yüzden de folklorun bu özelliğini de göz ardı edilemez.

Erzincan folklorunun: masal, destan, rivayet, atasözü, mani, deyim ve s. gibi türleri tarihi gerçekleri yansıtmak açısından özellikle önem taşımaktadır. Bu türlerde halk tarihi olaylara, oluşan durumlara kendisinin topluma olan yaklaşımını bildirir. Tarihi gerçekliğin incelenmesi süjetin tarihi koordinatının belirlenmesine yardım eder, onun tarihi anlamını açıklar. Burada folklorçu için geniş imkanlar açılır ve folklorçu tarihçinin yardımını bekliyor. Örneğin, "Kitab-ı Dede Korkut", "Köroğlu", "Oğuz Kağan" gibi destanlarda Erzincan tarihinin izlerini açıkça görmek mümkündür.

Bununla ilgili Turhan Kaya, şöyle diyor ki, Erzincanda yaşamış ve yaşamakta olan insan topluluklarının yapısı, tarihi kaynaklarındaki bilgilere göre çok değişik karakterdedir. Anadolunun Türkleşmesi yıllarında; Oğuz boylarından değişik oymakların Erzincan çevresinde yurt tutmuş oldukları bilinmektedir. Uygur, Kargın, Bayındır oymakları, Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmenleri, Dede Korkut torunları bu bölgelerde ömür sürmüşlerdir. Bugünkü halk da onların soyundan gelen insanların çocuklarıdırlar (Kaya, 2002, s. 277).

Tüm bunların izlerini Erzincan'ın ayrı ayrı folklor türlerinde görmek mümkündür. Erzincan tarihinin daha detaylı incelenmesinde bu bölgeye ait folklor örnekleri büyük rol oynuyor.

Sonuç olarak söyleye biliriz ki, Erzincan folklorunu incelemekle bu bölgenin halk edebiyatı, kültürü, kimliği hakkında ayrıntılı bilgi edinmek mümkündür. Buraya ait çeşitli folklor türlerinin temel özelliği eskiliği ile birlikte, ortak türk kültürü, dünya görüşünden haber vermesi, tarihi gerçekliklerle ilgili örneklerinin çok olmasıdır. Erzincan halk edebiyatı örnekleri eski Türk mitolojik ve folklorik metinlerinin izlerini taşıyor.  

 

Kaynaklar

  1. Bəydili C. (2003).Türk mifoloji sözlüyü. Bakı: Elm
  2. Bəydilli C.C. (2000). Qam-şamanlığın etnomədəniyyətimizdə yeri. Bakı: Ağrıdağ.
  3. Əsatirlər, əfsanə və rəvayətlər. (2005). Bakı: Şərq-Qərb.
  4. Həbiboğlu V. (1996.). Qədim türklərin dünyagörüşü. Bakı: Qartal.
  5. Novruz bayramı ensiklopediyası. (2008). Bakı: Şərq-Qərb.
  6. Vəliyev V. (1985). Azərbaycan folkloru. Bakı: Maarif.
  7. Hidayet M.P., Vedat Ş.Ç. (1962). Erzincan Tarihi-Coğrafyası-Folklörü. Erzincan: Kardeş Matbaası. 
  8. İnan A. (1954). Tahirte ve bugün şamanizm. Ankara: Türk tarih kurumu.
  9. Kaya T. (2002). Dünden bugüne Erzincanda halk kültürü // Erdem. Türk halk kültürü özel sayısı (II. Cilt 13, sayı 38, s. 271-295). Ankara: Can ofset.
  10. Uraz M. (1967). Türk mitolojisi. Istanbul: Hüsnütabiat.
  11. Алексеев В.П., Першиц А.И. (1990). История первобытного общества. Москва: Высшая школа.
  12. Борозна Н.Г. (1975). Некоторые материалы об амулетах – украшениях населения Средней Азии (с. 281). // Домусульманские верования и обряды в Средней Азии. Москва: Наука.
  13. Ларичев В.Е. (1990). Прозрение: Расказы археолога о первобытном искусстве и религиозных верованиях. Москва: Политиздат.
  14. Штернберг Л.Я. (1936). Первобытная религия в свете этнографии. Ленинград: Ин-т народов Севера.
  15. http://www.uzumlu.dostweb.com/hlk.htm  (Erişim tarihi: 15.05.2016). 
  16. http://www.kemahlilar.com/maniler-165h.htm    (Erişim tarihi: 10.06.2016). 
  17. http://pinaronuerzincan.tr.gg/EFSANELER.htm  (Erişim tarihi: 10.06.2016). 
  18. http://www.turkhackteam.org/fikralar-atasozleri-sms-sozleri/199824-erzincan-ilimize-ait-atasozleri.html (Erişim tarihi: 15.06.2016).
 

 

Bu haber toplam 267 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA