• İstanbul19 °C
  • Erzincan8 °C

Nidayi Sevim / www.kemahlilar.com

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Nidayi Sevim / www.kemahlilar.com

Eyüpsultan’da iki güzide mekan…

15 Haziran 2015 Pazartesi 09:48

darul-kurra-eyup.jpg

Sokullu Daru'l Kurrası ve Ebussuud Daru'l Hadisi...
 
Medeniyet, Arapça bir kelime ve kökü şehir demek olan Medine’den geliyor. İngilizce (ve aslında Latince) karşılığı olan Civilization kelimesinin kökeni de şehir kelimesidir. Dolayısıyla medeniyet şehirleşmek demektir. Şehir aynı zamanda meşhurla ilişkilidir ve bilinen yer manasına da kullanılır. Medeni de şehirli-kentli anlamına gelir. Köy ve kasaba gibi küçük ölçekli yerleşim birimlerine nazaran şehir çok daha gelişmiştir. Ekonomik, siyasal, kültürel ve sosyal açıdan… Şehirli demek edebiyatta, sanatta, bilimde, kültürde mesafe kat etmiş olmak demektir. Şehirli olmak aynı zamanda şuurlu olmayı da gerektirir.
 
Şehirlerde üretim, paylaşım, görev dağılımı ve sosyal organizasyonlar bir düzen içinde akıp gider. Belirli bir plan dâhilinde işleyişini gözlemleyemediğimiz bu karmaşık ilişkiler zinciri yüzyıllar belki bin yıllardır sürekli kendini yeniler, dönüştürür ve geleceğe taşır. Bu haliyle şehir canlı ve dinamiktir. Dönüşümün belirleyici unsuru şüphesiz ekonomiyle ilişkili teknolojik gelişmelerdir.
 
Şehrin kadim hikâyeleri keşfedilmeyi bekliyor... 
 
Hazırlıksız yakalandığımız, bünyemizle uyuşmayan modern, kapitalist yaşam biçimi bizleri durup düşünmekten alıkoydu. Arkamıza dönüp bakamaya dahi fırsatımız yok. Kısacası şehrin ruhunu okuyamıyoruz. Durumumuz üretim bandındaki makine dişlisinden farksız. Oysa tarihi-kültürel mirasımız şehirlerin hafızasıdır ve geçmişle geleceği bir birine bağlar. Maalesef köklerimizle bağlarımız yavaş yavaş kopuyor.
 
Geleneğinden habersiz, hafızasını kaybetmiş şehir, beton ve demir yığınından ibarettir. Geleceğini de inşa edemez. Şehirli de böyledir. Mesela şehrin özellikle iç kısımlarında ikamet eden, çalışan insanlarımız bile her gün gidip geldikleri yolu değiştirip farklı bir yolu denemez. Hâlbuki bir arka sokakta belki elli yıldır görmediği ecdat yadigârı sanat harikası bir çeşme, kütüphane, hamam veya bir lezzet durağı vardır.
 
Mesela tarihi yapıların güneye bakan cephelerindeki merhamet abidesi kuş evlerini, yine camilerin dış duvarında silinmeye yüz tutmuş güneş saatlerini, köşe başlarında hala kalıntıları bulunan zarafet sembolü sadaka taşlarını kaç şehirlimiz bilir? Bunları çoğaltmak elbette mümkündür. Şehrin kadim hikâyeleri, ruhu ve zenginliği işte bu detaylarda gizlenmiş keşfedilmeyi bekliyor. Fakat bu keşfi, gözlemlemeyi yapmak için farkındalık lazım. Zamanın hızını bazı zamanlarda farklı yönlere itip arkamızda, sağımızda, solumuzda neyimiz kalmış, hangi değerlerimizi görmezden gelmişiz öğrenmeliyiz. Ancak o zaman şehri anlayabilir, hissedebilir, yaşayabilir ve şehirli olabiliriz.
 
Bütün ecdat yapıları gibi buralar da insana huzur veriyor... 
 
İşte gözden kaçırdığımız ve bu yazıyı kaleme almamıza sebep olan iki güzide mekânımız. Eyüpsultan’da pek çok insanın önünden defalarca geçtiği fakat varlığından dahi haberi olmadığı bir zamanların en önemli iki eğitim müessesesi Daru'l Kurra ve Daru’l Hadis. Sokullu Mehmet Paşa’nın türbesinin sağ ve sol yanında yer alırlar. Türbenin haliç yönünde Daru'l Kurra, meydan yönünde ise Daru’l Hadis yer almaktadır.
 
Daru'l Kurra, Sokullu Mehmet Paşa’nın 1568-1569 yıllarında Mimar Sinan’a yaptırdığı medrese, türbe ve çeşmeden oluşan külliyenin parçasıdır. Günümüzde Kur’ani hizmetleriyle bilenen Eyüp Sultan İlim Kültür Hizmet Vakfı faaliyetlerine ev sahipliği yapıyor. Vakıf merkezine zaman zaman uğrarım. Özellikle misafirlerim olduğunda. Vakıf görevlilerinden Cemal Çifçi ağabeyle sohbet ederiz. Bütün ecdat yapıları gibi burası da insana huzur veriyor. Gönüllerde başka bir âlemdeymiş hissi uyandırıyor.
 
Meydanda bulunan Daru’l Hadis ise haziresinde mezarı da bulunan Şeyhülislam Ebussuud Efendi tarafından yaptırılmıştır. Uzun müddet metruk halde idi. Kısa süre önce hayırsever bir insanımız tarafından yenilenerek Eyüp Müftülüğü’ne teslim edildi. Amacına uygun faaliyetler yürütülüyor.
 
Daru'l Kurra;"Yer, mekân, ev" gibi anlamlara gelen "dar" ile "okuyan" anlamındaki "kari" kelimesinin çoğulu olan "kurra" kelimelerinden meydana gelen "Dâru'l-Kurra" Kur'an-ı Kerim'in öğretildiği bir bölümünün veya tamamının ezberletildiği ve kıraat vecihlerinin talim ettirildiği mektepler için kullanılmıştır. Cami, mescit gibi yerlerin hemen yanında bulunurlar. Bazı Müslüman devletlerde bu müesseselere "Dâru'l-Kur'an" ve "Dâru'l-Huffaz" gibi isimler de verilmiştir.
 
Daru’l Hadis ise aynı şekilde “Yer, mekân, ev” gibi anlamlara gelen dâr ile hadîs kelimesinden oluşan dârü’l-hadîs “hadis okutulan yer” demektir. Bu müesseselere “dârü’s-sünne”, “dârü’s-sünneti’n-nebeviyye” veya “dârü’s-sünneti’l-Muhammediyye” adı da verilmiştir. Kısaca hadis öğrenimi için kurulan mekân diyebiliriz. Pek çok İslam ülkesinde olduğu gibi Selçuklu ve Osmanlı döneminde varlıklarını sürdürmüşlerdir. İşlevsellikleri kaybolsa da mimari varlıklarıyla bizleri zaman zaman o günlere götürüyor bu mekânlarımız...
 
Not: Bu yazımız dunyabizim.com sitesinde de yayımlanmıştır...
 
Bu yazı toplam 905 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA