• İstanbul17 °C
  • Erzincan9 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Gülistanda gonca gül derdik, elimize diken battı
24 Mart 2011 Perşembe 00:00

Gülistanda gonca gül derdik, elimize diken battı

Deli dolu çağlayan Fırat kenarında Kemah Kalesi, yalçın kayalar üstünde şaha kalkan benli boz küheylana benzer. Hitit'lerden kalma eski adi, "Gamakha"dir. Sonradan "Kemah" olan bu kelime, "Er

Deli dolu çağlayan Fırat kenarında Kemah Kalesi, yalçın kayalar üstünde şaha kalkan benli boz küheylana benzer. Hitit'lerden kalma eski adi, "Gamakha"dir. Sonradan "Kemah" olan bu kelime, "Er gücüne boyun eğmez, ecel doğruğu bir çetin kale" manasına gelir.

 

Ne var ki, Kemah Kalesi'ne Osmanlı sancağını diken Bıyıklı Mehmet Paşa, bu çetin kaleyi düpedüz bilek gücüyle aldı. Anahtarını, Yavuz Sultan Selim Han'a ılgıt ılgıt kanayan kendi elleriyle teslim etti.

 

İşte destanımız o günü anlatır. Tarihini eskiler "5 rebiyülahir 921" yani 19 Mayıs 1515 Cumartesi diye yazarlar.

 

Görelim Nicedir?...

 

Karakışın karlı karabaşından beri muhasara altında bulunan kale, bu yörede fütuhata memur Erzincan Valisi Bıyıklı Mehmet Paşa’yı epeyi terletiyordu. Bir gözü kaledeyse, bir gözü yoldaydı. Yavuz Sultan Selim Han gelmeden, anahtarı hazır etmek isterdi ama nafile...

Çileden Çıkıyordu...

 

Elbet, başka çıkar yol vardı. Akıncı neferinden Hoyrat Yusuf, Hasan, yahut Tozan Bekir gibi has yiğitler, benli boz kayalara tırmanıp, kapının iplerini kolay keserlerdi. Lakin, onlara kıyamıyordu. Şan olsun diye, bunca askeri telef etmek zamanı değildi. Hani, beklerken de çileden çıkıyordu Bıyıklı Mehmet Paşa’ya asıl dokunan, Yavuz'un şöyle bir hoş, tepeden agır manalı bakışı olacaktı. Hünkârı, vaktiyle şehzadeyken tanırdı.

Hatta Trabzon'dan, yıllar önceye uzanan güzel bir hatırası vardı.  Köylük  yerinde  panayır dan bir at alıp, ona hediye getirmişti. Henüz tımar görmeyen küheylan, pek yaman eşiniyordu. Bir ara çifte atmaya kalkınca, bizim Bıyıklı, değme küheylanın ayağını bir pençede kavramış, "Buyurun şehzadem! Biz tutarsak kolay binersiniz..." demiş Fakat Yavuz bu... El oğlunun  tuttuğu   ata biner mi?..Fırtına gibi savrulup, üstüne atladığı gibi, huysuz küheylanı bir solukta dize getirmişti. İşte o günden beri Bıyıklı Mehmet Paşa'ya pek takılırdı:    "Ağaların ağası! Sana hacetimiz düşerse, sakın ola beygir nalı kavrayıp, üstüne süvari bekleme..."

 

Oysa Kemah Kalesi'nin muhasarası, Bıyıklı Mehmet Paşa’nın kulağında hep bu sözleri çınlatıyordu. Kartal yuvası kale önünde, beygir nalı tutmaktan farksızdı. Yavuz gelince, kale fazla dayanamaz düşerdi ama marifet, anahtarı şimdiden hazır etmekti.

Nihayet uzaktan Orduyu Hümayun göründü. Bıyıklı Mehmet Pasa neredeyse ağlamaklı bir halde,  koca hünkârı ikbale çıktı Yavuz da, kalenin kılıç kalkanla zor alınacağını biliyordu. Üstelik Paşa’nın inada kapılarak, elindeki askeri bu yolda harcamasına razı olamazdı. Nitekim, Amasya'dan gönderdiği haberde, "Önce mevcudu teker teker sayar sonra anahtarı bekleriz...." diye sıkı tembihlenmişti.

Bıyıklı Mehmet Paşa’nın haline güldü. Hele, mısır püskülü gibi pek savruk dökülen bıyığı, tarak yüzüne hasret kalmıştı

-" Paşa!" dedi. "Orduyu Hümayun'da kafi berber de getirdik.   Merak olmaya, kal'anın anahtarını elbet peştamal üzere atarlar..."

 

Paşa Kıpkırmızı Kesildi...

 

Bu sözler karşısında Bıyıklı Mehmet Paşa, kıpkırmızı kesildi, iri, kanlı ensesine yuvarlanan terini sildi. Başını öne eğdi:

 

"Hünkârım" dedi "Vuslatınızı bekledik. Çünkü bir talim göstermek isteruk..."

Böylece, Kemah Kalesi ne baş koyduğunu belli ediyordu. Ağır ağır huzurdan çekildi.

Kaleden Orduyu Hümayun’a şaşkın bakan Safevi askeri, gene yağlı paçavralar, kaynamış katranlar, mancınık ağzına taş gülleler hazırlamıştı. Fakat Yavuz'un tek işaretiyle, darbzen arabalar, üstünde şahiler, Bedoloşkalar, Komondornolar saf dizildi. Çok geçmeden, Kemah Kalesi'ne korkunç bir top ateşi başladı.

Yalın kılıç ileri atılan Biyikli Mehmed Paşa, yaman dövüşüyor, nefer önünde serdengeçti, vuruşa vuruşa kale kapısına yaklaşıyordu:

" Vurun şahbazlarım! Koman yiğitlerim! Vurun Allah aşkına!..."

 

Kale, daha fazla dayanamazdı ikindi- vakti, bu hercimerc artik sona erdi. Surlarda beyaz bayraklar sallanırken, "Kral Kızının Kulesi derler büyük burcun tepesinde Osmanlı sancağı dalgalanmaya başladı...

 

Elimize Diken Battı..

 

Yavuz Sultan Selim Han, Kemah Kalesine girerken, kalenin demir kapısında cümle to-nozlarin yağ gibi eğrilmiş olduğunu gördü. Demir kapı top güllesiyle değil, bilek gücüyle devrilip, açılmıştı.

 

"Değme marifettir. Lakin kimindir?..."

 

Yanında duran Bıyıklı Mehmet Paşa, başını öne eğdi. Sustu. Evet, onun marifetiydi. Ama söylemedi. Yüzü büyuk acı içindeydi. İki dudağını dişlemiş;, yarasını belli etmek istemiyordu. Sağ kolunu, egriti giydiği hilatin altına saklamıştı. Yavuz Hemen fark etti. Sordu:

'Bu ne haldir Paşa! Yoksa..." Bıyıklı Mehmet Paşa bir hoş güldü .

 

"'Önemli değildir Hakanım..." diye göğüs geçirdi  "Gülistanda gonca gül derdik, elimize diken battı..."

 

Oysa sağ omuz başında koca balta yarası varı. Kolu parçalanmıştı. Oluk gibi kanıyordu.

 

Destan Yazan Kaleler    

Bu haber toplam 1076 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA