• İstanbul20 °C
  • Erzincan18 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İskarpin Ayakkabılarım,  F.Küçüktaş
02 Ekim 2008 Perşembe 00:00

İskarpin Ayakkabılarım, F.Küçüktaş

İSKARPİN AYAKKABILARIM Hasip amcanın dükkanında  yine ağır misafirleri olacak ki..O gür sesi ile caminin önündeki   park kahvesinin çaycısına  sesleniyor .“Mahmuuuut

İSKARPİN AYAKKABILARIM

 

Hasip amcanın dükkanında  yine ağır misafirleri olacak ki..

O gür sesi ile caminin önündeki   park kahvesinin çaycısına  sesleniyor .

“Mahmuuuut iki orta kahve çabuk tarafından”

         Çarşının içinde bir otorite sesi. Bu ses onu tanıyanların, eğer ayak üst üste oturuyorsa toplanmasına, yoldan geçen varsa ceketinin önünü iliklemesine sebepti. Çocukluğumun geçtiği yıllarda bu seslere ve bu seslerin yüzlerine aşina olmuştuk.Babamız esnaf olduğu için ve onların saygı gösterdiği ve saygınlık gösterisi olan“Bey emi” tabiri ile karşılanan bu zatların mekanlarının önlerinden geçerken hep edep ve terbiye içinde geçmek zorunda idik.

           Kemah ‘ta beyemi öyle her insana söylenen bir tabir değildi. Özünden yansıyan, danışılan, birleştirici rolü olan kişilerdi bunlar. Zaireci Tüccar veya manifaturacı yada kuru kahveci hiç fark etmez hak edene bu  sıfatla seslenilinirdi.

          Orta okula yeni başlamışlığın hevesi ile babamın yeni aldığı ,Trabzon lastiği ve mandallı naylon ayakkabılardan ayaklarıma transfer ettiği ,krem rengi iskarpinlerimin durmadan tozunu siliyordum.

          Büyüklerimin davranış ve tavırlarını olduğu gibi öğrenmeye çalışıp ayaklarındaki arkaları basılmış Eğin yemenilerine özenip bende iskarpinlerimin arkalarına basmaya başlamıştım. Cumaları en ücra yerlere saklar akşamları pırıl pırıl yapar bir saklı kenara koyuyordum.

           Piyasaya kasap çırağı olarak çalıştığımda yevmiye on kuruş bir anda cerci den alışveriş yapacak kadar zengin oluvermiştim. ,

         Babam kasap esnafı olduğu için günlük kesimler den arta kalan etleri kalenin altındaki taş oyuntusuna götürür bozulmasın diye soğuk yerde bir gün bekletirdik. İkinci gün mecburen kalabalık olan ailelere  birer bud keserek bu şekilde tüketme mecburiyetinde kalırdık. En çok et yiyen aileler en kalabalık olanlarıdı.

 

Hasip amca bunlardan biriydi ..

 

         Hep arka bud tan et yer budun altında meşhur boş kaburgasını isterdi. Babam böyle durumlarda tabi ki teslimatı bu esnaf dostlarına benimle yaptırır. Ehil çırak olmam için adaba çok dikkat etmemi söylerdi ..Önce çekenimizin önünü iliklemeli sonra dükkana girdiğimizde selam vererek paketi bırakmalı hatta eve kadar götür derlerse eve teslim etmemizi söylerdi.

     

 

         Hasip amcada bir huy vardı her keçinin  etini yemez özellikle yayladan yeni gelmiş çepiçlerin etini isterdi.  Et tezgahta kendini çeker çekmez özel yerinden kesilir paket yapılarak sazdan sarı sepete yerleştirilip ardından bana “oğlum bey eminin etini götür “talimatı gelirdi.

O yaşlarda iki elimle bile zor götürürdüm ağır  sepeti. Zaire dükkanına girerken aynen dendiğini gibi selamımı verir Hasip Amca  okuduğu Arapça  tefsir kitabından biraz rötarlı  başını kaldırır  gözlüklerinin üstünden önce beni şöyle üsten aşağı bir süzer  sinirli bir şekilde “ paketi bırak şuraya bırak  git “derdi .:

        Bu davranışından biraz afallamış birazda korkudan gösterdiği yere paketi bırakıp giderdim. Ama  neden kızdığına hiç anlam veremezdim. Her servise çıktığımda oraya gitmemek için bahane uydursam bile neticesinde mecburiyetten götürüp  bir güzel azarlanıyordum.

iskarpin2891.jpg

         Bir gün babam yine et paketi göndermek istedi. Bütün cesaretimi  toplayıp babama “ben götürmem o adam beni azarlıyor dedim. Babam bir saygısızlığını görmüştür muhakkak deyip elime sepeti tutuşturmuştu. Tam dükkandan ayrılmıştım ki beni geri çağırarak “şu ayakkabıların arkasını çek  öyle git oraya “diye uyardı. Denileni yapıp çekine ,çekine gittiğimde  yine o yaşlı adam gözlüklerinin altından bana bakıp  o zaman kadar hiç görmediğim bir şekilde yüz ifadesi şefkatleşerek.

         “OOOO  Küçük Efendi gelmiş ..Küçük tezgahtar gelmiş” diyerek ayağa kalktı “hoş geldin” diyerek  büyüklere gösterdiği bir hürmetle  beni karşıladı. Şok olmuştum. Söylediği yere oturup ardından vakur bir ve kısa bir yürüyüş ile kapının sövesine çivi ile tutturulmuş  ucunda küçük bir çan zil takılı ipi çekip  kahveciye doğru seslendi .

           “Mahmut  ağır misafirim var iki şekerli kahve yanında su”. Kahveci birkaç dakika sonra kahveyi önüme koyarken Hasip dayıya dönerek “ Bey emi misafirinde çok ağır” deyivermişti. Hal hatır sorarken kahvenin her yudumu boğazıma düğümleniyor  bu davranışın nedenini anlamaya çalışıyordum. Birden bütün ciddiyeti ile “Bak küçük ağa sana iki sözüm var “dedi.

          Adamlık sıfattandır. Yani bu ismine  hakim olmaktandır. Şimdi olduğu gibi karşındakine saygı niyetiyle her daim ceketinin önünü kapalı tut.

         Ayakkabıların  senin vücudunun kabıdır onun içerisine tam manasıyla sığmaya çalış ki kendine hakim olasın dedikten sonra iki buçuk lira bahşiş vererek beni büyük bir nezaketle yolcu etti.

         Sahip olduğum en büyük parayı avucumda sıkarak uyumuştum o gece. Ayakkabılarımın arkasına basmamın ne kadar saygısızlık olduğunu böylece öğrenmiş olmuştum .

 

         O gün ki nasihat ile yürürken bile ceketimin önünü insanlara saygısızlık olur diye yürürken bile  hiç  açmadım.

 

O günden sonra hiç ayakkabılarımın arkasına basmadım.

 

Faruk KÜÇÜKTAŞ 21.07.2008©

 

ESKİ YORUMLAR

NURİ ERDOĞU- doğanköyü  Tarih: 27.09.2008

degerli hemşerim sizi tebrik ediyorum duygularınızı o kadar güzel ifede ediyorsunuzki yazılarınızı bir kemahlı olarak okumamak mümkün degil duygularımıza tercüman oluyorsunuz bazı değerlerimize sahip çıkmak onları yaşatmak tabiiki hepimizin görevi çünki biz bu değerleri yaşayarak büyüdük bizden sonraki kuşakların bunları bilmesi için sizinlerin yazdığı bu yazıların öneminin çok büyük olduğuna inanıyorum ben kemah yatılı bölge okulunda okudum yazılarınızda isimleri geçen bazı şahışları tanıyorum onun için okurken daha bir keyf ile okuyorum size çok teşekür ediyorum görüşmek üzere 

ali cihan küçüktaş  Tarih: 22.09.2008

yüreğine sağlık emi... herkesin ağzından ''ah o eski kemah'' diye bir cümle çıkıyor hergün defalarca, büyük bir acı ile.. Bilmiyorum ve merak ediyorum o eski kemahı. ama sayende o günlerin, o günlerdekilerin ne kadar değerli olduğunu öğreniyorum...yazılarının ve başarının devamını diliyorum... Ayrıca kim olduğumuzu kimin torunu, kimin oğlu, kimin yeğeni olduğumu daha iiyi anlamama yardımcı olduğun için teşekkürler. 

 

Bu haber toplam 1328 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA