• İstanbul20 °C
  • Erzincan21 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İSPİRTO, Faruk Küçüktaş
03 Mart 2010 Çarşamba 00:00

İSPİRTO, Faruk Küçüktaş

 İSPIRTO          Gece yarısı ayaklarımda müthiş bir sızıyla uyandım. Nemli havalar başladığından romatizma olduğunu anlayıp kendi kendime bu

 

İSPIRTO

 

         Gece yarısı ayaklarımda müthiş bir sızıyla uyandım. Nemli havalar başladığından romatizma olduğunu anlayıp kendi kendime bu nemli memleketin hastalığı bizi de buldu diye söylendim Mekâna kabahat bulmak belki haksızlık olacak ama artık bedeni  miadımızın dolmak üzere olduğu emareleri idi bunlar.

         Oysa yıllar önce memlekette hiç nem yokken bile rahmetli babaannem de çok çekmişti bu muzdarip hastalıktan. O hep yanı başında bulundurduğu ispirto şişesine alarak ayaklarına sürer bir müddet sonra rahatlardı., Bende evde ihtiyaten bulundurduğum ispirto şişesini alarak ayaklarıma sürmeye başladım. Ayak sızılarımdaki biraz rahatlık ve ispirtonun kokusu beni yıllar öncesine götürmüştü.

 

Çocukken babam ismini on beş yaşıma kadar doğru telaffuz edemediğim bu ferahlatıcı nesneyi  Kömürlü Kemal Amcadan bana aldırır o her alışımda “İstirpo” dememe kahkahalar ile güler bana doğrusunu “İspirto” diye öğretmeye çalışırdı. Onun bu ısrarını yaz tatillerinde dükkana gelip çalışan çok sevdiğim oğlu Turgay  ağabeyim her doğrusunu söylediğimde küçük madlen çikolatası vererek terk ettirmişti. Sonunda İspirto demesini öğrenmiştim.Madlen çikolata hatırına. 

 

 İlçe Merkezinde Güllabibey Camisinin önündeki belediye parkının köşesinde bulunan armut ağacının on metre ilerisinde, Eski Pazar yerine çıkan yolun  tam köşe başında Kömürlü Kemal Amca’nın otuz altı numaralı Şark Ticaret Evi tabelalı dükkanı vardı.   

          Tabela üzerinde ozamanlar rağbette olan  Siera radyoları  yeni, yeni mutfağımıza giren Mobilgaz Bayii yazısı.

 

 Onun ticaret evinin dış cephesi her esnaf gibi dolu dolu olmaz bir kaç urgan ip, kömür tuzlası işçilerinin kullandığı kot iş pantolonu, hayvan yuları ve naylon erzak sepetleri bulunurdu. Ama içeride tezgah üzerinde çamdan bir bölme içerisinde Nacar kol saatleri,  boş şişelere doldurduğu iki renk Eyüp Sabri Kolonyasının üstü ölçekli şişeleri, üzerine camdan kapak geçirilmiş her çeşit eti bisküvi kutuları, beş,yedi, on dört numara lamba camı ile fitilleri   bulunurdu.  Aslında onun esas sattığı damga pulu ve tekel malzemesi idi.

Çocukluğumda o zamanlar üç uzun adam biliyordum Manifaturacı Musa Kazım, Sıhhiyeci Habib ve biride Kömürlü Kemal amca idi. Belki o zamanlar ayıp sayılırımıydı bilmiyorum ama gömleğinin yakası hep düğmeli olurdu. Duruşu, yürüyüşü ve küçüklere bey tabiriyle hitap eden. Tam bir Kemah Beyefendisi idi..

Ticaret’te bazı kimselerin uyanıklık yapıp hesap bilmeyenlere yuvarlama hesap yaparak nasıl aldattıklarının dersini de ondan almıştım. Yıllardır bunu hiç unutmadım. Ticaret hanesinden her alış veriş yaparken o babacan tavırları ile  benimle bu şakasını tekrarlar, borcum kaç lira derken “Kırk kırk daha seksen sendeki yüz, Seksen daha yüz seksen sen ver ikiyüz”diye şaka yapardı.

            Her dernekte her mecliste bulunması fikirlerini çok dürüstçe ve samimiyetle ortaya koyması yıllarca birçok ticari topluluğa başkanlık yapması memleket sevgisinin göstergesiydi. Onun ki Kemah’a adanmış bir hayattı sanki.

İmzasını ilk defa eski belediye binasının alt katında bulunan arşivleri ayıklarken atmışlı yıllarda Kemah Çimento Fabrikası Fizibilite çalışmaları komisyonunda görmüş, yakılmaktan son anda kurtardığım bir çuval içerisinde bulduğum bu evrakları kendisinin de encümeni olduğu O zaman ki Kemah Belediye Başkanına saklaması için verirken ne kadar hayıflandığına şahit olmuştum.

Esnaf Sanatkarlar Derneği Başkanı iken memleketimizin insanının gurbette başarılı olmasının bir sebebini dinlemiştim ondan. Kemah Esnafının bu özelliği ticaretini dürüstlük, karşılıklı itimat ve kanaatkârlık diye bahsetmiş, elli kuruşluk bir gaz lambası camı siparişi veren müşterisine lamba camı göndermeyi unuttuğunu anladığında beş liralık araba parasını ödeyerek bu sözünü yerine getiren kültüre sahip olduklarını belirtmişti.

 

Esnafımızın yeri geldiğinde çok uyanık ve zeki oluşunu da şöyle anlatmıştı. ”Esnaflarımız bir zamanlar toptan alış verişini yapmak için birkaç gurup olup bir yaz günü Kemah’tan Trene binerek Kayseri’ye giderler. O zaman aralarında Kayseri Esnafını iyi tanıyan bir deneyimli Kemah eşrafından üstatları da bulunmakta. İçlerinden biri daha yeni katılmış tecrübesiz olanı da var. Kayseri Esnafının hesap yaparken uyanıklığına ve hesap yuvarlamalarına çok dikkat etmesini refakatindekilere tembih edip durur.

Kayseri’ye intikal edip alışverişe dalıp akşamın olduğunu unuturlar üstatlarından yemek yiyecekleri akıllarına geldiğinde şehrin bütün lokantaları kısmen kapanmış olduğunu görürler. Bir lüks lokantaya giderler. Herkes biraz ikramda cimri olan üstadın bayağı bir masraf edeceğine sevinirken üstat yemekleri ısmarlamak için garsonu çağırır. Garsona “Pırasa yahnisi var mı.?” diye sorar. Garson mevsimin yaz olduğunu bu mevsimde pırasa yahnisinin olamayacağını söyler. O zaman üstat buradan başka yere gidelim der ve birkaç lokanta gezerler. En sonunda çorbacıda karınlarını doyururlar.

Sabahın seherinde kaleme aldığım bu yazıda bedenimdeki ayak sızıları gönül sızısına dönüşmüştü.

Saygıdeğer büyüğümü rahmetle şükranla anıyorum…..Mekanı cennet olsun..Hacı Kemal Amcamın…

 

Faruk Küçüktaş

Düzce 2010

Bu haber toplam 1583 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA