• İstanbul23 °C
  • Erzincan27 °C

Nidayi Sevim / www.kemahlilar.com

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Nidayi Sevim / www.kemahlilar.com

KABUL OLAN DUÂLAR

07 Mayıs 2013 Salı 12:55

Eyüp Sultan’dan geçerken bir Sinan harikası olan Sokullu’nun türbesine de uğrar mısınız? Kânûnî Sultan Süleymân’ın son dönemlerinde sadâret makamına getirilen Sokullu Mehmet Paşa’nın büyük bir devlet adamı olduğunda bütün yerli ve yabancı kaynaklar müttefiktir. II Selim ve III Murat da dâhil olmak üzere, üç padişaha on üç yıl sadrâzamlık yaptı. Yarım asırdan fazla devlet hizmetinde bulunan, onlarca savaşı sevk ve idare eden, dünyanın birçok ülkesi ile başarılı antlaşmalara imza atan, ileri görüşlü, ince ruhlu ve yardımsever bir kişiliğe sahip olan Sokullu Mehmet Paşa, camii, medrese, hamam, çeşme gibi birçok hayır eseri yaptırmıştır. 60 yıllık devlet hizmeti sırasında hiçbir görevinden alınmamış, daima bir üst göreve atanmış olması da ayrı bir özelliğidir. Don ve Volga nehirleri arasında bir kanal açarak Osmanlı donanmasına Hazar Denizi yolunu açma, Süveyş Kanalı’nı açma, İzmit Körfezi-Sapanca Gölü-Sakarya Nehri üzerinden Karadeniz’e alternatif bir boğaz açma gibi çağının ötesinde projeleri vardı. Sayısız başarıları ve hizmetleri yanında iffet ve istikâmetiyle de pek haklı bir şeref kazanan Paşa, daha sonraki dönemlerde Osmanlı Devleti sadrâzamlarına örnek gösterilmiş bir Âsaf-ı devran olmuştur.

Sokullu, tarihe çok meraklı bir devlet adamıydı. Her gece kalkar, teheccüd namazını kılar; duâsını yaptıktan sonra hazinedârına Osmanlı tarihini okuturdu. Ne zaman Sultan Murad Hüdâvendigar’ın Kosova’da bir Sırplı tarafından şehit edilmesi bahsi okunsa – belki memleket özlemiyle de pekişerek- gözlerinden yaşlar akar ve o bölümleri huşû ile dinledikten sonra: “Allâh’ım! Bana da böyle bir şehâdet nasip eyle”, diye duâ ederdi. Peki, Murad Hüdavendigar’ın şahâdeti nasıl olmuştu? Kısaca o günlere Kosova Ovası’na gidelim ve tarihe bir göz atalım isterseniz.

I. Murad’ın Duası

Tarih 1389, I. Murad Kosova sahrasına gelmiş, yüksek bir tepenin üzerine çıkarak strateji belirlemek üzere düşman hakkında fikir edinmek istemişti. Gerçekten de düşman sayısı ve mühimmâtı çok, kendi kuvvetleri azdı. Üstelik bir de rüzgâr esiyor, düşman tarafından kalkan toz bulutları Osmanlı ordusunun bulunduğu tarafa geliyordu. Ertesi gün başlayacak olan savaşta, kalkan toz bulutları askerlerin görüş açısını daraltarak, isabetli ok atışı yapmasına mânî olabilirdi. İşte bu duygu ve düşünceler içerisinde tepeden indi. Üzüntülüydü. Fakat bunu belli etmedi. Bir harp dîvânı toplattı. Divanda savaşa karar verildi. Herkes gibi Murad da çadırına çekildi. Fakat uyuyamadı. Nasıl uyuyabilirdi ki? Abdest alıp yatsı namazını kıldıktan sonra seccade üzerinde sabaha kadar duâ etti.

Duâsında: “Yârabbi! Yârabbi! Hz. Peygamber’in (sav) hatırı için, Kerbelâ’da dökülen kanlar için, senin yolunda sürünen yüzler, ağlayan gözler için bize yardımcı ol. Bizden lütfunu esirgeme. Yârabbi! Düşmanın bize uzanan elini başka tarafa çevir. Yârabbi! Bakma günahımıza. Nazar et cân-ü dilden âhımıza. Senin için, senin ismini yüceltmek için savaşan gâzîlere yardım et. Onları telef etme. Onları düşmanın kılıcından, okundan sen koru. Yârabbi! Savaşlar ve savaşçılar içinde yahşi olan adımıza leke sürdürme. Din yolunda ben fedâ olayım. Askerlerimin yerine ben şehit olayım. Tek mülkü İslâm’ı pâyimâl edip kâfirlere çiğnetme Yârabbi!” diye Allâh’a yalvardı. Seccâde üzerinde uyuyakaldı.

Sabah uyandığı zaman Hüdâ’nın izni keremi ile rüzgârın durduğunu, hafif bir yağmur yağışının tozları bastırmış olduğunu gördü. Nihâyetinde savaş şartlarının lehte değişmesi üzerine zafer kazanıldı. Fakat kendisi şehit oldu. I. Kosova Savaşı’ndan sonra Murad Hüdâvendigâr savaş sahasını gezerken, yaralı bir Sırp askeri tarafından şehit edildi. Kendisi de zâten: “Yâ Rab, orduma zafer ihsan eyle. Gerekliyse, şehit ben olayım” diye duâ etmişti. Bu asil duâsı da kabul edildi. İşte Sokullu Paşa; bu duâya, bu teslîmiyyete, bu şehâdet özlemine, bu duruşa, ülkesi ve milleti için kendini feda edebilme olgunluğuna gıpta ediyordu.

Kabul Olan Duâlar

Zaman 1579 yılının Ekim ayını elemekteydi. Ramazan ayının ortalarına gelinmiş, Sokullu Mehmet Paşa saraydaki işlerini bitirip ikindi divanı için makâmına geçmişti. O sırada içeriye meczup tavırlı ve kılıklı bir adam girdi. Bu adam Sokullu’nun hemşerilerinden olup zaman zaman veziriâzamdan ihsan mahiyetinde para alır, yoluna giderdi. Muhafızlar onu sık sık paşa ile gördüklerinden yine dilenmeye gelmiştir diyerek önemsemediler. Dilekçe verecekler arasında sıraya girip paşaya yaklaştı. Ancak kolunun altından dilekçe yerine hançer çıkardı ve onu Sokullu’nun göğsüne sapladı. Yarım asırdan fazla devlet hizmetlerinde yorulmuş olan vücut bu yaraya dayanamadı ve aynı günün akşamı, Ayasofya minârelerinin ezanları duyulduğu sırada, Sokullu, orucunu huzur-ı İlâhi’de açtı.

Tereke’den Çıkan Cenaze Masrafı

Paşa’nın bunca ikbâl ve ihtişâmına rağmen terekesinden ancak cenazesinin teçhiz ve tekfinine yetecek kadar bir parası çıkmıştı. Ertesi gün bu mîras haberi İstanbul sokaklarında yayılınca herkes işi gücü bırakmış ve bu büyük devlet adamının cenâze namazını kılmaya koşmuştu. Bu ibretli ölüm için ağlayanlar biraz da kendi hallerini düşünüyorlardı şüphesiz. Defin işi tamamlandığı sırada mezarı başında bir dervişin gözyaşları içinde derin düşüncelere daldığı görüldü. Sordular:“Derviş, nedendir bu kadar gözyaşı? Sokullu’nun vefâtı mı?” Derviş acı acı güldü ve şöyle dedi: “Hayır, hayır çalıp çırpmayan rahmetlinin devlet hazinesine bıraktığı büyük mirasın geride kalan devlet adamlarında uyandıracağı ihtiras ağlatıyor beni.” Ne acıdır ki müteakip yıllar, dervişin gözyaşlarını maalesef haklı çıkardı. Sokullu Mehmet Paşa’nın ölümü ile Osmanlı Devletinin yükselme dönemi de sona ermiştir.

Sokullu Mehmet Paşa’nın Türbesi, Eyüp Sultan’da, Camii Kebir caddesi üzerinde ve Siyâvuş Paşa Türbesi karşısındadır. Mimar Sinan eseridir ve H.976 (M. 1568) tarihlidir. Çok köşeli, köşeleri ince sütunlu ve kubbeli bir yapıdır. Sivri kemerli, pencereleri alçı kafeslidir. Avlu kapısı üstünde, celi sülüs hat ile H. 976 tarihli kitâbe üç sıra halindeki dörtlü kartuşlar içine yerleştirilmiştir.

Şah Selim’e Vezîr-i Âzam olan

Ya’ni hem nâm-ı mefhâr-ı dü-cihan

Eyleyüf hatır-ı şerife hutur

Âyet-i “küllü men aleyha fan”

Kıldı bünyâd o Hazret-i Paşa

Bir makam-ı şerif-i âli-şan

Merkad-ı paki oldu evladım

Hur-u gılmana ravza-i Rıdvan

Didi bu Dâr-ı Cennet-âsâya

İki tarih idüp Nihadi heman

Pes Makam-ı latif cây-ı şerif

Türbe-i pak-i dar-ı Ehl-i Cihan

H.976 (1568)

Açıklaması: Şah Selim’e Vezir-i Azam olan, iki cihan adaşının mübarek hafızası üzerindeki "Külli men aleyha fanin" (Hayatı olan her şey fanidir) âyetini hatırladı. Paşa Hazretleri bu mübarek yüce makamı yaptırdı. Çocuklarının temiz türbesi, huri ve gençlere cennet bahçesi (gibi) oldu. Bu süslü eve cennet diyen Nihadi, (şair) hemen iki tarih düşürdü: “Tam hoş makam ve mübarek yer.” “Cennet halkının evi temiz türbe.” Sene H.976

Türbe’nin giriş kapısının üstünde, celi sülüs hat ile mermer üzerine kazıma tekniği ile Arapça olarak; “Âmentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusulihî vel yevmil âhiri” yazısı bulunmaktadır. Açıklaması: “Allâh’ın varlığına, birliğine ve sıfatlarına inanmak, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhirete dâir olan şeylere inanmak” şeklindedir.

 

Bu yazı toplam 1717 defa okunmuştur.
YORUMLAR
Hocam ağzına sağlık
Cengiz İMRAK
hocam ağzına sağlık çok güzel olmuş, biz geçmişimizi hiç bir şekilde merak etmiyoruz ve ders almıyoruz, aklımız fikrimiz gelecekte, ama gelecek için'de ne yapacağımızı bilmiyoruz, ALLAH akıl fikir versin diyorum...
21 Mayıs 2013 Salı 10:40
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA