• İstanbul25 °C
  • Erzincan26 °C

Nidayi Sevim / www.kemahlilar.com

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Nidayi Sevim / www.kemahlilar.com

Kalemin kabirde işi ne?!..

16 Kasım 2015 Pazartesi 22:06

vvvvv.jpg

Hat talebeleri kalemlerini neden gömerlerdi?!.. 
 
Hatırladığım kadarıyla 2007 senesi idi. O yıllarda iş yerim Tophane de bulunuyordu. Bir gün yakınımızda bulunan Karabaş Mustafa Ağa Cami imam hatibi Bekir Akarsu iş yerimize geldi. Caminin önünde bir misafirinin beklediğini, şayet müsait isem 5-10 dakikalığına kendisine nezaret etmemi rica etti. Hocamız, tarihi mezar taşlarıyla ilgili olduğumu biliyordu. Birlikte camiye vardık. Misafirimiz ünlü tarihçilerimizden rahmetli Ragıp Akyavaş beyin kerimeleri Prof. Dr. Beynun Akyavaş hanımefendi idi. Tanışıp merhabalaştıktan sonra Hattat Demircikulu Yusuf Efendi isimli zatın kabrinin burada olabileceğini söyledi. Bir bilgimin olup olmadığını sordu. Bu ismi ilk defa o zaman işitmiştim. Hakkında hiçbir bilgim yoktu. Bir göz attıktan sonra caminin küçük haziresinde mezar taşını tespit ettik. Okumaya çalıştık. Evet, Hattat Demircikulu Yusuf Efendi’nin mezarı burada idi. O gün bugündür bu sanat ehli büyüğümüz hakkında bir şeyler öğrenmeye çalışırım. Değerlerimizin farkında olamadan yaşıyoruz. Keşfetmek için çaba sarf etmeliyiz. İlerlemiş yaşına rağmen Ankara’dan kalkıp ahrete göçmüş bir sanat ehlinin kabrini araştırmaya gelen Beynun Akyavaş Hanımefendinin gayreti ve azmi bu yazıyı kaleme almamıza sebeptir.
 
Bahse konu Karabaş Mustafa Ağa Camii, İstanbul, Beyoğlu ilçesi, Tophane semtinde, Kılıç Ali Paşa Cami’nin hemen karşısındadır. Yine hemen yanı başında Osmanlı’nın top döküm fabrikası meşhur Tophane-i Amire binası, batı yönünde ise bir zamanların İşçi Bulma Kurumu İşkur binası yer alır. Camii, Kanuni Sultan Süleyman Han devri Babüssaade Ağası Korkut Bey Zade Karabaş Mustafa Ağa tarafından H.957 M.1531’de Halveti tekkesi olarak inşa ettirilmiş. Ayrıca sıbyan mektebi ve namazgâh gibi yapılarla bir tekke külliyesi oluşturulduğu çeşitli kaynaklarda zikredilir. Bunların dışında tekkeye bağlı harem, selamlık, derviş hücreleri ve mutfak bölümleri de mevcut imiş. Müteaddit zamanlarda tamirler gören yapı topluluğundan günümüze sadece mescit-tevhidhane kaldı. 1958-59 yıllarında merhum Başbakan Adnan Menderes’in tavassutu ile Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından temelden yıkılıp günümüzdeki haline getirildi. Diğer bölümler 20. Yüzyılın ilk çeyreğinde pek çok örneği gibi maalesef harap olup gitmiştir.
 
Bir Halveti tekkesi idi... 
 
Kültür Tarihçisi Mustafa Özdamar’da buranın bir Halveti Tekkesi olduğunu zikreder. Ancak çeşitli kaynaklardan ve haziresindeki mezar taşlarından da anlaşılacağı üzere burada Kadiri şeyhleri de görev yapmış. Yine Mustafa Özdamar’ın “Tophane’yi Nakış Nakış İşleyen Gönül Sığınakları”isimli yazısında verdiği bilgilere göre Devran-ı mukabele günü perşembe olan bu tekkede görev yapan şeyh efendilerin kronolojisi şöyle:”Molla-zade Şeyh Mehmed Kasım Çelebi (Ö1. 1506), Karabaş Ramazan (Ö1. 1609), Mısırlı Ömer (Ö1.1658), Karabaş İskender (Ö1.1667), Hacı Hüseyin (Ö1.1717), Hacı Mehmed (Ö1. 1719), Hacı Nur Ahmed (Ö1. 1765), Hüseyin (Ö1.1774), Hacı Abdullah (Ö1. 1785), Mustafa Muhsin (Kadiri, Ö1. 1796), Seyyid Abdulkadir (Ö1. 1802), Seyyid Mustafa (Sümbülî, Ö1. 1807), Seyyid Ahmed (Kadiri, Ö1.1832), Şeyh Şakir (Ö1. 1860), Şeyh Ahmed (Ö1.1908) ve Hobcuoğlu Şakir Bey” Molla-zade Şeyh Mehmed Kasım Çelebi’nin vefat tarihi 1506 olduğuna göre cami yapılmadan vefat etmiş olmalı. Daha öncesinde burada bir tekke veya mescit var mı idi bu konuda bir bilgiye rastlamadık. Tophane-i Amire binasının Fatih Sultan Mehmed Han zamanında ihdas edildiği malum. İhtimal ki yanında, yakınında bir mescid veya cami bulunuyordu.
 
Karahisari vadisinin son temsilcisi idi... 
 
Caminin kıble yönünde küçük bir haziresi vardır. Korkut Bey Zade Karabaş Mustafa Ağa ve yukarıda ismi zikredilen şeyh efendilerin bazıları burada medfundur. Şeyh efendilerin arasında önemli musikişinas ve hattatların olduğunu da zikretmeliyiz. Ayrıca ana giriş kapısından içeri girince sağ tarafta da birkaç tarihi mezar bulunuyor. Hazirede yukarıda da değindiğimiz üzere hattatların çok yakından tanıdıkları, aşina oldukları bir isimde yer alıyor. Hattat Demircikulu Yusuf Efendi. Yazıları arasında hemen karşısında bulunan 1580 tarihli Kılıç Ali Paşa Caminin çini ve mermer üzerine celi sülüs hat yazıları ilk akla gelenler arasında yer alır. Hattat Doç. Dr. Süleyman Berk, “İstanbul, Açıkhava Hat Müzesi” isimli yazısında bir Mimar Sinan eseri olan Kılıç Ali Paşa Camii yazıları için şu bilgileri verir:”Kapısında bulunan müsennâ celî sülüs yazı Hattat Demircikulu Yûsuf Efendi tarafından yazılmıştır. Caminin diğer bütün yazıları da aynı hattatındır. Kapı üzerinde bulunan müsennâ yazının, celî sülüs yazının tarihinde önemli yeri bulunmaktadır. Bu yazı, istifi ile önemli bir eserdir.”
 
Demircikulu Yûsuf Efendi’nin Kılıç Ali Paşa Cami giriş kapısı üzerinde bahse konu üçgen tarzdaki istifli yazısı şöyle: Kalallahu “hâliku kulli şey’in ve huve alâ kulli şey’in vekîl” (Zümer, 62.) Sadakallahülaziym. (Allah her şeyin yaratanıdır. O her şeye vekil’dir.) Alt kısımdaki kartuşta ise Haşr suresi 24. Ayet-i kerimesi yer almaktadır. “Huvallâhul hâlikul bâriûl musavviru lehul esmâul husnâ, yusebbihu lehu mâ fîs semâvâti vel ard ve huvel azîzul hakîm”  (O, vareden, güzel yaratan, yarattıklarına şekil veren, en güzel adlar kendisinin olan Allah'tır. Göklerde ve yerde olanlar O'nu tesbih ederler. O güçlüdür, Hakim'dir.) Diğer yazıları gibi mihrabın üzerinde, çini üstüne daire içinde yazılı istifli hat yazısı da gerçekten görülmeye değerdir. Orada ise şöyle yazıyor:"Ya Hannân, Ya Mennân" (Ey nimeti, ihsanı, rahmeti ve merhameti bol olan Allah'ım) Alt kartuşta da meşhur mihrab yazısı vardır. "Kullemâ dehale aleyhâ zekeriyyal mihrâbe" ( Ali İmran, 37.) (Ne zaman Zekeriyyâ onun yanına ma'bede girse...)
 
Devrin önemli hattatlarından kabul edilen bu zat Karahisari ekolünün son temsilcisi olarak biliniyor. Hattat Demircikulu Yusuf Efendi’nin asıl adı Yusuf Bin Abdullah’tır. Mescidin yanı başındaki Topçu ocağında vazifeli demirci Ali Ağanın kölesi olduğundan “Demircikulu” lakabıyla bilinir. Kölelerin baba adı için Abdullah yazılması da yine kaynaklarda yer alır. Demircikulu, Topçu ocağında “Ulufeli Duacılık” hizmetinde bulunmuş. Top dökümü esnasında, ateş yakılmadan evvel ocak başında dua eden kimselere “Ulufeli Duacı” denilirmiş. Bu vazife daha sonra Burada bulunan Karabaş Tekkesi Şeyhliğine tahsis olunmuş. DemircikuluYusuf Efendi hüsn-i Hattı, Ahmed Karahisari’nin çırağı Derviş Mehmed’den (Ö. 1000/1592) öğrenmiş. Bu durumu sağlığında yazdığı mezar taşında da belirtmiştir. Şöyle yazıyor sütun tarzı mezar taşı kitabesinde:
 
Teveffi el-Merhûm Hattat Yusuf
eş-Şehîr be-Demirci Kulu Tilmizi Derviş
Mehmed min-Telâmîzi Ahmed el-Karahisârî
Sene: 1020 /1611
 
Mezardaki kamış kalemin hikmeti... 

Prof. Uğur Derman’ın aktardığına göre Demircikulu Yusuf Efendi, Karahisari vadisinin son temsilcisidir. Onun vefatı ile bu tarz yerini tamamen “Şeyh Hamdullah Mektebi”ne bırakmıştır. 100 yaşında vefat ettiğinde kabir taşındaki eksik kalan tarih bölümünü Hattat Hasan Üsküdari koymuştur. Yeri gelmişken Karahisari’den de bir iki kelime de olsa bahsedelim. Tekniği ve yazıya getirdiği yenilikler bakımından Şeyh Hamdullah ve Hâfız Osman’la beraber en önemli üç Osmanlı hattatından biri olarak kabul edilir. En önemli yapıtı Kanuni Sultan Süleyman’ın isteği üzerine yazmış olduğu ve halen Topkapı Müzesi’nde muhafaza edilen büyük ebattaki Kur’an-ı Kerim’dir. Diğer eserleri arasında Piyale Paşa Camii yazıları ve Süleymaniye Camii kubbe yazıları bulunmaktadır. Yine bu cami içerisindeki pencere üstü levhaları da kendisi ve öğrencileri tarafından yazılmıştır.

Prof. Uğur Derman, buradaki mezar ile ilgili “Kalem” isimli yazısında bir rivayette bulunur. Şöyle ki:”XVIII. asrın sülüs-nesih üstadlarından Yahya Fahreddin Efendi, gençliğinde, Tophane’deki Karabaş tekkesi (bugün cami) şeyhinin yanında akrabalık dolayısıyla otururken, bir gün orada medfun XVI. asrın tanınmış hattatı Demirci kulu Yusuf Efendi’nin mezarını temizleyip düzeltmek arzusu duyar. O esnada, kabrin toprağından bir kamış kalem çıkınca, içinde yazıya karşı bir şevk uyanan Yahya Fahreddin Efendi, meşhur hattatlardan ders alarak kendini bu yola vakfeder…” Gerçektende Yahya Fahreddin Efendi XVIII. Asrın namlı hat üstadlarından olmuştur.

Yukarıda dile getirilen rivayetin aslında bir arka planı da vardır. Osmanlı döneminde hattatlar arasında bir gelenek haline gelen bu anlayış Müstakimzâde Süleymân Sa‘deddîn Efendi’nin Hattatların biyografilerini içeren “Tuhfe-i Hattatin”’isimli eserinde kaydedilmiş. Buna göre yazıya henüz başlayanlar, yeni açılmış birer sülüs ve nesih kalemini kâğıda sarar ve bir Cuma günü Karacaahmed mezarlığında, meşhur Hattat Şeyh Hamdullah’ın mezar toprağının iki parmak altına “selam ve saygı” ile defnederlermiş. Bir hafta sonra yine gömdüğü vakit de oradan çıkarır her yazı çalışmasında birer satır o kalemle yazarlarmış. Bunun yazan için feyizli olduğunu inanılırmış. “İşte kaleme, üstada, ilime, bilime hürmet böyle olur” demeden edemiyor insan. Nerede kalemi toprağa gömüp feyiz beklemek, nerede üstadın kabir yerini bilememek?!..
 
Hat sanatına dair derinlemesine bilgimiz maalesef yok. Mezar taşları ve çeşitli tarihi kitabeleri okumaya çalışırken bir ünsiyet kurmuş olduk. Zaman içerisinde derin inceliklerin, zarafetin, estetiğin varlığını da hissettik. Birbirinden güzel pek çok hat sanatı örneğine de tabi ki şahit olduk. Bu vesileyle istedik ki bir mezar taşından yola çıkarak bu yolda mesafe kat etmek isteyenlere bir nebze de olsa ışık tutalım. Ne demişti Alman şair ve edebiyatçı Heinrich Heine: “Her mezar taşının altında bir dünya tarihi yatar…”

Not: Bu yazımız dunyabizim.com sitesinde de yayımlanmıştır...

Bu yazı toplam 845 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA