• İstanbul15 °C
  • Erzincan1 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kanla Yazılan Bir Destandır; Çanakkale
18 Mart 2013 Pazartesi 12:36

Kanla Yazılan Bir Destandır; Çanakkale

Çanakkale Savaşı, tarihin en kanlı savaşıdır

Kanla Yazılan Bir Destandır; Çanakkale 

Çanakkale Savaşı, tarihin en kanlı savaşıdır. Küçücük bir yarımadada  250 bin vatan evladı milletinin mukaddesatının  geleceği uğruna hayatını feda etmiştir. Hintli, Yeni Zelandalı, İngiliz, Fransız, İtalyan askerlerinden oluşan, her renkten, her dinden ve ırktan yüzbinlerce düşman kuvveti, bir avuç yarımadada Mehmetçiğin üzerine ateş olup ölüm kusmuştur. Göklerin ölüm yağdırdığı, yerlerin ölü püskürttüğü,Çanakkale’de tarih durmuş ve o tarihi Mehmetçik kanı ile yeniden yazmıştır. 

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi? 
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya 
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı 
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, 
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi! 
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer, 
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer. 
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk: 
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. 
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ... 
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
M.Akif ERSOY

     Çanakkale savaşı, dünyada eşine rastlanmayan bir soykırım girişimi, topyekun bir milleti yok etme, hatta İslam Alemi’nin bütün mukaddesatını yok etme girişiminin adıdır. Canavarlaşmış, insanlığını yitirmiş, sorulduğunda haritadan Çanakkale’nin yerini bile bilmeyen kana susamış insan görünümlü vahşilerin, son dönemi sürekli savaşlarla geçen, yorgun, bitkin ama buna rağmen inandığı değerleri uğruna dünyada emsali görülmemiş bir mücadeleyi veren kahramanların kanları ile yazdığı emsalsiz bir tarihin adıdır, Çanakkale.. 

         İnançları, Mukaddesatı ve vatanı uğruna ölüme gülümseyerek gidişin  kanla yazılmış destanıdır; Çanakkale 

 

Teğmen SAİP anlatıyor; 

"Edincikli Mehmet Er'in bir top mermisinin parçaladığı kolundan kanlar içerisinde bir et parçası sarkmaktadır. Yalvarırcasına: 
 "Komutanım ne olur şu kolumu kes!" 
Sağ eliyle yakaladığı ve tuttuğu sarkık kola bakan Teğmen donmuştur.Edincikli Mehmet Er tek ve emin sesi ile tekrarlar: 
"Allah Aşkına, Allah Rızası için kes şu kolumu!!!" 
Bu ilahi cümleleri emir gibi işiten Teğmen Saip, bıcağı kola vurur.Gık bile dememiştir, Edincikli Mehmet.Bir sağ elindeki kola, bir ileride Allah! Allah! nidaları arasında çarpışan erlere bakar ve kolu fırlatır: "Bu kol vatana feda olsun," der. Yerdeki et parçalarından başını kaldıran Teğmen'in karşısında kimse yoktur. Çünkü Edincikli, Hakla alış verişe başlayınca herşeyi, acıyı, özlemleri unutuyor, rahmet deryalarında, tecelli dalgalarında yıkanıp arınırken, kolunun fani bedenden ayrılma işlemini duymuyordu. O ateş, o yangın fakat getirilmez feryatlar içinde, edincikli bu cehennemi ateş altında kendinden geçti. Bir avuç istek ve özlem halinde yandı, tüttü. 
Edincikli Mehmet, çoktan kolunun öcünü almak için vatan için Allah için hücum saflarına katılmıştı. Alayların içine karışır, teke tek vuruşur. Onu durdurmak mümkün değil artık, yine harikalar gösterir, bire bir dövüşür, bire on dövüşür, bire yüz dövüşür... Allah'ın yardımıyla haklamadığı kafir kalmaz.Ama kaderden kaçılmaz ki! Kolunun kopmasıyla kaybettiği kan onu halsiz düşürmeye başlamış Edincikli'ye şimdi de şehitlik mertebesi ekleniyordu. Güzel yüzü soldu, sarardı, canı teninden süzüldü... Gözü dünyaya kapandı..." 
 
 

Dünyadaki tüm korkaklara, cesaretin ne manaya geldiğinin  kanla yazılmış bir cesaret destanıdır;Çanakkale.. 

Fransız komutan general Guro anlatıyor: Karşımızda ki bir Türk siperinde silahın ucuna takılmış beyaz bir iç çamaşırı yukarı kaldırılarak sallandı. Her taraf sessizliğe gömülmüştü. Her iki tarafın siperdekileri üzerine doğrulmuş, dikkatle onu takip ediyordu. Siper ardından iri yapılı bir er  yükseldi; kesin tavırlarla yükselttiği çamaşırı ve silahı sipere attı. Kendine güvenen tavırlarla yavaş yavaş yaralıya doğru ilerliyordu. Karşı taraf ve çevresi ile ilgilenmiyor, herkes donup kalmış, Türk askerini seyrediyordu. Şaşkınlıktan kurtulabilen askerler Mehmetçiğe nişan almaya çalışıyorlardı. Türk askeri, hiçbir şeye aldırmadan yaralının yanına geldi. Nazik yumuşak hareketlerle yaralının  kıyafetini düzeltti. Yaralıyı yerden kaldırdı. Yaralının kolunu omuzuna koydu. Yavaş ve emin adımlarla yaralıyı bizim tarafa getirdi. Siperimizin üzerine yavaşça bıraktı, geldiği gibi kendi siperine döndü. 

İngiliz siperlerinde şaşkınlık devam ediyordu! 

İngiliz komutanı:  “Korkak sıçanlar…cesaret örneği görün.. hele bunlarla birlikte aynı cephede savaşmanın tadına doyulmaz… Bu yiğit Türk çocukları keşke dostumuz olsalardı. Bu kahramanlarla savaş değil dostluk yapmalı.. Dostluk” 

         İnsanlıktan nasibini almamış, Merhum Akif’in tabiri ile tek dişi kalmış bir canavar haline gelmiş katillere, kanla yazılan bir insanlık dersidir, Çanakkale 

Ve insanlık dersi: General Guro anlatıyor: 

Yerde bir Fransız askeri yatıyor, bir Türk askeri kendi  gömleğini yırtmış, onun yaralarını sarıyor, kanlarını temizliyordu. Tercüman vasıtası ile bir konuşma yaptık: niçin öldürmek istediğin askere şimdi yardım ediyorsun? Mecalsiz haldeki Türk askeri şu karşılığı verdi: 

Bu Fransız yaralanınca yanıma düştü. Cebinden yaşlı bir kadın resmi çıkardı. Bir şeyler söyledi! Anlamadım! Herhalde annesi olacaktı. Benim ise kimsem yok! İstedim ki, o kurtulsun, anasının yanına dönsün!.. 

Bu asil ve ali cenap duygu karşısında hüngür hüngür ağlamaya başladım. Bu sırada, bir emir subayım  Türk askerinin yakasını açtı!.. o anda gördüğüm manzaradan yanaklarımdan sızan yaşların donduğunu hissettim! Çünkü, Türk askerinin göğsünde, bizim askerinkinden çok daha ağır bir süngü yarası vardı ve  bu yaraya bir tutam ot tıkamıştı!... 

Az sonra ikisi de öldüler!!! 

 

 Kendilerini çok zeki zanneden eblehler sürüsüne verilen kıvrak bir zeka dersidir, Çanakkale.. 

"İkinci Anafartalar taarruzundan sonra, Türk birlikleri Anafarta Ovası'na ve tepelere yerleşmişti 35. Piyade Alayı 2.Bölük erlerinden Hayrabolu'lu Hüseyin alayın su ihtiyacını gidermekle görevli idi sabahın alaca karanlığında katırı ile yola çıktı. Bigalı Köyüne gidip, kuyulardan tahta, damacanalara su doldurup geriye dönüşünü akşamın karanlığına denk getirmeye çalışırdı. 
Katır önde, bizim Saka Hüseyin arkada ama, yola çıkmadan evvel katırının kulağına eğilir, her defasında söylediği sözleri tekrarlardı: "Haydi, Büyük Anafarta Köyünün üstünden 35. Piyade alayının bulunduğu siperlere" katır gide-gele bu yollara alışmıştır.

Fakat yolda, Hüseyi'nin çenesi durur mu? Savaş var imiş! Yığınla yaralı taşırlar imiş, umurunda mı? O bir türkü tutturmuş gidiyordu: 
 

"Pınar baştan bulanır 
İner dağı dolanır 
Al başımdan sevdayı 
Buna can mı dayanır. 
Rinna, rinna yarim 
Rinna, rinna." 


Saka Hüseyin damacanlarına suyu doldurarak "deh" deyip akşam karanlığında yola koyulur. Siperlerde 2. Bölük su bekliyor. Yaralılar daha da çok su bekliyorlar. Birden bire, yanı başında iki karaltı beliriyor. Gâvurca haykırıyorlar!  
"Dur! Kımıldama!" 
          Hayrabolulu Hüseyin'in yapacak hiç bir şeyi yok akıl almaz, gene de eşi görülmemiş büyük bir zeka kıvraklığı ile; düşman erlerine gevrek gevrek gülümsemeye başlar ve eliyle, koluyla katırının sırtında sallanan su damacanalarını gösterir, "Kumandan, kumandan?..." diye geveleniyor ve büyük bir saygı ile anzak kumandanını selamlayarak "Emret gavur kumandan!" der.Derhal bir tercüman bulunur. Saka Hüseyin anlatmaya devam eder. 
"Bu su damacanalarını kendi kumandanım gönderdi. Sizin yaralılarınıza hediyemizdir. Düşmanımız susamıştır, susuz kalmasınlar dedi Mülazım Efendi!" ve arkasından ilave etti. Bu sudan verinde bir bardak ben içeyim der!" 
Anzak Teğmeni kıpkırmızı kesilir... Gözleri dolar. İlk iş Hüseyin'i kucaklayıp iki yanağından öpmek. İkinci iş, Hüseyin'i tartaklayan devriyeleri bir güzel fırçalamak, üçüncü iş, Hüseyin'i siperin dibine oturtup soluklandırmak, o " comed bell" kutularından, Oxo et suyu özündeki sarma tütünden, cigara kağıtlarından, Topler çikolata paketlerinden bol bol yağdırmak...Bu aldıkları hediyeleri katırın sırtına vurur, kurnaz bir tilki gibi, siperden sipere zıplayıp kapağı ikinci bölük hattına atınca, bu sefer gözleri fal taşı gibi açılma sırası Mehmetçik' tedir." 
 
Baki Vandemir Paşa
Çanakkale Savaşları Komutanlarından. 

  

  Kanları ile tarih yazanların tarihini yazmaya kalem ve zaman yetmeyeceğinden, şehitlerimizi rahmetle  anıyor ve bu günün anısına hemşerimiz Zekai Musa Yaren’in bir şiirini buraya alıntılıyorum. 

 

Oktay BÖĞÜ 

 

   ÇANAKKALE DESTANI 

 

                               Bir millet uyandı Anadolu’da, 

                               Edirne’den Kars’a Gelibolu’da, 

                               Muzaffer eyledi Hazreti Hü’da, 

                               Bu aziz milleti Çanakkale’de 

 

                               Duygular sel oldu gözdeki yaşta, 

                               Koştular cepheye karda ve kışta, 

                               Tek vücut oldular kanlı savaşta, 

                               Türk’ü,Kürt’ü, Laz’ı Çanakkale’de. 

 

                               Erzurumlu Hikmet,Maraşlı Ali, 

                               Edirneli Ahmet,Sivaslı Veli, 

                               Erzincanlı Mehmet,yedi düeli                                              

                               karşısında buldu Çanakkale’de. 

 

                               Vatan için savaşlara girdiler, 

                               Bayrak için garba göğüs gerdiler, 

                               Ezan için canlarını verdiler, 

                               Şehitler diyarı Çanakkale’de. 

 

                               Boğaza girerken zırhlı gemiler,  

                               Mevzileri dövdü çelik mermiler, 

                               Gönüllerde iman dilde tekbirler, 

                               Göklere yükseldi Çanakkale’de. 

 

                               İstila edilmiş güzel topraklar, 

                               Siperlere inmiş kara bulutlar, 

                               Kızıla boyanmış söken şafaklar, 

                               Bir bahar sabahı Çanakkale’de. 

 

                               Haçlı ordusunun yoktur hayası, 

                               Bir anda kabusa döndü rüyası, 

                               Ana babaların hayır duası, 

                              Gücünü gösterdi Çanakkale’de. 

 

                               Tekbirler yükseldi şafak sökerken, 

                               Şahlandı Mehmetçik bir sabah erken, 

                               Bir ulus bitmeye ramak kalmışken, 

                               Yeniden dirildi Çanakkale’de. 

 

                               Cepheden haykırdı yiğit Binbaşı, 

                               Siperden fırladı Seyit Onbaşı, 

                               Bir anda fışkırdı eri erbaşı, 

                               Şaşırdı düşmanlar Çanakkale’de. 

 

                               Emir aldı asker komutanından, 

                               Vatan için geçti tatlı canından, 

                               Bayrağa renk verdi asil kanından, 

                               Yüz binlerce şehit Çanakkale’de. 

 

                               Kırıldı namusa uzanan eller, 

                               Hüsrana uğradı kötü emeller, 

                               Atıldı imanla sağlam temeller, 

                               On sekiz martta Çanakkale’de. 

                                

                               Namerdin hedefi vatanı bölmek, 

                               Mehmet’in tek derdi ağlarken gülmek, 

                               Ne büyük rütbedir Hakk için ölmek, 

                               Yaşadı ecdadım Çanakkale’de. 

 

                               Yüz binlerce şehit verdi Osmanlı, 

                               Dilinde şehadet kalbi imanlı, 

                               Kimi Ankaralı kimisi Vanlı, 

                               Hakk’a kavuştular Çanakkale’de. 

 

                               Tarihe yaraştı yiğidin şanı, 

                               Rabb’ine ulaştı meyyitin canı, 

                               Toprağa karıştı şehidin kanı, 

                               Kanla destan yazdık Çanakkale’de. 

 

                               Esaret yok Türk’ün hür vicdanında, 

                               Asalet var damardaki kanında, 

                               Ölüme koştular er meydanında, 

                               Gaziler, şehitler Çanakkale’de. 

 

                               

                                Bayrağın üstünde ay ile yıldız, 

                               Türk’üz ölmeyiz her zaman varız, 

                               Ders almak istedi kahpe Fransız, 

                               Verdi Türk milleti Çanakkale’de. 

 

                               Dudaktan dudağa yayıldı namı, 

                               Kulaktan kulağa duyuldu şanı, 

                               Ufuktan ufuğa koskoca hanı, 

                               Savundu Mehmetçik Çanakkale’de. 

 

                               Öyle bir savaş ki yoktur benzeri, 

                               Hepsi birer aslan subayı eri, 

                               Dünyaya gösterdi Türk’ün askeri, 

                               İmanla gücünü Çanakkale’de. 

 

                               Orduya katılmış Ordulu Celal, 

                               Duayla tekbirle Burdurlu Cemal, 

                               Bu vatan uğruna Mustafa Kemal, 

                               Ölmeyi emretti Çanakkale’de. 

 

                               Bıyığı terlemiş yüzü körpecik, 

                               Şehit düşmüş vatan için Mehmetçik, 

                               Künyesi yazılmış Urfa Birecik, 

                               Mezar taşlarına Çanakkale’de.  

 

                               Yareni yazmakla bitmez bu destan, 

                               Şehitler diyarı güllük gülistan, 

                               Tarihi yansıtır bize kabristan. 

                               Git de gör gerçeği Çanakkale’de. 

 

   Zekai Musa YAREN  (Yareni) 

 

  
 
 
 

  

 

Bu haber toplam 2175 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA