• İstanbul23 °C
  • Erzincan15 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
KARACALAR KÖYÜ
10 Aralık 2005 Cumartesi 00:00

KARACALAR KÖYÜ

KARACA KÖYÜ (Çalolar)İlçe’ye 45 km mesafede kurulan köy daha önce Gülbahçe’ye bağlı iken daha sonra ayrılmış ve müstakil köy haline gelmiş. Çok dağınık bir yerleşime sahip olan

KARACA KÖYÜ (Çalolar)

İlçe’ye 45 km mesafede kurulan köy daha önce Gülbahçe’ye bağlı iken daha sonra ayrılmış ve müstakil köy haline gelmiş. Çok dağınık bir yerleşime sahip olan köye bağlı 5 mezrası daha var. Bunlar; Cemolar, Alicik, Çalolar, Ateşler ve Kara Mustafalar mezraları. “Köyden Köye Kemah Turumuzun” son durağı ve son köyü olarak, Cemolar’a gelmek üzere Kasım’ın da sonu olan Cumartesi günü yola koyulduk.

Gülbahçe’ye girerken Sitemi’lileri, kışa hazırlık için karşı dağın eteklerinden “Koru Kırımından” kestikleri palut odunlarını at, katır ve eşeklerin sırtına yüklemiş halde, tek sıra olarak köye girerlerken rastgeldik. Bir derenin iki yanına serpiştirilmiş evleriyle Karacalar’a geldiğimizde Muhtar Haydar ATAY ve ahalisi “Hoşgeldinizlerle” karşıladılar bizi. Köy, Cekerin Tepe’den hareketle Tarhana Gelişi ve Sarı Tepe’nin alt taraflarına doğru, berrak akan Büyük Çay’ın iki yanındaki eteklere kurulmuş. Daha arkalarda kalan yalçın Kerboğaz Kayalıkları, tabii bir siper olmalarından öte, köyün manzarasına renk katan ayrı bir güzellik olarak uzaklardan seyrediyor bu şirin köyü. Köy ismini, kurulduğu topoğrafyanın koyu siyaha kaçan renkteki özellikle Parmaklar Semti’ndeki kayalardan almış. Bugün köyün yerleşimi küçük mahalleler şeklinde 6 ayrı yere dağılmış olsa da, aslında hepsi de aynı ezbetden gelmeymiş. Buraya, ilk olarak 475 sene evvel Bingöl-Kiğı’dan Molla Ahmed ve İsmail Ağa adında iki kardeş gelmişler ve yerleşmişler. Şimdi, Kara Mustafa Oğulları, Ahmed Ağa Oğulları ve Çalık Oğulları olarak değişik sülaleler olsa da, hakikatde hepsi de bu iki kardeşin çocuklarıymış.

Bugün toplam 26 hane olan köyde, eskiden 43 hane varmış. Gurbetçilik çok eskilerde, hatta Cumhuriyetten evvel bile varmış. O vakitler çalışmak için İstanbul’a gitmek çok zormuş. Yol olmadığı için önce at sırtında Giresun’a kadar, oradan da vapurla İstanbul’a gidilirmiş. Vapur olmadığı veya yer bulunamadığı zamanlarda İstanbul’a kadar atla gidenler bile olurmuş ve bu yolculuk 1 ay sürermiş. İstanbul’da 150 haneyi aşan köylüleri, başkanlığını Mirali AĞIRMAN’ın yaptığı “Karaca Köyü Kalkındırma ve Yaşatma Derneğini”, 1967 de kurmuşlar. Köylüleri her ne kadar buralardan göçüp gitseler de, bu dağların sessiz ve serin havasını, buz gibi soğuk sularını unutmamışlar. ”Sayfiye gibi yaz tatillerinde, düğün-dernek ve cenaze gibi cemiyet işlerinde köylerini ve köydekilerini yalnız bırakmazlarmış sağolsunlar” dedi Dözlük Dayı. Köyün ilkokulu 1942 de açılmış ve halen 20 öğrencisiyle okulu açık nadir köylerden biri. Köydeki Alibey Camisi 1971 de merhum Dursun ÇALIK tarafından yaptırılmış. Eskiden 3 000 davar (keçi-koyun) ve 500 sığırla Haziran’dan Eylül’e kadar Tarhana Gelişi, Himmetoğlu ve Beynamaz Yaylalarına çıkarlarmış. Şimdi hayvan sayısı 600 davar ve 180 sığıra kadar düştüğünden ve terör tedirginliğinden dolayı pek yaylalara çıkamıyorlarmış. Bu yaylalardaki Sarıyolağın suyu, Yaloğuzçamı Pınarı, Keklik Pınarı, Marigüz’deki Ali Akalın Çeşmeleri ve daha nicelerinin buz gibi soğuk sularıyla pınarları ve çeşmelerini sayarken, özlem ve hasret tütüyordu Pala Dayı’nın gözlerinde. Tarhana Gelişinde Sarıçam, Ardıç, Çekme ve Palut ağaçlarıyla kaplı büyük bir ormanları varmış.

Çalolar Mezrasında “Kırk Göze”dedikleri ve dokunulmayan kayın ve meşe ağaçlarının bulunduğu şifalı suların çıktığı yer bir Ziyaret’miş. Burada yağmur dualarına çıkıp kurbanlar kestikleri olurmuş. Kara Mustafalar Mezrasında Ağdaş’da büyük bir taş ve onun önünde ulu bir meşe ağacı da Ziyaret’miş. Dilekte bulunup çaput ve iplik bağlarlarmış bu ağaca. Burası sızılara, göz ağrılarına, diz ağrılarına, hatta hanımıyla arası bozulanlara bile iyi gelirmiş. Muhtar Haydar sonuncu şifayı bizzat denediğini ve 15 senedir hiç sorunu olmadığını memnuniyetle ifşa etti. Bir de Mendikli’de Kıralinin Mezarlığı dedikleri, çok eskilerden iki düğün alayının gelip çarpıştığı ve 70-80 kişinin öldüğü ve defnedildiği bir mezarlık varmış ve yakın zamanlara kadar buradan insan kemikleri çıkarmış. Ateşler Mezrasında kilise olduğu söylenen çok eski kalıntılar ve peyler varmış. Muhtar’ın odasındaki kalabalık ve hoş bir hasbihalden sonra İstanbul’dan gelip mahallesine kavak ve ceviz ağaçlarının gölgesine, derenin kenarındaki verimli tarlaların içine Ali AKALIN’ın yeni yaptırdığı evini ziyaret ettik. Bunun diğerlerine örnek olması dilek ve temennisinin akabinde, annesini kaybeden Rıfat ÇALIK’a “Taziyede” bulunduktan sonra, köylülerle vedalaşıp ayrıldık köyden.

Köyün Sınırları: Doğusu; Cünüdün Sırt, Demirtepe, Ayı Oğlanın Başındaki Taş, Karapınar Sırtı ve Sarımsak Sırtı, Batısı; Boyonun Sırt, Mezarlık ve Büyük Çay, Kuzeyi; Boz Komun Sırt, Aktaş Sırtı, Çekkerin Sırt, Diştaş ve Sarıtepe, Güneyi; Halidin Taş ve İmanoğlu Sırtı.

 Kaynak: Kemah Kitabı,Bir Derkenar Yılmaz Kurt (Eski Kemah Kaymakamı)

 

Fotograflardan Dolayı Bülent Atay'a Teşekkür Ederiz.

Bu haber toplam 2374 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA