• İstanbul22 °C
  • Erzincan16 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kavurga, Bir Kemah Hatırası
17 Ocak 2017 Salı 15:18

Kavurga, Bir Kemah Hatırası

Kavurga, Bir Kemah Hatırası

Kar yağar,
Kar yağar
Kar yağar.
Munzur’un zirvesine kar yağar,
Sobada selinti çıtırtısı
Kar yağar, Kar yağar, Kar yağar;
Güğümde ince, ince su cızırtısı

Sabah uyandığımda kar yağıyordu lapa, lapa hemen kendimi dışarı attım. Cadde boyu gittim geldim. Bir çocuk gibi boy resmimi çıkardım iki karış kar üzerinde. Belki bu koca adam delirdi diyecekler, ama desinler. Umurumda bile değil. Denilmelere kalan özlemlerimi yaşamak istiyorum bu beyaz örtü üzerinde. 
Gitmek istiyorum. Şu Efteni Gölüne süzülen geç kalmış turnalar gibi. Yar-i diyarda yaşamak istiyorum çocukluğumda ki gibi…

Şimdi kış giysileri çoktan çıkmıştı. Nedim Çavuşun Tortum’dan hatıra getirdiği deve yününden örme Erzurum papağı, Herdif'li Seyitali Kivramın kızı Gülüzar'ın ördüğü keçi kılı çoraplar, babaannemin göz nuru saç örgü desenli yün kazağım… İğdik düzünde hafif tozak , biraz ayaz hava ama kim dinler .Kengerlik tepesi bizi bekliyor.

Saçak yürütmesinin kol ağacı arasında hatıl başında sokulu kuşburnu çalısı süpürgesi kaptın mı evvela evlerin önü temizlenip , ardından eğer ayak yolu dışarıda ise orası, ahır, merek yolu , süpürülecek. Tavuklarla beraber kuşlar yemlensin diye kocaman bir açıklık yapılacak. Babaannemin ikazına gerek kalmadan bu alana en yakın ağacında dallarındaki karların silkelenmesi lazım kuşlar rahat konsun diye. Kuşlarda sanki bilirdi her zamankinden daha fazla buğday veya mısır serpildiğini, bu alan açılmadan bir önsezi ile dallarına dizili verirlerdi ağacın…

Çul çaput bağladığımız ahirin pös tutmuş kapısını açarken keskin bir gübre kokusu ile yanan benzimiz içerisinde yatmaktan bir yanı uyuşmuş ağır yavrulu ineğimizin önüne esas övün öncesi gevişlik korunga, fiğ ve gazel karışımı ilk mönüyü sunardık erkenden. Sonra köşede yığıntı gübreyi içerisini ısıtsın diye beş çatallı yaba ile alt üst etme işlemi başlardı.
Alt mekânda işler bitmiştir şimdi talimat gerektirmez baba öğretisi sivinklerin ucunu süpürme faslına derhal geçilmeli. Yoksa kenarlarda güneşin erittiği damlalar beyaz çıprık üzerinde kahverengi çizgiler meydana getirirdi. Hem bazen kerpiçler su çeker bu yüzden mayıs ayında bulunduğu yerden taş dibindeki çökekler gibi heyelan ederdi kerpiç duvar. İkindi vaktine kadar su kurununun yolu da açılmalıydı hayvanlar için …
Bir fiil işleri tam tamamı yapmış olarak içeri girerken gözlerimdeki bir an önce dışarı çıkma arzusu içerisindeyken babaannemin terli sırtıma sokulan bir havlu ile bedenimi ön korumaya alan o yumuşacık elleri ile bir bardak papatya karışımı kuşburnu çayı ile sıcacık olurdu. Sofra kurulmuş saç selinti sobası üzerinde tazelenen tandır ekmeği ile ter telaş yarı doymuş karınla elimizdeki kısır keçi kavurması ekmek sıkmasına son dişi kapı önünde atıp kendimize mukayyet olma telkinleri ile kavuşurduk kızağımıza ..

Çocukluğumda kızak kaymak bir neşeydi dört gözle beklerdik karın yağmasını. Hatta kızak kayacağımız yerlerdeki taşları bile günler öncesi ayıklardık süratimizi kesmesin diye.. Çukur Beklim çocukları yokuş başında, Gögüsbağı çocukları mezbaha bayırında ara sıra Palazların Gazinin efeleği tutarsa eğer merdiven ile ilkindi donu olur olmaz günün finali için bütün karma kızakçılar ile ormanlık olan kengerliğin tepesinde, Katmer kaya dan Beyto Mehmet in yokuşunda, Çarşı mahallesi istasyon mevkiinde, Gedik çocukları Hacı İsmail pınarının bayırında ara sıra Mektepönü camisinin altında, Karsıbağ çocukları sinelerin tepesinden aşağı kayarlardı artık nerede dururlarsa, ta ki pantolon arkasında olan yaş bedenimizi üşütene kadar bir iddia, bir sükse içinde kimin kızağı daha hızlı vay be uçuyor mübarek…
O günün modelleri büyük olan kızak için wolvo, biraz orta için vabis ,bazısı anadol isminde ama kızakların en iyisine niye mercedes ismi verirdik hala anlamış değilim.
Yandan firenliler , hortumlular, karyola sacından olan çeşitleri sürat ve kalitede ön plandaydı tabi..
O zamanlar analarımız üşümeyelim diye sıcak gavurga doldururlardı ceplerimize, armut gahı ,dutkurusu,off birde köme varsa babannemizin veya anneannemizin dolabında gişinin kralı bizdik ,kim bulmuş kıttıyı (Leblebi) sadece , atmış dört’ ün oğlunun çebinde olurdu oda sadece yalakasına verirdi çoğu çocuklar imrenirdi ..
Ara sıra Kıttoroş Nuri nin üşümüş mandalinaları için kavga ettiğimizde olurdu hani.

Genelde ortak kayma yeri istasyon üstü idi. En klâslar orada birbiri ile yarışır Necati bey okulunun bir haftalık mevzu konuşması burada olgunlaşırdı. Teneffüs aralarında bile bu konu bir hafta sürerdi bir daha ki birinci değişinceye kadar. Bazen paten üzerine kayanlar çıkar ona özenip kafa kol kıranlar olurdu, çarpışma esnasında kanı durmayan yaralarımızı Özdemir amcanın o şefkatli sesi ve davranışı ile itinalı elleriyle sardırır sonunda da iğneci Habip’in teneke kutu içerisinde çıkardığı cam şişeli enjektörüne çektirip bir kez pıskırtıktan sonra korkudan gerilmiş üşümekten mos mor olmuş kalçamıza zerk ettiği tetanos iğnesini yerdik.

Belediye Zabtiyelerini unutmamak lazım Nihat Çavuş’ un gazabına uğrardı bazıları ama o çoğunda geri verirdi kızağımızı, Şötkeli Şabana yakalanın hiç geri alma şansı yoktu.Akam ezanına yakın
bedenler bitap düşüp söz dinlememe silleleri aldıktan sonra ıslak esvapları değişip çok değil beş dakikada uyuşup aç karnına sızardık fırınında Kavurga bulunan kuzine sobanın yanında..

Kar yağar,
Kar yağar
Kar yağar.
Bilirim tarhana kaynar orda,
Kar yağar, Kar yağar, Kar yağar,
Yok ki çedeneli kavurga burada..

Faruk KÜÇÜKTAŞ 2016

Bu haber toplam 827 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA