• İstanbul23 °C
  • Erzincan4 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
KAZANKAYA KÖYÜ
10 Aralık 2005 Cumartesi 00:00

KAZANKAYA KÖYÜ

KAZANKAYA KÖYÜ (İranos)  Fırat Vadisinin çok uzaklarındaki Koçkar Dağı ile arkadaş olan ve biribirlerini her daim görüp, gözeten Karadağ’ın Kırmızı Burnu’nun altındaki

KAZANKAYA KÖYÜ (İranos)

 

 Fırat Vadisinin çok uzaklarındaki Koçkar Dağı ile arkadaş olan ve biribirlerini her daim görüp, gözeten Karadağ’ın Kırmızı Burnu’nun altındaki yamaca kurulan, Tetan Deresininn içindeki ağaçların arasındaki köyün harmanına geldiğimizde, Muhtar Gültekin BATI ve ahalisi Köy Çeşmesinin yanında karşıladılar bizleri ve davet ettiler odalarına. Muhtar, duvarda mızrabın hasretiyle yanıp tutuşan bağlamasını aldı ve mızrapla tellere şöyle bir dokundu. ”Başı duman duman pare pare” türküsüyle, hem başı dumanlı bu dağlar başındaki hallerini musiki lisanıyla anlattı, hem de bizlere “Hoşgeldiniz” dedi bağlamanın o yürek dağlayan sesiyle. Kemah merkeze 39 km olan köy, ismini Karadağ’ın tepesindeki Kazankaya’dan almış.

Eskiden 25 hane olan köy, şimdi yarıya düşmüş. İstanbul’da genelde dericilikle iştigal eden köyüleri, 70 haneye ulaşmış. Köyün içindeki viran olmuş evlerinden de belli olduğu gibi, gidenler biraz vefasızmışlar eski yurtlarına karşı. Köye Aslanuşağı olarak söylenen bir kabileden gelmişler. Bektaşlar ve Binatlar sülaleleri varmış şimdi. Köyde tarım ve hayvancılık varmış temel geçim kaynakları olarak. 1000 civarındaki davarlarıyla Gülistan Taşı, Garipler Mezarı, Çiçekoğlu, Serge Yurdu ve Mehmet Yurdu Yaylalarına çıkarlarmış baharla birlikte. Köyün girişindeki Tetan Tarlalarını ekip biçerlermiş. Tarlaların üstünde, Barga Tepesinin alt tarafında 1964 açılan, 1991 de kapanan köyün ilkokulu, mahzun ve mükedder bir halde, öğrencili ve öğretmenli yaşadığı o güzel zamanların tesellisiyle, yukarıdan nazar ediyordu köye. Köyün içme ve sulama suyu dağın dibinden geliyormuş. Karşı Sırtta ulu bir Palut ağacının bulunduğu yer Ziyaret’miş. Kuraklık zamanlarında orada kurbanlar kesilir ve lokmayla beraber ahaliye dağıtılır, dualar edilirmiş. Duadan sonra daha köye dönmeden gökten rahmetin boşaldığına çok şahit olmuşlar. Köylünün birisi “Tam sıtk ile gittinmi yağmur yağar, ikilikle gittinmi yağmaz” dedi.

Karadağ’ın eteğinde Haşbiker’de ve Tetan’da kilise peyleri varmış eski devirlere ait. Eskiden bulgur, un ve gendümelerini, Küplü Çayı üzerinde Değirmen Deresi’nde kurulu bulunan Murtaza’nın Değirmeni’nde öğütürlermiş. Köy dağın dik yamacındaki eteğe kurulduğundan heyelan tehdidi altındaymış. Zira özellikle yağmurun çok yağdığı bahar aylarında, köy komple aşağı doğru yavaş yavaş kayıyormuş. Arzideki yarılmalardan bunu anlıyorlarmış ve bundan evleri de hasar görüyormuş.

Köyün Sınırları: Doğusu; Fırat, Bulanık Dere, Kamışlı Dere sırtını takiben Berge Sırtı ve Kazankaya, Batısı; Mağara Deresi, Kiler ve Büyükdere, Kuzeyi; Çelikburnu, Büyükdere ve Mağara Deresi, Güneyi; Değirmendere Burnu ile Kazankaya.

 Kaynak: Kemah Kitabı,Bir Derkenar Yılmaz Kurt (Eski Kemah Kaymakamı)

 

İRANOS ÜZERİNE BİR GÜZELLEME,  İsmail Batı

 

Nerede bir viran, harap, yıkıntı ev görsem bana iranosu hatırlatıyor. Ama İranos şimdilerde viranos. Şirin Erzincanımız peşi sıra zelzelelerle yerle bir oldu, şimdilerde çok modern bir kent görünümüne kavuştu. Erzincan yaralarını sardı, ticaretini, ekonomisini geliştirdi. Ama erzincana 15 km. uzaklıktaki köyüm İranos bir türlü şifa bulamadı. Derdi katlanarak arttı, feryadını yıllarca başta muhterem zevat olmak üzere kimseler duymadı. İnsanlar bu viran yıkıntılar arasında halen bir hayalet gibi dolaşmaktadırlar. Bu fakire de feryat etmek düştü... Yıllardır nacizane çabalarla, kısıtlı imkanlarla köyümüzün bu makus talihini yenmek babında uğraş vermekte, didinmekteyim. Takvimler bastırıp, İranosa Ağıt başlıkları altında makaleler kaleme aldım. Köylülerimle röportajlar yapıp bir de film hazırladım. "MUNZURLARDA BAHAR" adlı belgesel dia gösterimimde de köylerimize ayrıntılarıyla yer verdim. Bu belgesel Avrupada, Türkiyede çeşitli kültür merkezlerinde, TRT'de yayınlanarak izleyicilerle buluştu... Bazı izleyiciler şaşkınlıkla "halen Türkiye'de böyle köyler var mı?" sorusunu yönelttiler... Değerli köy öğretmenlerimiz olan başta Şinasi Koç, Ali Binay, İbrahim Kaptan hocalarımızın, olağanüstü gayretler ve emekler göstererek iranosun bu makus talihini yenmek için yaptıkları çalışmaları da taktire şayandır. Eğitimlerimizin yanında, bizi hayata onurlu bir yurttaş olarak hazırlama gayretlerini nasıl unutabiliriz. Kendilerini da minnettarlıkla ve saygıyla anıyorum.

 İstanbulun lüks sayılabilecek birçok mekanlarını gezdim dolaştım konakladım. Emekçi ve burjuva rollerimi de fazlasıyla oynadım. Ama köyümün toprak kokan, tezek kokan yollarını, yemyeşil yonca tarlalarını, sapsarı başak tarlalarını, meyva ağaçlarını, her iki yanında akan derelerini, bahar geldiğinde açan rengarenk çiçeklerini, kengerini, dağlardaki ışkın (rıbes), mantar, binbir derde deva kekiğini.... hele köyümüzün özerinde bir gözyaşı seli gibi akan gözesini her daim hasretle, hüzünle yad ediyorum. Bu mübarek toprakların altında da değer biçilemez uygarlık ve kültürlerin mirası yatmaktadır. Altı ve üstü bir hazine olan bu topraklarda, yoksulluğun, yoksunluğun bir hayalet gibi kolgezmesi kahredici bir durum. Feryadım, isyanım, ziyaretlere niyazda bulunmam, yakarmam bu nedenledir. Bu nedenle haykırdım vede dedim ki: "Ey İranoslular! Medeniyet yaratan bu toprak, şimdi medeniyete muhtaçtır!*. Gurbetçilerimizden, canlarımızdan şahsıma bir çorap dahi istemiyorum. Topraklarına sahip çıkmaları, geçmişlerine, geleceklerine, atalarına, değerlerine, inançlarına sahip çıkmaları anlamına da gelmektedir. Saf ve temiz bir tabiyete sahip köylülerimiz cumhuriyet tarihi boyunca bugün bazı siyasilerimizin çokça dillerine doladıkları, hassasiyet gösterdiklerini söyledikleri Cumhuriyet Devrimlerine ve özellikle Laiklik ilkesine bu kadar bağlı kalmalarına rağmen maalesef devlet-i alimizin alaka ve teveccühlerine bir türlü mazhar olamamışlardır. Uzunca bir dönem Kemah boğazı boyunca tüm kuzgeçe alevi köyleri eşitlik ilkesine aykırı olarak birçok kamu hizmetten mahrum bırakılmış, şüpheyle yaklaşılmış hatta birtakım cereyan eden hadiselerde, töhmet altında bırakılmışlardır. Bunun neticesinde köylülerimizin birçoğu büyük şehirlere ve avrupaya göçmüş, köyler üretim araçları ve kabiliyetini yitirerek, mahrumiyet bölgesine dönüşmüşlerdir. Birçok büyüğümüz Cumhuriyet idaresinin faziletlerinden, nimetlerinden, her uygar yurttaşın hakkı olan insanca yaşam, adalet, eğitim gibi birçok haktan mahrum kalarak, büyük kaygılar içinde bu dünyadan ebediyete göçmüşlerdir. Oysa bu insanlar ülkelerinin esenliği için dürüstçe çalışıp, aşarını/vergisini vermiş, askerlik vazifesini yapmış, kendinden beklenen hak ve ödevleri imkanları ölçüsünde yerine getirmeye çalışmışlardır. Buradan, hepsini rahmetle yad ediyorum.

 

KÖYÜMÜZÜN BİLİNEN TARİHİ

 

Köyümüzün kısaca biraz tarihinden bahsedersek. Yazılı tarihten, tarihi kalıntılardan, ve yaşlılarımızın anlatımından, İRANOS ismindende anlaşılacağı üzere burada bizden önce Ermeni halkı yaşamıştır. 1895 te ilk tehcir'de ayrılmışlardır. Bu tarihten sonra Caferli köyü hariç, iranos'da dahil olmak üzere aşağı kuzgece köylerinin toprakları her nasılsa Kemahın beylerinden olan SAĞIROĞULLARI ailesine tehakkümüne geçmiştir. 1950'lere kadar Marabalık yapan iranoslular, köyün topraklarını satın alarak kendi mülkiyetlerine geçirmişlerdir. Köyün üzerindeki Kilise diye adlandırılan mevkide bir haç işareti kilise yönünü tayin etmektedir. Bazı ermeni yerleşim yıkıntılarından alınan süslü taşlar kerpiç evlerin temellerine ve özellikle köşelerinde kullanılmıştır. Bu evlerin dış görünümüne önemli ölçüde görsel bir katkı sunmaktadır. Evlerin çatısı topraktandır. Toprak çatı şu şekilde yapılmaktadır: Tahtaların üzerine, mertek (kavak dalları), kamış atılır. Bunların üzerine samanla karışık tabaka tabaka toprak serpilir. Loğ (yuvarlak silindir taş) kullanılarak bu toprak sıkıştırılır. Her yağmurda mutlaka loğlanır. Kışın karlar atılır.

30'lu yıllardan sonra İranos'un adı Kazankaya olarak değiştirilmiştir. Burada bir hataya gidilmiştir, Kazankaya dağı daha doğrusu tepesi dediğimiz mevki Caferli Köyü hudutlarına dahildir. Buda bir mekan karışıklığına yol açmaktadır. Bugünkü haritalarda AĞ Baba (Toprak Baba) tepesi, AKBABA (bir kanatlı hayvan) olarak yer almakta. Bilerek veyahut bilmeyerek kanaatimce ulu bir zatın anısına saygısızlık edilmiş olmaktadır. Yöreyi bilmeyen, halkıyla kaynaşmayan bürokrat kesimlerin yanılgılarını burada saymakla bitiremeyiz...

İRANOS'TA GÜNDELİK HAYAT

Yazın yayla olarak munzur dağlarında Mezele geriban (garipler mezarlığı) mevkii kullanılır. Ama son 15 yıldır yaylaya kimse çıkmamaktadır. İranos tren hattınada 40 dakika yürüme mesafesindedir. En yakın istasyon Cebesoy ve Dumanlıdır. İranosluların ilişikte olduğu kız alıp vermenin en çok olduğu köyler ise: Başta Caferli, Sekine, Gelesi, Meyvanlı, Uru, Gamarik'tir. Köyün üstü (ser dıhı) meyva ağaçları ve yonca tarlalarıyla köyün yazın adeta mesire yeridir. Burada birde ziyaret ağacı vardır TAMAS dedikleri. Kışın burada kömbeler kesilir, herkese dağıtılır, hayır dua edilirdi. Ehl-i Beyt, 12 imamlar, Üçler, Beşler, Yediler, Kırklar, Pirler, Pir-i Piranlar, Hızır aleyhiselamın adları bir bir zikredilirdi.

CENNETTEN BİR KÖŞE / BİR EKOL MEKAN: SER DIHI SER DIHI özellikle yazın yeşillik, meyva ağaçları ve açık sulama kanalıyla adeta cennet bahçelerini andırmaktaydı. Gençler eskiden öğlene doğru buraya gelip, en taze çeşit çeşit meyvaları dalında koparılır, yanışabındaki sudan yıkayıp afiyetle yerlerdi. Akabinde de top oynanır akşam gün batımından sonra evlere dönülürdü. Bu arada evlerin birçok işi aksar ve yaşlılar genelde evin hanımına kalayı basarak "Kun dıhı, dısa çuye SER DIHI! (götünden deli, gene köyün üzerine gitmiş!". Hele birde sinirli baba gelip, çocuğu kulağından tutup eve götürürken, diğer gençlerin ve çocukların gülüşmeleri adeta yankılanırdı köyün üstünde. Sinirli babanın tavırları akşam evdede çeşitli biçimlerde devam eder, fakat annelerin şefkatli ve koruyucu yaklaşımıyla bu tutum bertaraf edilirdi. Bazı anneler babanın yanında çocuğa kızarmış gibi davranıp, sonra da çocuğa bir kaş işareti gönderip, teselli edilir, destek verilirdi. Asabiyetin son bulmasının , akabinde çocuğun tarafı tutularak, "Çı bu ye, va zaroke! Ne olmuş bu çocuktur!" denilmek suretiyle evte kati bir SULH tesis edilirdi. Yani SER DIHI gençler için bir buluşma ve eğlenme mekanı iken, işleri aksattığı için evin reisi tarafından bir Kaytarma, yan gelip yatma yeri ve tembel mekanı olarak telakki edilmiştir... SAVAŞ VE BARIŞ'TA SER DIHI! Kavgaya yol acan bir mesele olursada "Tu meriyse were ser dıhı! Erkeksen köyün üstüne gel!" narası atılarak, kozların paylaşılması için karşı taraf kavga için SER DIHI'ya davet edilirdi. Kavgacılar köyün üstüne geldiğinde ise, top oynayan gençlerin "kalecimiz eksik, topcumuz eksik, başka kazaman kavga edersiniz" seklinde oyuna duhül edilip kavga ertelettirilir buyuk ihtimallede iptal ettirildi. Kavgacı halen hıncı geçmemişsede, oyun esnasında bir iki çelme rakibe takar ve günbatımında zayiat verilmeden, gülüşerek neşe içinde, kendiliginden barış sağlanıp köye dönülürdü. Bu özelliğiylede SER DIHI bir BARIŞ MEYDANI olmuştur.... İKRARDA SER DIHI! Birbirine gönlü düşen gençler ser dıhının kutsal ağacı altında birbirlerine söz/ikrar verir ve kurulacak ailenin temelleri ilk burada atılırdı. Kazara söz tutulmazsa. Bedduayla karışık "Sen bana SER DIHI'da söz vermedin mi?" denirdi. Ser dıhıda yemin etmek en makbul, en muteber, en kutsal ikrar sayılırdı... GAZ-U ZİYARET (Kutsal Ziyaret Ağacı) Nasıl anlatayımki gazi ziyareti. Yaşı bilinmeyen, kocaman gövdesi, genişleyerek açılan dalları ve yapraklarıyla yaz aylarında hayvan otlatan çocukların gölgelenme, dinlenme mekanı. Gün batımına yakın kemah boğazından gelen rüzgarla dalları hışır hışır seslenerek sizi kutsal bir ayine davet eder sanki. Yorgunlugumuzu burada atar, en güzel rüyaları burada görür eğer kalbimizde temizdirse erenlere, kırklara karışırdık... Çok eskidende yağmur duası için gene iranosluların toplandığı kutsal bir yermiş GAZ-U ZİYARET.

KİLİSE: Bektaş ailesinin arazilerinin bulunduğu köyün dışındaki bu mevkii ise, içimi güzel gözesiyle, yeşilliği ve ağaçlarıyla ünlüdür. 50'li yıllarda bektaş ailesi burada ev yapıp bir müddet kalmıştır. Evin kalıntıları yürekleri burkan bir mahiyette halen durmaktadır. Ayrıca bektaş ailesinin bazı üyelerinin mezarlarıda mevcuttur. İlkokul pikniklerinin yapıldığı yerin de burası olması nedeniyle, herkeste bir öğrencilik yılları anısı bırakmaktadır. KARADAĞ ise iranosun en önemli otlak mekanıdır. Buradan kemah boğazına orada bulunan 7 pare köyü kuşbakışı olarak bakmak, güneşin batışını izlemek ne büyük bir keyif idi. Karadağdan dönerken de getirilen Işkın'lar, mantarlar ev halkı ve komşularla bölüşülürdü. Ayrıca köyün yakacak ihtiyacı olan ateşi tutuşturma özelliğine sahip GEVEN'lerde karadağdan sökülüp getirilirdi....

 ERZİNGAN / BAJAR: Pazartesileri Erzincanın alışverişi günüdür, pazar kurulur, ürünler sergilenir, ihtiyaçlar karşılanır, alışveriş yapılır ve köye dönülürdü. Herkesin imkanı kıt olduğu dönemlerde birinin Erzincana (Bajar) gittiğini öğrenen halk, sabah erkenden yakasına yapışır, çeşit çeşit siparişlerini verirdi. Bazıları ise bu uzun sipariş listelerinden kurtulmak için, ağaçların arasından gizlice araba yoluna çıkardı. Bunu farkeden köylü, tabii ki arkasından "Bıfkırene meriye Naçar!" (Naçar adama bakınız!) gibi sözleriyle Naçar'ı tenkid ederdi.

YAZ DÜĞÜNLERİ ise dillere destandı. Düğünden 1 hafta öncesine kadar bir elçi köylere gönderilir, elçi davet edilen kişiye davetiye niteliğinde bir elma gönderir, davet edilende küçük bir bahşişle elçiyi geri uğurlardı... Yapılan her iyilik, karşılıksız bırakılmaz küçükte olsa bir hediyeyle taktir edilirdi. Üç gün üç gece süren düğünlerde, kurbanlar kesilir, pilavlar yapılır yanında ayran ikram edilirdi. Hatırlı misafirlere ise içki olarak rakı ikram edilirdi. Folklör sırık oyununda ise Rahmetli Kamil Salatan başa geçer, çok güzel icra ederdi.

 İSTANBULA GİTMEK MODA: Birde 70 li yılarda istanbula kaçma maceraları varmış. Köyden firar eden gençler, sabah erkenden kaçıp Erzincan tren garına giderlermiş. Tabi arkalarındanda babaları garın yolunu tutup gençleri geri getirirlermiş. Ertesi gün çoğunluk rastladığı firari gence "Oooo İstanbula gitmişsin, yediğin içtiğin senin olsun, anlat hele!" türünden takılarak henek ederlermiş. Bundan rahatsız olan genclerde gene soluğu SER DIHI'da alıp, "Ya İmam Huseyn, bizi bunların dillerinden kurtar!" diyerek incinen gururları için dilekte bulunup, İstanbul hayallerini bir dahaki sefere ertelerlermiş... İşte acısıyla tatlısıyla hafızamda kalan yaklaşık 20-25 yıl önce İranos'taki gündelik hayat aşağı yukarı böyleydi... Yoksulduk ama hayatta bir Lezzet vardı, tat vardı, yaşamın tüm canlılığı vardı... Ve munzur Baba'dan Ağ Baba'dan esen seher yelleri bizlere hatırı sayılır bir mutluluk bahşediyordu. Ne mutlu onlara, ne mutlu o pirlerin yolundan gidenlere...

 

 KÖYÜMÜZÜN ZANAATKARLARI:

 

ESKİ NESİL: Rahmetli Babam Binali Batı: Yapı Ustalığı/İğnecilik, kahvecilik, Ahşap tesviyesi. Annem Zayide Batı: Kilim/Palas tezgahı kurma ve dokuma, tandır yapma, doğum/ebelik, cenaze yıkama hizmeti. Rahmetli Hüseyin Bektaş: Ahçılık/İğnecilik. Ali Candan: Erzincanda bakkaliye ve diş çekimi. Murtaza Oral: Su değirmenciliği. Rahmetli Hüseyin Oral: Traktör ve Patos. Rahmetli Yusuf Salatan (Tuzcu Yusuf): Tuz işinin yanı sıra, kumaş ticaretinde de bulunmuştur.

YENİ NESİL İŞVERENLER: Ali Batı/Ahmet Batı (Derici), İsmail Timur ve kardeşleri (Derici), Ahmet Tutumlu (serbest ticaret), Haydar Tutumlu (Derici). MEMURİYET: İbrahim Kızıltan (Emekli / Deri İş Mali Sekreteri).

YURTDIŞI GURBETÇİLERİMİZ: Rahmetli Gülağa Sayarın eşi Huri Sayar ve çocukları, Mustafa Oral ve ailesi, Rahmetli Hüseyin Timur'un eşi ve çocukları. Yusuf Timur. İsmail Salatan.

ÜNİVERSİTE MEZUNLARIMIZ: Dr.Cemal Bektaş (Tıp Doktoru), Halil Bektaş (iktisatçı), Zeynep Bektaş (Hemşire), İbrahim Kızıltan'ın oğlu Hakan Kızıltan (Psikolog), İbrahim Salatan (Çağlar)ın oğulları Uz.Dr.Hasan Çağlar, Elk.Müh.Kazım Çağlar.

SANATÇILARIMIZ: Makbule Oral / THM Sanatçısı (Cafer oralın kızı), İsmail Batı (Fotograf sanatçısı), Veli Batı (Davulcu).

DİĞERLERİ: Abdullah Dede (Seyid Kemalin oğlu/dedelik yapmamaktadır). Aydın Salatan (Eski Beşiktaş genç takım kalecisi), Nihat Çöze (Elektrikçi), Hüseyin Sayar (Muhtar). Ali Bektaş (Arıcılık ve ziraat-emekli olduktan sonra yazları köye yerleşti, 6 yıl gibi bir sürede muazzam bir meyva bahçesi kurdu. Müracaat edip tetan bölgesine su getirtti. El attığı her işte ustadır. Deri işçiliğinden emeklidir. Kendini geliştiren, vaktini değerli kullanan, köyümüzde örnek ve çok çalışkan bir insandır.) Gültekin Batı (Erzincanda Yapı Ustası-bir dönem muhtarlık ta yapmıştır). Halil Sayar (köyün en uzun boylu gencidir, boyu nedeniyle askerliğini Ankara'da, Türkiye'nin en seçkin birliği olan Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı'nda yaptı. / İyi bir Tırpancı'dır. Çalışkandır. Velakin çok iddiacıdır.) Kazım Oral (Reşberdir. Büyükle büyük, küçükle küçük, gırgır ve komik insan. Köyün yegane neşe kaynağıdır). Mustafa Timur (Beta Deri'de Ustabaşı). Süleyman Candan (Emlak işleri yapmaktadır.) Mahmut Tutumlu (Emekli/Emlakçı-Bir spiker kadar Muazzam Türkçesi vardır, çok kibar, gerçek bir istanbul beyfendisidir).

KÖYÜN SON SAKİNLERİ: 2006 itibariyle. Muhtar Hüseyin Sayar, Halil Sayar, Mehmet Ali Batı, Kazım Oral, Zeki Tutumlu, Zeki Salatan, Musa Batı, Hasan Tutumlu, Rahmetli Kamil Dayının Eşi.

 Kaynak:İsmail Batı

Bu haber toplam 3411 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA