• İstanbul24 °C
  • Erzincan35 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
MEZREA KÖYÜ
10 Aralık 2005 Cumartesi 00:00

MEZREA KÖYÜ

MEZRA KÖYÜ  Sürek Köyünü takiben kıvrım Kuşak Tepesini dolanarak, neredeyse Munzur zirvelerine denk bir rakımdaki kartal yuvası köye geldik. Sonbahar’ın artık bitip, kış’a

MEZRA KÖYÜ

 

 Sürek Köyünü takiben kıvrım Kuşak Tepesini dolanarak, neredeyse Munzur zirvelerine denk bir rakımdaki kartal yuvası köye geldik. Sonbahar’ın artık bitip, kış’a merhaba dediğimiz Kasım günlerinde bütün yapraklarını sahibine iade etmiş haliyle anadan üryan, ağaçların arkasından görünen üç beş ev. ”Parrr” diye ses çıkararak bizi karşılayan kekliklerden başka, ortalarda kimsecikler yok. Neden sonra kapıları kapalı, pencereleri örtülü evlerin birinden bir “Adem” sesi duyuldu ve bu ses bizi çağırıyordu. Bizi çağıran ve odasına buyur eden sesin sahibi, köyün yalnız muhtarı Cafer KUTLUCAN ve 1.aza eşi Gülizar Hanımefendi.

Bir zamanlar 90 hane olan köyde şimdi yalnız ikisi varmış, onlar da birkaç güne arıları içeri alıp, Sürek’e ineceklermiş. İstanbul’da 350 haneleri varmış ve Hamza TOĞUÇ’un kurucu başkanlığını üstlendiği “Mezra Köyü Derneği” nin kuruluş çalışmaları başlamış.Yaz aylarında dışarıdakilerden 20 hanesi sürekli olmak üzere, hayli ziyaretçileri oluyormuş. 1961 de açılan köyün ilkokulu, 1985 de kapanmış. Tavanı tersek döşeli, ağaç kokulu oda da, altımıza serilen minderlere oturduğumuzda, sararmış rengiyle ne zaman oraya iliştirildiği meçhul bir Atatürk portresindeki alev saçan o bir çift göz meçhul ufuklardan bizlere bakıyor gibiydi. Muhtar, uğruna yalnızlığın sıkıntısına katlandığı beş on arının bir dalağından bu beklenmedik ziyaretçilerine ikram ederken, bir yandan da eski bir Osmanlı Hanımefendi’si olduğu her halinden belli Gülizar Hanım’ın müdahale ve tashihleriyle köyünü anlatıyordu. Köy, Kuş ve Kurt tepelerinin böğrüne, altındaki bağlık ve bahçelerinde desteğiyle yapıştırılmış da öylece duruyor gibi. Ceviz, kayısı, erik, armut, söğüt ve kavak ağaçları yapraksız halleriyle bile köye ayrı bir neş’e ve sürur veriyordu.

Bu yamaçtan bütün Fırat vadisi ve öte yakasındaki kalemle çizilmiş gibi kıvrım kıvrım yollar, bazıları ekilmiş bazıları ekilmemiş halleriyle parça parça araziler ve bunların arasında öbek öbek silüetleri seçilebilen Kazankaya, Çakırlar, Sarıyazı, Küplü, Olukpınar ve Yağca köyleri ve ufuk çizgisini belirleyen tepeleri her daim dumanlı ve karlı halleriyle Munzur Dağlar’ının zirvelerinin oluşturduğu kompozisyonun manzarası tek kelimeyle “Fascinating”(büyüleyici). Mehrap Tepesinde halkın niyet edip ziyaret ettikleri, kurbanlar kestikleri ve çaput bağladıkları bir “Ziyaret” varmış.

Köyün içme ve sulama suyu Sarıgöze kaynağından geliyormuş. Sonbahar’ın son günlerinde son demlerini yaşayan Mezra’nın tüten son bacasını ziyaret edip, hatıra fotoğrafı çektirdikten sonra, O’nu bu kuytu köşesinde kendi yalnızlığına bırakıp, tayyareden nazar eder gibi irtifa kaybederek aşağıya doğru nazar eyleyerek inişe geçtik.

Köyün Sınırları: Doğusu; Taş, Karataş, Yelek Arducu ve Kıstik Çayı, Batısı; Ay Oynağı, Kalecik Tepe, Kuşak Dağı, Andaval Deresi ve Eşek Meydanı Yaylası, Kuzeyi; Cineyli Tepesi, Keklik Pınarı, Yayla Yeri ve Kurugöl, Güneyi; Kuşaktaşı ve Kaşıktaşı. Kaynak: Kemah Kitabı,Bir Derkenar Yılmaz Kurt (Eski Kemah Kaymakamı)

Bu haber toplam 2831 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
KÖYLERİMİZDEN HABERLER
    Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA