• İstanbul19 °C
  • Erzincan20 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Nişan Oyunu, Mehmet Özkan
12 Kasım 2009 Perşembe 00:00

Nişan Oyunu, Mehmet Özkan

NİŞAN OYUNU, Mehmet Özkan Anadolu nun bir çok yöresinde olduğu gibi bizim yöremizin köylerinin çoğunda da erkek çocukların bir çeşit spor oyunuydu NİŞAN oyunu. Kırk yıl önce çocukluğumuzu

NİŞAN OYUNU, Mehmet Özkan

 

Anadolu nun bir çok yöresinde olduğu gibi bizim yöremizin köylerinin çoğunda da erkek çocukların bir çeşit spor oyunuydu NİŞAN oyunu. Kırk yıl önce çocukluğumuzu yaşayamadığımız ilkokuldan mezuniyet karnemizi aldığımıza erkek çocukların büyük çoğunluğu tatil sevincimizi çocukluk oyunlarımızı yarım bırakıp İstanbul gurbetine mecburi gönderilmiştik. Kırk küsur yıl sonrasında köyüne izinli geliyordu adam. Komşudan İstanbul’daki sahibine iade edilmem üzere ödünç alınmış kulpu kırık kilidi bozuk tahta bavula bir deste tandır ekmeği bir ğullik (topak) tuluk (tere)yağı bir üsküre (tas)kalıbı kavurma şeker çuvalından yapılma bir takım iç çamaşırı özenle beyaz koyunyününden örülmüş iki çift çorap konularak sicim ipiyle sıkıca bağlanmış bavulla eşek sırtında gurbete uğurlanan o çocuk lüks konforlu bir yolculuk sonrasında kasabasına ulaşmış köyüne çıkmak için sabırsızlanıyordu. Köyün muhtarının emektar köy münübüsü çarşı çaminin arkasında yolcularını almış yola koyulmuştu.

Gurbetçi adam yıllar önce yarım bıraktığı doyamadığı çocukluğunun heyecanını duyuyordu yüreğinde, eşekle ayrıldığı köyüne arabayla dönüyordu. Omzundaki kamerayı eline aldığında dedesiğilin harmanda mahallenin çocuklarının resmini çeken, kendisini kılığı eski diye annesinin rahmetli babasının kollarını kesip dikip düğme bulamadığı için çerçi çaprazıyla iliklediği gömleğine beğenmeyen filmi yakarsın sen guruptan çık diyen mahallenin çocuklarının fotoğrafını çeken köylüsüne çok içerlemişti. O çocuğun İstanbul’a gidip para kazanmak ve hayalindeki fotoğraf makinesini futbol topunu almak ilk arzusuydu almıştı da. Geçen yılları hiç yaşanmamış sayıyordu tüm çocukluk hayallerini yaşayacaktı sanki yüreği köyden ayrılırken parçalanan çocuk yüreğiydi yine gözleri yaş doluydu.

Köyün yukarı girişinden girdi minibüs köye yukarı ğoveğe gelmişlerdi müsaade isteyip indi arabadan adam. Araba köy odasının önüne aşıkgilin harmana gidecek eşya orda inecek dedi muhtar. Muhtara belli belirsiz tamam dedi adam. Eyüpğilin bahçenin taş duvarına oturdu gözleri stabilize asfalta takılıp kaldı yerde nişan oynayacak atmalık gogan (elle savrulacak büyüklükte yuvarlak taş parçası) nişan dikecek büyüklükte taş bile kalmamıştı. Çocukluğuna döndü bir an daldı eski zamana gözleri hafızalığilin çevirmeye bakıyordu, eski bostanları, sarı kayısıları, ceviz ağaçlarını aradı gözleri. Mereklere (samanlık) baktı yok dedi bu olamaz burası apartman olmuş benim köyüm yok olmuş şehir buraya gelmiş. Kayriğilin ayvana çevirdi gözlerini oh dedi hiç olmazsa biri duruyor kerpiç binanın koşarak çıktığı sıttorosun yokuş, merekler, komlar ,harmanlar yoktu. Heyula beton binalar türemişti yerlerine. Derinden bir offf çekip kapattı yaşlı gözlerini.

Çocuk sesleniyordu yukarı taraf bizim mısto ben Osman zekeriya biriz siz kimi alıyesiz. Hasan Yusuf İsmail memo haydin dikelim nişanları mıstafa Osman böyük taşları dikelim altlarını eyce besleyin ki bir goganda devrülmüye Zekeriya sen ğoğan topla. Çocuklar güçlerinin yettiğince büyük taşları göz kararı ölçüyle yaklaşık yarım metre aralıklarla diker üçtaş yaklaşık on onbeş metre uzaklıklararla iki tarafa dikilir, guruplar arasında yaşmı kurumu kurası çekilir bir yassı taş bir yüzü ıslatılarak guruplara sorulur yaşmı kurumu taş havaya atılır yere düşer. Seçilmiş yüz kiminse oyuna ilk o ekip başlardı guruplar çocukların kalabalıgına göre bazen beş bazen yedişer kişi olabilirlerdi. Ufak kazalarda oluru atılan taş seker bir çocuğun ayağına kafasına gelir yaralanmalar olurdu. Yaralanan kişiye ilk yardım (köyde bir mahalle ismi) govekteki evlerin neneleri tarafından yağlı kara merhemiyle yapılırdı. Hele o evde oksijenli su veyahut tendirdiyot asit porik tozu varsa yaralı iki günde sargıyı atardı.

Kürt çayırından merekten dönen Muammer halanın hoş geldim yavrum sesiyle irkilip katlı adam oturduğu taştan dalıp gittiği çocukluğundan çıkıp hoş bulduk bibi dedi. Gel buyur göresin gelmişdür, bir ayran aşı içesin. Bir minder attılar odanın beton merdiveninin basamağına oturdu adam. Dedesigilin harmanın duvarına bitişik govek çeşmesinin çatal pınar yaylasından gelen suyuyla dolu kurununda Hacer bibinin ayran aşı sovutmasını beklerken gözleri Munzur dağının su dökülenin başına at yolaklarının kıvrımlarına, oskarın, mızıliğin seyrine dalmıştı. Epey bir zaman sessizce seyrettiği manzaranın huzuruna varmıştı. İkram edilen ayran aşını tandır ekmeğini özlemle yedi Allah yerini doldursun hacı sofralarınız olsun dedi katlı yerinden

Kamerasını astı omzuna çünkü dedesiğilin harman boştu fotoğrafı çekilecek çocuklar yoktu. O çocukların çocukları olmuştu onlar da İstanbul da imişler. Köye özel arabalarıyla sadece tatile geliyorlarmış. Gözleri tekrar uzaklara daldı o çok arzuladığı dağlara yaylalara gidemeyecekti artık sağlığı bozuktu küçük yaşta kimsesiz çıktığı gurbet bitirmişti ciğerlerini..

 

Mehmet Özkan

17.08.1998

Bu haber toplam 2732 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA