• İstanbul16 °C
  • Erzincan12 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ÖCÜ MEHMET, Faruk Küçüktaş
04 Mayıs 2015 Pazartesi 12:05

ÖCÜ MEHMET, Faruk Küçüktaş

ÖCÜ MEHMET, Faruk Küçüktaş

ÖCÜ MEHMET

Oturduğu tahta kerevette ağrıyan ayağın uzatıp diğerini hafifçe kendine çekti. Bastonunun ucu ile ileri geri sürterek yerde düz bir çizgi çizmeye başladı. Sessizliği bozan tek şey dağlarda esen rüzgârın uğultusu, bastonun demir ucunun çıkardığı ses, şadırvanın bozuk musluğundan akan suyun şırıltısıydı.

Derin bir nefes alarak iç geçirdi. Bir çizgiydi sığan ömür. Damlayan su gibi, dağdaki yel gibi geçiyordu..

Bugün ikindi namazını kılmak için her zamankinden daha erken çıkmıştı evden. Uzun tarlanın üst başında kadar yürümüş, tarlanın sırtında yer, yer açmış mavi minno çiçeklerini seyredip, karamuk çalısının dibinde yeni kabaran köstebek toprağını dağıtmıştı. Madımaklardan bir tutam kopararak ağzına attı. Bir kaç gün önce olan soğuktan sanki biraz acımış gibiydiler. Epey bir müddet dolanıp yemlik aradı ama bulamadı. Yukarı taşlı tarlaya gitmek istedi gözü kesmedi. Kör cevize sırtını verip bir süre Karadağ’ın tepesini seyretti içinden “şimdi eşkınlar da çıkmıştır” diye geçirdi.

Her yıl baharla gelen sevincini bu yıl nedense hissetmiyordu. Hüznü belki geçen yıldan beri peş peşe kaybettiği akranlarından, belki de aynı yüzlerle her gün aynı mevzuları konuşmaktan kaynaklanıyordu. Ya da içinden geçirip de yapmak istediklerini yapamamaktan. Oysa oturmak ona göre değildi. Gençliğinde uykuyu unutan gözleri şimdi uykuya mahkûm olmuştu.

Şimdi herk zamanıydı. Kaç çift çarık eksiltmiş olacaktı. Oysa bahara çıkmış çift öküz ile haftada bir saban demiri eksiltirdi. Massa dokunmaya bile gerek duyulmazdı.. Bir kış boyu fiğ otuyla beslenen öküzlerin gücü ancak yonca tarlasını sürerken tükenir sonrasında yorgun yaylanın yayımında boylardı. Bir de harman zamanı düven çekinceye kadar. Bastonunu hızlıca yere vurarak

- Ulan öküzün tezeği özlenir mi? Tezeğini bile özledik” dedi.

Başındaki beresini geri itti. Yine Karadağ’a takıldı gözleri zirvesine süzülen kartalı takip etti. Kartalın gözünden Karataş’ın gediğine gizlenmiş keklikleri, Söğütlü Tepe’nin üzerindeki gelincikleri, kayalıkların arasında koca yapraklı kurşuni püsküllü eşkınları görür gibi oldu.

Lastik ayakkabılarını ve çoraplarını çıkarttı. Kerevetin altındaki tahta takunyaları ayağına takıp şadırvandaki bozuk musluğun başına oturdu. Gömleğinin düğmelerini çözerken şadırvan duvarındaki yazıya ve tarihe gözleri ilişti. “Yapan Usta Kadir Demiryürek , Bindokuzyüzyetmişdört” Ortanca oğlunun doğduğu, Kıbrıs Harekâtının olduğu sene.

Yolu olmayan bu yere betondan duvar yapmak için günlerce at sırtında kum taşımıştı. Acep şu köyde elinin değmediği bir yer var mı idi. Bütün çatısı yapılan evlerin toprak damlarını o sıyırmıştı. Duvarların bazılarında ki ardıç hatılların çoğunda unun kesip getirdikleriydi. Kim bilir kaç Öcü Mehmet daha eskitirdi bu hatıllar. Meğer bir insan ömrü ardıç odunu kadar bile dayanıklı değilmiş.

-Ey!! Kadir Usta dedi.. Üç amelenin malzeme yetiştiremediği adam. Şu damların çatılarında keklik gibi sekiyorken birazda bu günlere gençliğini saklayaydı ne olurdu sanki. Şimdi iskemlede rahleye zor secde ediyordu. Son gördüğünde “yine beş vuruşta yirmilik çiviyi çakıyor musun” dediğinde o yiğit adam uzun, uzun yüzüne bakıp “Öcü biz böyle mi olacaktık” demişti. Gençliğini bildiği ustanın bu hali içini burmuştu.

Caminin arka tarafından gelen araba sesi ardından avlunun demir kapısının kapanmasından ilçeye giden cami hocasının geldiğini anladı. Ceketini omzuna geçirip kapıya yöneldi ama hocayı göremedi. Bugün izinli olmamasına rağmen onun emekli maaşını çekmeye giden hocanın yerine öğlen ezanını okumuş mikrofonu kapamayı unuttuğundan hoca gelir gelmez hoparlörden çıkan cızırtı sesini duyup onu kapamaya gitmişti.

Geri dönen Hocanın cebinden çıkardığı banka kartı ile parayı uzattığında alıp ceketinin cebine hemen koymuştu.Bunun üzerine hoca..

- Öcü Dayı say da öyle koy cebine dedi. Yüzüne sertçe bakıp..

- İşine bak hoca … dediğinde daha üstelememişti.

Bu adama neden Öcü dediklerini bir türlü kestirememişti. Ama kendine has üslubu ve insanlık anlayışı olduğunu ve hayatı sindirerek yaşadığını anlamıştı. Bu gün onunla ilgili banka memurunun anlattığını birde kendinden duymak istemişti ona dönerek;

- Öcü Dayı şu bayramda öküzlerle nasıl resmigeçit yaptın bir anlatsana dedi... Önce kızar gibi oldu, sonra:

- O bir tesadüftü dedi. "O zamanlar arada bir ilçeye çift sürmeye giderdim. Öyle gittiğim bir gündü. İşimi bitirip geri dönerken yolum Hükümet Konağının önünden geçiyordu. Meğer o günde bayram varmış. Tam tören geçişi sırasına denk gelmişim. Bende geçiş sırasında elimde massa, öküzler, saban yüklü eşeğim ve ayaklarımda çarıkla tören yerinden geçtim. O zaman protokolde ilçeye yeni atanmış kaymakam ayağa kalkarak alkışlamaya başladı tabi ki eşrafta ister istemez ona uydu. Ne olduğunu anlamadım. Hatta kendime kızdım. Bu kılıkla madara olduk herkese diye. Biz geçtik gittik. Daha sonra neden alkışlandığımı bana komşum olan sağlık memuru anlattı. Meğer biz o anda bilmeden Türk Çiftçisini canlandırmışız. Yani karşındaki ihtiyar gerçek alkışlanmış bir Türk Çiftçisi"… Dediğin de hoca boynuna sarılıp onun anlatırken duyduğu keyfine karşılık verdi. Sonra kapının kenarında çiviye astığı poşetin içinden iki eşkın alıp ona uzattı..

-Şimdi sen bunu çok özlemişsindir.. dedi..

Uzatılanı alıp bir Karadağ’a baktı bir eşkın’a baktı.. Yutkundu..

İşte bu her şeye değdi hoca; her şeye değdi.. dedi.

Faruk KÜÇÜKTAŞ 30.04.2015 - Düzce

Bu haber toplam 1709 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA