• İstanbul11 °C
  • Erzincan5 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Oğuz Onbaşı Tiyatro Ekibi Ödüllerini Aldı.
16 Haziran 2010 Çarşamba 00:00

Oğuz Onbaşı Tiyatro Ekibi Ödüllerini Aldı.

TİYATRO EKİBİ ÖDÜLLERİNİ ALDI        Kemah Kaymakamlığının öncülüğünde, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Kemah Lisesi’nin işbirliği ile; Kemah Belediyesinin

TİYATRO EKİBİ ÖDÜLLERİNİ ALDI

 

 

     Kemah Kaymakamlığının öncülüğünde, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Kemah Lisesi’nin işbirliği ile; Kemah Belediyesinin destekleriyle hazırlanan; 28.05.2010 tarihinde Kemah’ta ve 11.06.2010 tarihinde Erzincan Kültür Merkezi’nde sahnelenen “Kemahlı Oğuz Amca” adlı tiyatro oyununda emeği geçen Kemah Lisesi öğretmenleri ilçemiz kaymakamı Sayın Gökmen ÇİÇEK tarafından takdir belgesi ile onurlandırıldılar.

 

     16.06.2010 tarihinde yapılan toplantı sonrasında ilçemiz kaymakamı Sayın Gökmen ÇİÇEK, tiyatro oyununda emeği geçen öğretmenlerin performanslarının takdire değer olduğunu belirterek, başarılı çalışmalarından ve yerel kültüre yaptıkları katkıdan dolayı kendilerine teşekkür ederek takdir belgelerini takdim ettiler.

 

Kaynak: www.kemah.gov.tr

 

 

İlgili Linkler:



Oğuz Onbaşı


 


 


 


 


Milletin fakr-u zaruret içersinde kıvranırken bir anda kendisini savaşta bulduğu o çileli günlerdir. Şairin ifadesiyle; bir hilal uğruna nice güneşlerin battığı çetin dönemlerden geçilmektedir. Yine şairin çok haklı benzetimiyle; ‘Bedr’in arslanları’ gibi vatanına, mukaddesatına halel gelmesin diye cansiperane çarpışan yiğitlerin destansı mücadelesinin sahne aldığı yıllardır.


Her birinin ayrı hikâyesi, ayrı bir şanlı mücadele serüveni var elbet. Ancak içlerinden biri var ki gerçekten yürek yakıcı, can parçalayıcı bir hikâyesi var: Kemah’ın Oğuz köyünden 9. tümen 3. takım kumandanı Oğuz Onbaşı.


O’nun her türlü sıkıntısına ve ilerlemiş yaşına rağmen vermiş olduğu destansı mücadele, çok haklı olarak Muallim Şükrü Fuat Gücüyener’in hatıratında ve Mehmed Niyazi’nin “Çanakkale Mahşeri” adlı romanında başkahraman olarak yerini almış.


Anlatıldığına göre; Oğuz Amca Çanakkale’ye geldiğinde 44 yaşındadır. Oğulları Hasan ve Akif Sarıkamış cephesindedir. Evde 16 yaşında Mustafa adında bir oğlu, bir kızı, bir de hanımı vardır.. Sarıkamış harekâtında iki oğlu şehit olur. Evdeki oğlu Mustafa 17 yaşına girince Oğuz Amcanın korktuğu başına gelir. Mustafa askere alınır. 27. alaydan boşalan yere, Arıburnu’na verilir. Babası ise Seddülbahir’dedir.


Baba, oğul aynı cephededirler fakat birbirlerini göremezler. Aralığın sonlarına doğru Oğuz Onbaşı yaralanır. Çok kan kaybeder. Askerlerimiz Oğuz Amcayı bir şehidimizin kanlı yatağına yatırmak için götürürlerken oğlu Mustafa’yı duruşundan tanır. Bir şarapnel parçalamıştır oğlunun yüzünü…Böylece üçüncü oğlunu da şehit verir çok sevdiği vatanına.


Oğuz amca 46 yaşına girdiğinde askerlikten düşer. Kendisi Çanakkale’den sonra istese memleketine gidebileceği halde gitmez. Gönüllü olarak Kudüs’ün güneyine gidip birliğini bulur. Vatan selamete çıkmadan memleketine dönmez…


Evet, bu dramatik ve bir o kadar da ibret verici tarihin gerçek kesitini, Mehmed Niyazi’nin “Çanakkale Mahşeri” romanından sahneye uyarlayan Kemah Lisesi tiyatro grubu, geçtiğimiz Cuma akşamı Kültür Merkezi salonunda gayet başarılı bir performansla sergilediler.


“Vatan” bilincini tekrar hatırlamaya, birlik ve beraberliğimizi her zamankinden daha çok pekiştirmeye ihtiyacımız olan şu günlerde, böyle bir tiyatroyu çok başarılı bir şekilde oynayan öğrenci ve öğretmenlerinden; bu güzel organizasyonun gerçekleşmesinde emeği geçen herkese yürekten tebriklerimizi sunuyoruz.


Bu tiyatro da göstermiştir ki tarihi yapmak ve yazmak çok önemli olmakla beraber, tarihi yaşatmak da bir o kadar önemlidir. Tarih, bir milletin hafızasıdır. Milletler tarihleriyle köklerini bulur ve istikballerine yön verirler.


Yine, biz biliyoruz ki en büyük öksüzlük, köksüzlüktür. Kökleri sağlam temellere dayanan bu milletin inşallah istikbali de parlak olacaktır. Ne var ki bu, hamasi nutuklarla ve ‘şanlı tarih’ avuntularıyla olmayacak. Tarihimizi iyi tahlil ederek doğru olanları yaşatıp yanlış olanlardan vazgeçerek geleceğe hep birlikte yürüyeceğiz.


Tarihi olduğundan farklı gösterip aşırı yüceltmeci yaklaşım ne kadar yanlışsa, yaşananları görmezden gelip yadsımak da o kadar yanlıştır. Tarihin acı olaylarının tekerrürüne mani olmak istiyorsak; ecdadın fedakârlığını, hamiyetperverliğini ve mukaddes değerler için gerekirse ölümü göze alabilmeyi, yeni nesillere mutlaka aşılamamız gerekir.


O günün şartlarında bileğimizi bükemeyen güçlerin, bugün, Alevi-Sünni, Kürt-Türk, Sağcı-Solcu, Laik-gerici gibi ayrıştırıcı ifadelerle bizi içimizden bölüp parçalayarak hain emellerine ulaşma planlarını izledik ve izlemeye devam ediyoruz.


Bu tuzaklara düşmek istemeyenler için Çanakkale en ideal örnektir. İşte hemen yanı başımızdaki Kemah ilçesinden çıkıp bu kutsal dava için yollara düşmüş Ahmet Mahmut’lar, Ali Musa’lar, Bekir Halil’ler, Bilal Aziz’ler bunun en somut örnekleridir. Bıyığı yeni terlemiş yiğitlerden tutun da henüz nişanlı olanına; yeni evlenmiş olanından, çoluk çocuk sahibi olup orta yaşlısına kadar hepsi orada.


Ulvi amaçlar uğruna her şeyini geride bırakmış o nadide insanlardan öğreneceğimiz çok şey var. Ancak çok nazik bir dönemden geçtiğimiz şu günlerde çıkaracağımız en büyük ders, ortak vatan bilinci içersinde farklılıklarımızla bir arada yaşama kültürü olsa gerektir diye düşünüyorum.


Bu şehitlerimizin inanç ve etnik kökeninin ne olduğu hiç önemli olmadığı gibi, bugün torunlarının          da bu manada ne olduğunun hiç önemi yoktur. Aşık Veysel’imiz ne güzel söylemiş:


“Kürd’ü, Türk’ü ve Çerkez’i


Hep Adem’in oğlu, kızı


Beraberce şehit, gazi


Yanlış var mı ve neresi?”


O halde nedir, bu feryatlar? Neyi paylaşamıyoruz?


Türkiye’miz kime yetmiyor? Başka gidecek bir Türkiye mi var?


Doğarken hiç birimizin müdahil olamadığı ırk, renk, cinsiyet, milliyet gibi özelliklerden ötürü neden birbirimizi sorgular, ötekileştiririz?


Her karış toprağında mübarek şehit kanı olan bu aziz millet, dişiyle tırnağıyla bu memleketi bize emanet etti. Bize düşen bu emanete sahip çıkmaktır. Bunun yolu da sevgi ve barış ortamı içersinde özgürce yaşamaktan ve birbirimizin değerlerine saygı duymaktan geçer.


Akif’in deyimiyle, Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın…


 


İHSAN ÜNLÜ (www.ihsanunlu.com)

 

Bu haber toplam 800 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA