• İstanbul25 °C
  • Erzincan26 °C

Recep Babacan / www.kemahtarihi.com

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Recep Babacan / www.kemahtarihi.com

Osmanlı’nın hiç bitmeyen özlemi

28 Ekim 2016 Cuma 10:13

Hz. Adem (as)  ve Hz. Havva’nın çocuklarının hiç bitmeyen bir özlemidir Mekke ve Medine. Hz Adem (as) ve Hz Havva validemiz Cennet’te bin yıl kadar yaşayıp, İblisin yalan yeminine inanarak yasak edilen ağacın meyvesinden unutarak yedikleri için Cennet’ten çıkarıldılar. Hz. Adem (as) Hindistan’da Seylan Adasına, Hz. Havva ise, Cidde’ye indirildi. Birbirlerinden iki yüz sene müddetle ayrı kaldılar. Ama bu zaman zarfı içinde hep ağladılar. Affedilmelerini talep ettiler ve duaları kabul oldu. Hacca gelmeleri emrolundu.

Hz Adem Arafat Ovasında Hz. Havva ile buluştu. Kâbe’yi inşa etti. Her sene hac yaptı. Arafat Meydanında veya başka meydanda kıyamete kadar gelecek çocukları belinden zerreler halinde çıkarıldı.
Hz. Adem gün gelip evlatları ayrılmak istediğinde onlara "Gidin" dedi. Ama şunu da ekledi. "Sözünün olsun, yılda bir kere bu toprakları ziyaret için geri geleceksiniz"

O söz her şeye bedel bir sözdü.
O sözü düşürmeyenlerin sevdası hiç bitmedi.
Gidemeyenler insanlığın ilk gününden itibaren hep aynı sözü söylediler. " Ben gidemedim, çok istedim ama yine gidemedim. Bulutları Mekke’ye taşıyan rabbim benim de dualarımı Arafat’a götür, oradakilerin dilleriyle sana münacat bulunduğu dualarına katıver" diye
Gidemeyenler niçin gidemediklerini bilirlerdi. Ama Hz Adem’in evlatları içeresinde öyle evlatlar vardı ki, tüm imkanlar kendilerinde olmasına rağmen gidemediler.

Gitmek isteyenlerin önüne şeyhülislamlar dikiliverdi, yine gidemediler.
Süpürgelerin teleklerini başlarına sorguç yapanlar oldu aşklarından ama yine gidemediler.

Ümmetin işini yarıda bırakıp gidemediler. Ümmetin bekası için ayrılamadılar payitahttan.

Nefret ve kin tohumları serpenler o zamanlar da vardı. Bu fitne tohumlarını bertaraf edebilmek için o çok sevdikleri Mekke’ye gidemediler.
Gitmek isteseler de önlerine çıktı şeyhülislamlar bırakmadılar onları.
Yutkunmak istediklerinde yutkunamadılar. Boğazlarına takılı kaldı hep Mekke sevdaları.

Genç Osman’ımız vardı bizim. 
İsmi ile müsemma gencecik bir delikanlı idi. "Gideceğim  Mekke’ye, hacı olacağım" diye direttiğinde karşısına bir gönül sultanı çıkıverdi. Aziz Mahmud Hudai adında.

"Hünkarım yerine adam gönderebilirsin, ama kendi gidemezsin"
Ne dedi ise Aziz Mahmut Hüdai söz dinletemedi bu gencecik Mekke sevdalısı Osmanlı padişahına.

Ve Genç Osman’ın sonu maalesef ölümle bitiverdi.
Bugün bazı pertavsızlar Yavuz Sultan Selim Han’a dil uzatma densizliğini gösteriyorlar.

Hangi gönül anlatabilir ki, Dünyanın en uzun seferi olan Mısır seferini gerçekleştirip yanı başındaki Mekke ve Medine’ye gidememesinin koca hünkâra verdiği acıyı,"Hakimül haremeynül Şerifeyn değil Hadimül Haremeynül Şerifeyn" derken oğlu Kanuni Sultan Süleyman’ın aksine sade giyinen ve kavuğuna ilk sorguç takan isim olmasındaki gizemini, Bugün Mekke ve Medine’de bulunan Ferrraşlar (süpürgeciler)’ın, temizlik yapabilmesi için İstanbul’dan büyük dedesi Çelebi Mehmet zamanındaki gönderilen Surre Alaylarını sistemleştirmesindeki sırrı, Mekke ve Medine burçlarına biz oraların olsa olsa muhafızı oluruz diyerek o beldeye giden görevlilere "vali" değil muhafız dediğimizi,
Bizim sevgimiz gönülden.
Necip Fazıl Merhumun da dediği gibi “O yüz ki her hattı tevhit kaleminden bir satır, o yüz ki göz değince Allah’ı hatırlatır", gözümüzün değdiğine değil gönlümüzün değdiğine âşık bir nesiliz biz.

Fethederken bir toprağı mimarı ile mühendisi ile giden, gençleri evlendiren, yetimlerin başını okşayan bir nesil. Mazlumlara rahmet nazarı ile bakan, baktığı ile amel eden bir nesil. Nabi’nin "Sakın terki edepden kuy-i Mahbubu hüdadır bu, nazargah-ı ilahidir makamı Mustafadır bu" sözlerini sarf ederken duyduğu aşk ne ise bu milletin o beldelere olan aşkı da aynı gönülden çıkmış bir ilahi esinti gibidir.

Nasıl bir aşktır ki bu toplanan surreler, Mekke ve Medine’nin fukaralarına dağıtılırken olur da sırtına çuvalı yüklediğimiz birisi Seyyid ve Şeriflerden birine denk gelir sonra Resulullah’ın yüzüne nasıl bakarız diye düşünerek yanında Akkamlar götüren ve kendi gençlerimizin sırtına o yükü yükleyerek sürreleri dağıttıran,

Resulullah’ın dizinin dibine Medine’ye,  İstanbul’da binilen bir trenle tüm İslam beldelerinden yolcuları alarak Hicaz’a ulaştıran,
lemlerin Efendisi rahatsız olmasın diye tren raylarının altına keçe döşettiren Sultan Abdülhamit’leri,
Hasta yatağında Mekke ve Medine’den gelen tezkireleri ayağa kalkıp abdest alarak dinleyen Sultan Abdülaziz’leri, Kendisine Resulullah’ın kölesi diyen Sultan Abdülmecidleri,

İki âlemde de beni yanına al, evvelde de devlet senindi, ahirde de devlet senin ya Resulallah" diyen Sultan II. Mahmut’ları,
Mescid-i Nebevi’nin mihrabını sırf Resulullah (sav)’ın alnını değdiği yere değil, ayağının değdiği yere alnımız değsin diye daralttıran Kanuni Sultan Süleymanları, "Al evladım bunlar helal paradır" diyerek elinin emeği ile kazanmış olduğu paraları Mekke ve Medine’nin kandillerini aydınlatmak için yağ alınsın diye gönderen Sultan II. Bayezid’i, Uzun lafın kısası ne bu aşk biter o beldelere, ne de kalemdeki mürekkep, Ne sevgimiz biter, ne de gönlümüzden katre katre dökülen cümleler.
Unutmayın,

Bizler birer Osmanlı yetimiyiz.
Dedelerimizin dertleri bizim dertlerimiz olmadıkça mazlum Müslüman kanı akmaya devam edecektir.

Ya Rabbi azıcık dertlendir bizi
Azıcık dedelerimizin derdiyle dertlenelim. Benzeyelim ki derdi azalsın yeryüzünün, Benzeyelim ki güzelleşsin dünya başkalaşsın. Yar rabbi bizi dedelerimize layık et. Bizi onların kim olduğundan hakkıyla haberdar et. Mevlana ne güzel demiş, "İki âlem vardır: İlki varlık alemi, ikincisi manâ alemi. Varlık âlemi gündüz gibidir, olanı biteni açıkça görürsün, kendini kolayca ele verir. Manâ âlemi ise gece gibidir, onu bulmak için mutlaka gönül ışığını yakman gerekir" Gönül ışığının peşinde koşanlardan eyle bizi Allah’ım.

https://www.facebook.com/rbabacan
https://twitter.com/slemee
https://www.instagram.com/yazarrecepbabacan

Bu yazı toplam 418 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA