• İstanbul16 °C
  • Erzincan27 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ÖZNE İNSAN OLMAK, Faruk Küçüktaş
23 Ekim 2009 Cuma 00:00

ÖZNE İNSAN OLMAK, Faruk Küçüktaş

 Özne İnsan Olmak…                         Gurbette bir kısım hemşerilerimizle

 


Özne İnsan Olmak…

             

            Gurbette bir kısım hemşerilerimizle toplanmış hasbıhal ediyoruz. Mevzu memleket. Hoparlördeki kısık sesli memleket türkülerine salıyoruz kendimizi. Hiç sigara içmeyen bile bir tane tüttürüyor hasret babına. Buram buram memleket kokuyor.

          Yıllar önce Kemah’a gelip birkaç gün misafir kalan yaşlı müdür ağabeyim soruyor.

         Ya Gürses’in oteli duruyor mu diye. Sonra ekliyor İki katlı bir lokanta vardı. Bir kuru fasulye yedim hala tadı damağımda diyordu.   Kemah silüyetini sanki geziyormuş gibi santim santim sorarak anlattırdı bana.   Hatıralarım depreşmiş bir şekilde çocukluğum çarşı mekânı içinde geçtiğinden elimden geldiği kadar hayâlı resmini çizmiştim ona.

 

Sanki o günlerde geziyorum

       

 Sene 1969

       


                     

 Gürses’in otelinin yanındaki erikli bahçenin dik yolundan yukarı çıkarken Askerlik Şubesinin hemen üzerinde gazete satan bayii Aziz amca’ya selam verip geçiyoruz.  

         Çok eskiden jandarma binası olup sonradan üst katı belediye olan binanın alt katında iskân memurluğu olan kapı önünde kollarında siyah kolçaklı iki memur hararetli bir mevzu konuşuyorlar.

        Merdiven başındaki Aşcı Dursun’un lokantasından. Mis gibi paça kokuyor.  Ayiş Amca Sac İbrikleri, maşrapaların, galveniz, sacdan yapılmış süt bakraçlarının sergilediği tenekeci dükkânının önünde gri balıksırtı kumaştan şalvarı ile oturduğu hasır iskemlesinde elindeki Arapça tefsir kitabını okuyor. Çöpçü Hüseyin yarı benzin varilinden imalat arabasına Manav Mahzar’ın dükkânının hemen önündeki dutun dökülen yapraklarını süpürür koyarken arada bir ağca yaslanıp içtiği sarma sigarası yüzünden derin derin öksürmekte.

 

        Üzüm mevsimi, Eşekarılarının saldırdığı sepetler içerisinde Çavuş,  Memetoğlu, Seyrek salkım üzümleri dizili manav dükkânının önünde. Mevsim serin bile olsa hala o özel tadı hep aranan Çağlayan Gazoz kasaları var kasa kasa. Köşedeki Dedekli Kurukahvecinin değirmeninden mis gibi taze kahve kokusu bütün caddeyi sarmış sanki.

        Hemen karşıda Kunduracı Fikrinin dükkânının kenarında iplere dizilerek asılmış birkaç dizine yemeni. Daha içeriden bir tokmak sesini andıran bir ses geliyordu kardeşi Vehbi sanırım yemeni tabanına sırımak için ıslattığı kalın körsele yi örste döverek inceltiyordu. Yularları ile palanlarına tutturularak birbirleri peşi sıra dizilmiş üzerlerinde renk renk kıl çuvalları olan kulaklarının düşüklüğünden hayli uzaktan gelip yorgun oldukları belli olan peynir katırlarının nal seslerine karışıyor. Sabahtan beri karşı bağ yokuşuna bakan  Pasin Teyfik Ovacıklının önünü keserek hemen hararetli bir peynir pazarlığı başlıyor. Yorgun katırcı fazla direnmeyip akşama kalmamak için Peynir yükleri haneye boşalmak üzere karga camisine doğru yollanıyordu.

          Umumi tuvaletlerin hemen yanında girişi olan Eskiden Orman Şefliği olarak kullanılan ve yapısında kalın kalın çam ağaçları bulunan bir binanın üst katına çıkıyoruz. Kırmızı grundig marka pikapta Ali Ekber ÇİÇEK ten “Yine gam yükünün kervanı geldi” türküsü çalıyor. 

                  

        Sarı renkli bir örtüsü olan masaya oturuyoruz misafirimle.İstanbul’daki çıraklığından olacak ki Tuz biber in yanına üçgen katlanmış peçeteleri bende ilk defa orada görmüştüm.Önüne bağladığı ve birazda çorba kazanını kaldırırken yağlanmış peştamalı ile bizi karşılamıştı Süleyman Usta..

       Kuru fasulye siparişimizi kesmek için tezgâhın yanına giderken az ilerde oturan ve kendi halinde yemek yiyen Katırcı Ali’nin eline dokunmuştu. Dokunmadan huylanan Ali Dayı hemen “seni getiren götüre” diye sitemde bulunup çıkardığı mendille elini sildikten sonra yemeğine davam etmişti.

     Misafirim açıkmış olacak ki ekmeği bandığı fasulyeyi iştahla yerken bir yandan ikram sunulan kornişon tursu ve kelle soğanı bitirmiş ardından bir porsiyon daha istemişti.

    Öyle lezzetlisini daha yemediğini söylüyordu.

   Yıllar sonra Gölyaka çayırında yâd ediyoruz Süleyman ustayı,

    Bir şeyler yapmak için yola koyulan ve daha fazlasını yapmak için yanına birini arayan insan özne insandır. İşinde özünde belirleyici olmayı hak etmiştir.

      Bazen bir şeyleri tek yürekle baş edemediğiniz olur. Bir kaç yürek olursanız baş edilemeyen olursunuz. Yolculuğunuz bazen karaya bazen denize denk gelir. Hasret denizinde bazen fırtınalar kopar ve sığınacak bir liman ararsınız. İşte o demler arasında muhabbetimiz içerisinde bu özne insanı her yönü ile anmak oldu.  

       Keşke herkes özne insan olup bulunduğu ortamdaki her şeyi taşısa. Özne özelliği olmayanlar bulunduğu ortamda içinde yalın kalmasa.

 

Faruk KÜÇÜKTAŞ ©

Ekim 2009 Bolu

Bu haber toplam 1556 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA