• İstanbul15 °C
  • Erzincan1 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
SELİNTİ KÜLTÜRÜ, Faruk Küçüktaş
02 Ekim 2008 Perşembe 00:00

SELİNTİ KÜLTÜRÜ, Faruk Küçüktaş

                   Yıllardır görmediğim bir Kemahlı arkadaşımla telefon ile görüşürken;“Bir selinti

                  

 

Yıllardır görmediğim bir Kemahlı arkadaşımla telefon ile görüşürken;

“Bir selinti misali hayat nehrinin bilinmez bir kenarında kaldık” dedi.

Gerçekten öyleydi. Çocukken hiç ayrılığı aklımıza getirmeden büyümüştük. Hayat bizi bir kenara atmıştı. Bir selinti gibi. Zaten selintiler hep nehir kenarlarında yada odun damlarının bir köşesinde atıl dururlar.

                   Selinti Kemah’ımıza ait bir kültür öğesidir. Yöre insanımızın zekiliği ve tasarruf bilincinin ta yıllar öncesi nekadar mükemmel olduğunu gösterir. Hani çevreciler çıkar biz çevreciyiz derler ya;  bizim çevreciliğimizde selinti ile yıllar önce tescillenmiş durumda. Tescil belgeleri nehir kenarlarında Selgah kalıntıları. Ama ne yazık Babaanneler ve dedeler ile birlikte selinti ve sel gâh kültürü de kaybolup gitti.

             

                 Karasudan en son selinti tuttuğumuz zaman sanıyorum yirmi yıl öncesiydi.. Kömürlü İrfet’in çetenli Ford traktörü ile taşımıştık günün akşamı kadar. Hacırızanın tarlasından belki on sefer gidip gelmiştik. Koca bir dam dolusu. Yıllarca yaktığımız halde yinede bir odunluğumuzun köşesinde kalmış yıllanmış küçük odun parçaları.

                Babaannem yay meşesinden bastonuna dayanarak evin önündeki taşın başına çıkıp Fırat ın ortasındaki adaya bakarak sanki bir şeylerin zamanının geldiğini bekliyor gibiydi. Ben işin inceliğini bilmediğimden onun baharın güzelliğini ve azgın suların haşmetini seyrediyor sanıyordum. Oysaki sebebi bu değilmiş. Nehrin ortasındaki adanın burun tarafı su ile kaplandığında anlayıverdim.

            Kesin talimatı ile o gün bütün ev iştima da. Selinti ipleri elden geçiyor yaba ların çivileri kontrol ediliyor ve kancalar suya gitmesin diye bir tel ile sarılarak daha sağlam hale getiriliyordu. Yarın Selgah ta selinti kiranı(ağacı) atacağız. Tandır evindeki büyük güveç rafından inmiş, gahırdahlar yanına konmuştu. Sıcak sıcak pıhpıh pilavı yenecekti.

                 Her işin bir ustası vardı tabi ki. Bizim sel kiranlarının ustası da Palaz Tayyar amca idi. O baş kiranın selintiyi iyi toplaması için ipinin hangi ağaca bağlanacağını bilir, o ağacın dalına kendine has ip sargısı ile sardırır ve son ayarını yaptıktan sonra “Gasgayver otlasın Teyfiğin bağına girmesin .”derdi.   Süratle akan nehrin  ortasına bir hançer gibi giden baş kiranı zaptetmek ancak bir bölük adam işi idi . İmecenin ve yardımlaşmanın en mükemmel sergilendiği yerdi sel gâhlar. Can havli ile küçücük ağaç parçalarına tutunmuş börtü böceğin içinde, tıhtıh denen ağaçın önünde biriken selinti sudan bir kere çıkarmaya görsün çör çöpten bir dağ olurdu sanki.  Su yükselir biz tuttuğumuz selintiyi sudan kaçırıp daha erişemeyeceği yere yığardık..

               

                En iyi selintiyi Gülen Dağı’na sert bir yağmur yağdığı zaman tutardık. Çam kozlağı gelirdi. Bazen ani yağmur seli ormanda ihtiyaç için kesilmiş sterleri önüne kattığı gibi kilometrelerce kömür çayından sürükleyerek çam tomruklarını bize kadar getirirdi. Eğer üzerinde kırmızı damga varsa selgah sahibi orman binasına kadar hayvan sırtında götürür teslim ederdi devlet malını.   

             Sudan gelen bütün sinek ilaçlarını ve parfüm kutularının markalarını bilir, son bir kontrol ile içinde bir miktar kalmış ise üzerimizde denerdik.  Markasını bilmediğimiz sinek ilacını parfüm diye az sıkmadık.

             Çocukların en büyük zevki bunları biriktirip yanan bir ocakta patlatmaktı. Bu yüzden yorgunluktan bir kenarda uyuyan Gazi ağabeyin çok azarını işitirdik.

            

                Sultan Melik türbesinin oradaki çevliği saymasak bir dizine kadar vardı selinti yeri. İstimlâk taşında Selintiden demiryolunun makasçıları ve yol işcileri nasiplenirdi. Ama esas selinti fabrikaları Palaz mahallesinin altında Palaz Tayyarın, Kasap Alinin Selgahı en bereketli ve kolay tutulan Pasın Tevfik in, elenti ve kalite olan Palabıyığın Selgahında, ordan aşağı kısımda Nalbant Hakkının, Kahramanlı Ali rızanın, Berber Şevketin, Kundakçıların Bekir in Selgahın da da selintinin hası tutulurdu. Su çok olduğu zamanlar Nihat Çavuşun ve Nevit Beyin Çevliği birkaç haneyi sevindirirdi.

              Halanın taşının çevliği ise Bese nin  Oğlu gariban  Hasan’a aitti. Çok yama olan yerde durmayan selintiyi yaş yaş çuvala  doldurup  tepeye  taşıyan Hasana neden  yaş taşıdığını sorduğumuzda;    ” Ey ben neydem  ben tutuyım Fırat götüriy, gurumaya bile bırahmıy.” derdi Rehmetli.. Minnetsiz ikrama şükrederek  yaşayarak giden kaç kişi kaldı ki o mekanda onun gibi .  

    Kar suyunda sertleşen selinti odunları sobada eğer biraz kermede varsa içinde zemherinin en soğuk günlerinde haneyi sabaha kadar sıcak tutardı. Bir kötü yanı vardı tozunda barınan garminik adlı böcek çok kaşındırırdı adamı.

           Babaannemin  dizine oturup uzun kış gecelerinde Berberi zemin Kalesi masalını, Gavur kızının çardağında geçen maceraları  hep onun sıcaklığında dinledik yıllar boyu….

Oysaki farkında olmadan gidenler ardında ne çok şey götürmüşler, bir odun parçasında ne kadar çok şey gizliymiş meğer.

 

Faruk KÜÇÜKTAŞ

       15.05.2008

 

ESKİ YORUMLAR

ÖZ KEMAH LI / G.A.....  Tarih: 08.09.2008

FARUK ABİ AGZINA VE YÜREGİNE SAĞLİK//// SANA KÖYDEKİ BİR ANIMI ANLATICAM. BİR GÜN RAHMET Lİ BABAM EŞEGİ ODUN YÜKLEDİ BANA DEDİKİ EŞEGİ ÇAY DAN GEÇİR EVE GÖTÜR EŞEGİ DEDİ BENDE KÖYDE YENİYİM İST GELMİŞTİM EŞŞEGİ ÇEKİYORUM EŞŞEK ÇAY DAN GEÇMİYOR ÇOK ZORLADIM GEÇMEDİ BABAMI BİR GÖRDÜ BABAM KIZMASIYA EŞŞEK ÖYLE KAŞIYA GEÇTİ AKLIMA GELDİKÇE GÜLMEM GELİYOR..   

SITKI KÜÇÜKTAŞ  Tarih: 07.09.2008

TEŞEKKÜRLER KARDEŞİM. 

TUFAN KUCÜKKAYA ALP  Tarih: 18.07.2008

evet sevgili hemsehrilerimiz eskilerin bildigini yeniler bilemiyor selinti kültürü inşaalah bu kültürümüz hiçbir kültürün kayıp olmadıgı gibi kayıp olmaz 

İbrahim PALAZ  Tarih: 22.06.2008

Yüreğine sağlık uzun söze gerek yok bilen bilir senin yazdıkların ve yaşadığun gibi olmuş işte bir özlem bu kadar güzel anlatılır evet belki o zmanları birdaha yaşayamayacağız ama yine görüşieceğiz. bu dünyada olduğumuz sürece birbirimizle. GÖRÜŞECEĞİZ Bu dostluğun bittiğini sanma İş hayatımız bitse bile, Bu dostluk , bu arkadaşlık bitmez unutma. Belki bir köhne Kahve köşesinde Yarım bardak çayını yudumlarken Kül ve izmaritlerle dolmuş o kül tablasının yanında. Belki semerini almış sırtına O gün çocuklarına bir Ekmek parası kazanmak için Sırtlandığı o yükün altıda. Ve dilim söyleyemiyor ama Yıllar sonra bulduğunu sandığın kaybolan Bir arkadaşın tabutu başında. Mutlaka görüşeceğiz. Bu dar ve küçük dünyada. İbrahim PALAZ 

Oktay BÖĞÜ  Tarih: 18.06.2008   

üstad, eline yüreğine sağlık. bizleri, içinde bulunduğumuz kasavetli ortamlardan alıp, hayatımızın en güzel yıllarına götürmek sureti ile az da olsa kasavetimizi giderdin.Allah razı olsun.saygı ve muhabbetlerimel

İSMAİL PALAZ   Tarih: 17.06.2008  

S.A : ABİ OLURDA BUKADAR GÜZEL OLUR YA İNANKİ OKURKEN GÖZLERİM DOLDU.VE SANKİ O ANLARI TEKRAR YAŞAMIŞ GİBİ OLDUM.BİZE BU MUHTEŞEM ANIYI YAŞATTIĞIN İÇİN ALLAH ÖNCE BABANA VE SONRA BİZLERLE BU KÜLTÜRÜ YAŞAMIŞ GEÇMİŞLERİMİZE RAHMET ETSİN. MEKANLARI CENNET OLSUN DERİM. ELİNE ,KOLUNA SAĞLIK.TEŞEKKÜRLER.

şenol duman   Tarih: 15.06.2008   

yav faruk abii ağzina sağlik valla beni aldıın götürdüün o günlereee film şeridigibi gzümün önunden gectii otalar oo tahnetliler mekanlari cennet olsun az dut yemdlil oralarda halanın daşinda n az atlamadık hey gidi günler bidaha gelirmii o zefkii verirmii o ada dolardıı cocuklarlaaa kumsalda güneşlenirdik nikatin cevrikte balık tutardık hey gidi günler hey o kütüklere binip buyan karşıya gecirirdik hatırliyonmuuu adadan daşdibinden ak şam serininde oltasını alan tayyar dayının bahcalarinin o cevrikere inerdi bi curcuna bi şenlik vardii şimdiiiiyoook yoook faruk abii saygilar emesinimii eklee son_bozkurt1968hotmail.com 

ÇEVLİK   Tarih: 08.06.2008  

sevgili kardeşim faruk eline yüregine saglk bir ozan duygusallıgıyla yazmşsın selintiyi çok haklısın hepimiz birer selinti gibi sürüklendik bir yerlere hayat denen azgın coşkun nehir bizleri başka başka ÇEVLİKlere diyarlara sürüklemedimi baba yurdumuza hasrt bırakmadımı bizleri baki selam ben kemaha giderken düzcece mola yerinde karşıladıgın halilin büyügü msn im ozkan -mehmet@hotmail.com

 İsmail HİÇDÖNMEZ (Erzincan )  Tarih: 04.06.2008   

ÜSTAD; ELİNE,DİLİNE,KALEMİNE VE DE YÜREĞİNE SAĞLIK. ÇOK ETKİLENDİM... ÇÜNKÜ BENİM DE ÇOCUKLUĞUMUN BİR KAÇ YILI O BAHSETTİĞİN YERLERDE GEÇMİŞTİ. NE KADAR EDEBİ VE GERÇEKÇİ ANLATMIKŞSIN. 

celal abbas nas  Tarih: 03.06.2008   

bir cirpida okudugum ve bir memleket türküsü gibi yüregimi oksuyan yazilari yazan sevgili Faruk abimin ellerinden saygi ile öpüyorum.

Ünal KANDEMİR(KEMERYAKALI)  Tarih: 03.06.2008  

SEVGİLİ FARUK KARDEŞİM GERÇEKTEN ÇOK GÜZEL ANLATMIŞSIN ÇOK DUYGULANDIM.BU YAZIN DA ŞİİRLERİN KADAR GÜZEL OLMUŞ.DOĞRU ÇOCUKLUK VE OKUL ARKADAŞLARI OLARAK BİR SELİNTİ GİBİ ORTALAR DA KALDIK AMA OLSUN KALPLERİMİZ BİR OLSUN.HAYATIN HEP GÜZELLİKLERLE DOLSUN BU FAKİRE DE DUA ET İNŞALLAH MAİL ADRESİM:depo@alk.com.tr

 

Bu haber toplam 2930 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA