• İstanbul13 °C
  • Erzincan-1 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
SÜTLEĞEN VE GÖZ YAŞI, Faruk Küçüktaş
21 Haziran 2017 Çarşamba 14:22

SÜTLEĞEN VE GÖZ YAŞI, Faruk Küçüktaş

SÜTLEĞEN VE GÖZ YAŞI

Seher yeli bizim ele gidersen,

Nazlı yara küstüğümü söyleme,

Ne hallere düştüğümü sorarsa,

Bağrıma taş bastığımı söyleme”.

SÜTLEĞEN VE GÖZ YAŞI

 

Sütleğen bitkisini bilir misiniz. Yaprağını koparıldığında koparılan yerden bir ak süt kaynar ta ki o yaprak kuruyana kadar. Sonra kuruyan yaprak kökünden yeni bir filiz vererek düşer. Çırçır böcekleri bu ak sütü çok sevdiklerinden tırtılların kanattığı sütleğen yaprakları üzerine konarak beslenir ve onlara olan minnetlerini bitmez ezgilerle sunarlar. Bu bozkır ezgisine bazen bir uzun hava bazen göz yaşı da eşlik eder.

İstanbul’dan yola çıkalı bir saat olmuştu. Önceden planladıkları gibi öğlen sonrası iki gibi Amasya’da bir müşteriye uğrayıp ikindi sonrası oradan yolla tekrar devam etmekti niyetleri.

Sahurdan sonra yola çıktıklarında ilk direksiyona geçen Hüseyin olmuştu. Gecede olsa bile bayram trafiği nispeten hissediliyordu. Gebze’ye kadar biraz yoğunluk olmuş sonra yol normale dönmüştü. Dilovası’nı geçtikten sonra ikisi de birkaç gün önce açılan Osmangazi Köprüsünü seyretmek için arabayı kenara çektiler. Özel spotlu Işıkları ile tüm ihtişamını suya yansıtan köprü bir inci gerdanlık gibi denizin üzerinde parıldıyordu..

Vay bee! dedi.. Hüseyin. Sonra ardından ekledi “biliyor musun; evvelden devlete ödediğimiz vergiye çok acıyordum lüzumsuzca harcanıyor diye, bunları gördükçe daha veresin geliyor”.

“Sen ağasın ya” diye takıldı Tamer ardından “Yaptırandan sebep olandan Allah razı olsun” dedi.

Bir süre daha seyrettikten sonra tekrar yola koyuldular. Köprü ışıkları kayboluncaya kadar dikiz aynasından bakmıştı Hüseyin. Sonra Boludağı tüneline kadar bir köprü ve yol muhabbeti açılmıştı kendiliğinden. Muhabbet biraz hararetli biraz sakin Boludağı tüneline kadar sürmüştü. Her daim biraz okumuş ve gezginliğinden dolayı üste çıkan Tamer’in tünel girişinde karanlık fobisinden dolayı gözlerini kapamasıyla son bulmuştu sohbet.

Hüseyin tünelin içindeyken gözlerini sıkı, sıkı kapayan Tamer’e “ de haydi şimdi de konuş” diye üzerine gitmiş tünelin yarısında geldik diye gözlerini açtırarak biraz önceki hararetli mevzuda alt olmanın öcünü almıştı. Ama rengi bembeyaz olan Tamer’i biraz sakinleştirmek için tünel çıkışı hemen alışveriş merkezine ne sapmıştı.

Otoparka girerken “ya ne garip isimler koyuyorlar biliyor musun Hevvay!!

Tamer biraz sıkıntısını gidermiş olacak ki “eğer sen tenkit ettiysen çok yakında buranın adı Baltacı Mehmet Paşa Alışveriş Merkezi olur meraklanma” dedi.

“Ha bak ne güzel” dedi Hüseyin “hiç değilse nesil bir isime aşina olur. Kimdir, nedir ne halt yemiştir belki araştırır tarihi gerçekleri öğrenir. Higway” “hig vey” bu ne ya!! bari “hay, hay” deselerdi millet biraz anlardı” ardından “ha buraların bir iyi yanı var bak” dedi. “tuvaletler beleş bu gibi yerlerde yani taharet hizmetini on numara beceriyoruz” gülüştüler. Sonra Alışveriş Merkezinin isminin yazıldığı ışıklı tabelayı gösterip “ Hakikaten yakışırda baltacı ismi bir baştan, bir başa” dedi.

Sultanhamam’ın bu iki usta tezgâhtarı Osmancık’ta leblebi almaya ininceye kadar highway gibi alışveriş merkezlerinin civar illere ve onların çalıştığı tekstil sektörüne getirdiği zararları tartıştı durdular. Bir çözümde bulamadılar. Oysa Anadolu esnafını onlardan daha iyi kim bilebilirdi ki. Ticarette ki çok suratli değişkenlik geleneksel ticareti bitirmişti. İtibar, itimat, hatır gibi öz değerlerden artık bahis bile edilmiyordu.

Güneş biraz yükselmiş kendisini ilahinin sözlerine bırakan Tamer in gözleri kapanmaya başlamıştı. Yol arkadaşına ayıp olmasın diye arada bir başını kaldırsa da kendine hükmedemiyordu. Durumu fark eden Hüseyin” koltuğu biraz geri yatırda uzan” dedi. Uyku sersemi koltuğun mekanizmasını zorladı ama arka koltuğun arasında dizili Çekilli Çukura dikilmek üzere götürülen aşılı ceviz fidanları zarar görür diye öyle durmayı tercih etti.

Bir benzinlikte su dökmek için durdu Hüseyin. Bayram yoğunluğunu fırsat bilip bu küçük benzinliği derme çatma tuvaletinin önüne bile bir adam dikivermişlerdi. Arkalığı tahta parçası vidalanmış döner koltukta oturan kirli sakallı adam çıkarken ardından “Usta para” diye seslenince sinirle elini cebine sokarak bıyıkları sigaradan sapsarı olmuş adama takılmamak için bir bozukluk atıp içinden “şerefsiz fırsatçılar” diyerek oradan uzaklaştı. Az ilerde lokanta önünde ağzında tavuk butlarından arta kalan kemikleri kütürdeterek yiyen köpekten tırsıp kendini hemen arabaya attı kendini. Anayol çıkış Virajina sert girdiğinde arabanın hızından kafasını cama çarpan Tamer yarı uykulu “ Hayırdır rallide miyiz” diye Hüseyin’i uyarmış sonra tekrar uykuya dalmıştı.

Tuvaletçiye verdiği bir TL dolayı den sinirlenen Hüseyin hızını düşürüp yol için hazırlamış olduğu Cd lerin arasından rast gele birini seçti. Az sonra da kendiliğinden İsmail Altunsaray’ın “bilmiyorum ne derdin var kız senin” eşlik etmişti bile. Bir yandan türküye eşlik ediyor bir yandan da direksiyona vurarak parmakları ile ritim tutuyordu.

Ey Anadolu!! diye geçirdi içinden. Kim bilir kaç hasret yürek var şimdi gitmek için can atıp ta gidemeyen. Kaç yürek var kendi gibi vuslat için yollara düşen. Kim bilir kaç kişi gözündeki damlayla kendini “seher yeli bizim ele gidersen nazlı yâre küstüğümü söyleme” uzun havasının kollarına bırakan. Mansur gibi darda olan. Kim bilir.

Camı biraz araladı. Yol boyunda sıralı söğüt dalları, kuşburnu çalıları hafif rüzgârda ona el sallıyor gibiydi. Buram, buram dağ kokan havayı içine çekti. Bunu birkaç kez tekrarladı Her nefes alışında birr gün önce Kurukahveci hanından kahve almak için gittiğinde soluduğu o kalabalık ve rutubetli kent havası ciğerlerinden boşalıyordu sanki.

Samsun yol ayrımında uyanmıştı Tamer. Tarlaların yüzündeki soğan çuvallarını görüp “şuradan bir küçük çuval soğan alalım mı” dedi.

Hüseyin “yav gurbetten gelen soğan getirir mi adamı kınarlar” diyerek cevap verdiyse de az ilerdeki serginin yanında yanaştı. Haklıydı üç beş yaşlının bulunduğu köyde soğan bile ekilmiyordu artık. Belki Hacıbekir Lokumundan, Osmanefendi’nin kahvesinden daha makbule geçerdi. Köylü kadına da acımış sergide ne varsa hepsinden bir kaç kilo almıştı. Para üstünden beş TL’yi de sergici kadına bırakmıştı. Fırsatçılık yapıp mahalleri mesken tutarak tuvaletten rantlanan çakalların inadına.

Tuvaletçiye kızıp hız yaptığından bir saat önce gelmişlerdi Amasya’ya her geldiğinde yaptığı gibi Küçükağa Medresesi yanına arabayı park ederek öğlen namazını kılmak için içeri girdiler. Çepeçevre taş binanın tam ortasında blok taş oluklar içinden akan su altında uzunca bir süre ayaklarını tutarak rahatlamaya çalıştılar. Biraz acelece namazlarını kılıp kent meydanına girmeye çalıştılarsa bayram yoğunluğundan imkânsız olduğunu görüp müşteriye dönüşte uğramak kaydıyla vazgeçtiler.

Taşova yol ayrımından başlayan HES Barajları mevzusu onları Refahiye’ye getirmişti. Hüseyin yıllar sonrası değişikliğin farkına varıp “ gülü geç açtı ama tam açtı bu memleketin” dedi.

Tamer biraz daha ileri giderek “ yoları da çift şeritli” dedi. Sonra elini Hüseyin’in sırtına vurup “oğlum bura Başbakanın memleketi. Senin Kemah’ın kimin memleketi” diyerek takıldı.

Hüseyin; “aslında biz onlardan önce Cumhurbaşkanı çıkardık ama yok zamanlardı o zaman. Adam ancak bir bölge okulu yaptırabildi. Sayesinde bizde orada okuduk. Bu şans işi. Ama yinede bir gömlek farkımız vardır her daim”.

Tamer işi biraz mistikleştirerek “İnsan ancak diğer insanla takvada üstündür” dedi. Hüseyin gülerek işte buna cevap veremem diyerek. Tandır Ekmeği sormak için Markete girdi.. Elinde poşetle dışarı çıkarken “bunlarda tuvaletçi gibi dedi. “Şerf…ler bayram arifesi hemen elli kuruş zam yapmışlar ekmeğe” fırsatçılığın buraya kadar geldiğine kızıp arabayı ikinci viteste kaldırdığının farkına bile varmadı.. Ta ki Tekçam’a varıncaya kadar o hızla gitti.

Uzakta memleket dağları görünmüştü. Çocukluğunda malın, davarın peşinde dolanırken her karesini zihnine çizdiği dağları. Yamalı asfalt yolda daha hızlandığını hisseden Tamer “dağlar yerinde duruyor be Hüseyin” diyerek onu nazikçe uyardı. Hüseyin ayağını gazdan biraz çekerek “Saatlerce yol geliyorsun farkında bile değilsin ama buraya geldin mi; hiç bitmeyecek gibi geliyor” dedi Yol arkadaşı biraz hislenip öfkelendiğinin farkına varıp hüznünün önüne set olmamak için “öyledir” deyip köye kadar onu kendi haline bırakmıştı Tamer. Oda biliyordu ki tasdik edilmeyen bu yolculuğunun arkasında akmaya hazır birikmiş bir gözyaşı vardı.

Köyün üst kısmı göründüğünde artık gözlerine hâkim olamamıştı Hüseyin.Sarı Hocanın viranesinin üzerinde el frenini çekip yolun kenarına çöküverdi. Sütleğen yaprağına konmuş çırçır böceğinin feryadına bıraktı kendini.Yaşadıklarına ağlıyordu.. Eline aldığı bir çöp parçası ile toprağı çizerken yaşatamadıklarına hayıflanıyordu Hüseyin.

Mansur gibi çekilmişti. Dardan çıkamıyordu.. Öylece kaldı.

Tamer arabadaki müziğin sesini sonuna kadar açtı. Oda uzun havanın kollarına bıraktı kendini.

Faruk KÜÇÜKTAŞ

Bu haber toplam 611 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA