• İstanbul16 °C
  • Erzincan22 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
TAN KÖYÜ
10 Aralık 2005 Cumartesi 00:00

TAN KÖYÜ

Kemah Kalesi'nin arkasından başlayıp yukarıya doğru Tanasur Deresinin açtığı engin vadinin başlangıcı olan Mırodu mevkisi ile Cerek Deresinin arasındaki yamaca kurulmuş köy. Öyle bir yamaç

Kemah Kalesi'nin arkasından başlayıp yukarıya doğru Tanasur Deresinin açtığı engin vadinin başlangıcı olan Mırodu mevkisi ile Cerek Deresinin arasındaki yamaca kurulmuş köy. Öyle bir yamaç ki, tanyeri ağarıp güneş, Munzur’un Mangırot sırtlarının üzerinden doğduktan sonra ilk ışıklarıyla bu yamacı önce okşar, sonra da uzun dağ gecelerinin ayazında üşüyen köyü ısıtırmış yavaş yavaş. Bu nedenle belki de, Tan yerinin ağarmasına olan hasret ve özlemi ifade için “Tan” denmiş buraya. Köyün ilk kuruluşunda iki büyük sülale gelmiş ve 12 hane olarak yerleşmişler bu köye.Karaalioğullarının başında Ali Bey ve Karavelioğullarının başında da Veli Ağa olarak.Zaten bu malumatları da,Karavelioğullarından İbrahim’in Konağın da, Karaalioğullarından Abdullah TANUĞUR’dan alıyoruz. İşte bu Abdullah Efendi’nin söylediğine göre; köyün ilk kuruluşunda bu 12 hane arasındaki tesbit olunan “Su Nöbeti” bugün bile aynı düzen devam ediyormuş. Araziyi sulamak için Karapınar ve Tenakağur-Mark’tan olmak üzere iki ayrı yerden gelen su, çok kıymetliymiş ahali için. O nedenle, bugün dahi o düzeni değiştirsek kavga ederiz komşular arasında diyorlar.

Kemah’a 7 km olan köy, vadinin içindeki Tanasur yolundan çok daha kestirme. Köy Munzur Dağlarının haşmetli tepelerinin dibinde kurulduğundan, bir yönüyle de dağdan gelecek tehlikelere karşı bir ön karakol hükmünde ilçe için. Çağlar boyu haşmetinden birşey kaybetmeden zamana meydan okuyan Oskar Tepesi, uzaktan bakıldığında sanki bir buğday yığınını andıran Buğdayçeci (Mızılik) Tepesi ve zirvede kendine göre başı dumanlı haliyle Kezuk Sırtları. Tarih Defterlerindeki kayıtlara göre bu köy 1530 da 26, 1568 de 37 hane ve 1591 de 67 hane olup, mahsulleri buğday, arpa, darı, pamuk, bal, şıra ve bostan ürünlerinden ibaret olduğu ve bunların vergi hasılının da 1568 de 12.000 akça ve 1591 yılı için de 15.500 akça olduğu tesbit edilmiştir. Ayrıca o zaman köyde 6 kıta da bağ olduğu kayıtlarda yer almaktadır. Abdullah Efendi’nin anlattığına göre eskilerde köy 90 haneymiş. O zamanlar 3 000 davar, 200 sığır ve 150 civarında at ve katır varmış. Haziran’ın 5 i oldumu sırasıyla Kaban, Kezuk, Keşgölü ve Karagöl Yayla’larına çıkarlarmış. Kasım’ın 13 de “Koçkatımından” sonra da, Dındıra, Uru ve Vaslı’daki kışlaklarına giderlermiş. Bu gidiş-gelişlerde bütün yük ve eşya at-katır sırtında taşındığı için Kemah’tan Pörhenkbaşı’na doğru çıkarlarken, o vakitler taş döşeme olan yolda at ve katırların nal sesleri ve nal şakırtısı bizim İdare-i Mahsusa Müdürü İbarahim Efendinin (ÖNER)’nin kulağında hala çınlıyormuş. Eski günlerden eser kalmayan şimdilerde, bütün köyün 100 davarı ve 40 ineği kalmış.

Köyde gurbetçilik çok evvelden Padişahlık zamanlarından beri varmış. Eskiden gidenler, kazandıklarını memleketlerine gönderirlermiş daha iyi hayvanlar alınsın, daha iyi evler yapılsın diye. Mamafih evlerin hala mamur ve bakımlı halleri, döşemelerdeki ahşap zevki ve çamursuz sokaklar bunu doğrular mahiyette. Bu yönde fikrimi beyan edince Karavelioğullarının mümessillerinden İbrahim Bey: “Efendi bu gördüğün evler İstanbul’un görgüsüyle ve parasıyla inşa edildi. ”diyerek şerh düştü bu kanaate. İstanbul’da 500 haneleri olup, başkanlığını halen Remzi Özkara’nın yaptığı, 1964 yılında kurulan “Tan Köyü Yardımlaşma Derneği” ile, 1986 yılında kurulan ve başkanlığını Şükrü Alkan'ınyaptığı “Tan Köyü Vakfı” varmış.

Tan Köyü, sadece İstanbul’da değil, Kemah içinde de kendi tabirleriyle “şubeler” açarak da göç vermiş dışarıya. Alp, Koruyolu ve Akça hep Tan’dan gitmeymiş ve buraları satın alarak yerleşmişler. O vakitler kazandığımız paraları buralara değil de, İstanbul’a yatırsaydık “İstanbul’un adını Tan yapamasak bile, herhalde tamamı bizim olurdu şimdi.” diyerek derin bir iç geçirdi bir eski zaman adamı.

Köyün ilkokulu, 1927 de ayrı ve uzun bir hikâyesi olan Cevat Paşa’nın sayesinde temeli atılmış ve inşaat sürerken de başka bir yerde aynı yıl eğitime başlanmış. Maalesef 4 yıl önce öğrenci yetersizliğinden dolayı okul 1991 de kapanmış.

Köyün Sınırları: Doğusu; Kurtyolu, Aspirin Deresi, Sırtları takiben Hohobun Kerhanı, ve Kırniç mevkiine kadar, Batısı; Kumdiktaş, Kılıç Puru, Süpürmüş Taşlık, Sıtma Pınarı, Zorniğin Sırt, Pertoğun Taşı, Eğri Göller, Halıyurdu ve Geban, Kuzeyi; Sahak, Karagöl ve Danzigin Geban, Güneyi; Karakıra, Değirmen Harkını Takiben Konuşuk Deresi, Zileli Bağ, Kanlı Yatağın Pınar Mevkii, Postu Köyünün Batı sınırı her iki köyün anlaşmasıyla Hanaz Ağzı, Sadık Dur, Petektaşı,Kızıldereyi takiben Çakcak ve burayı takiben Postu Deresi.

Mehmet Özkara (S.M.Mali Müşavir ) Kaynak olarak alınmıştır. www.tankoyu.com

 

 

tan-koyu.jpg 

SOR BANA TAN’I

 

Uzaktır yaylası soğuktur suyu gelmeyen bilemez bu cennet köyü

Karagöl keşiş gölü kezuh urgut yaylası. inin boğazı vızzigin suyu

Guncikler egripınar nere çaşur mendek ne demek bilmezsin he mi

Yılancık bogazı neresi ibob u tobur u bostan kaşını sor bana Tan’ı

 

Köyümüz büyük oğul yok başka eşi ağarır tan yeri doğar güneşi

Işgakta tarlası yolu yokuşu gelmezse adamı ırgadı yamandır işi

Ekini kururdu düşerdi başak annem şaşırırdı bugün nereye koşak

Geceden düşerdi yollara anam biçare sallardı orağı sor bana Tan’ı

 

Karagölde yayla için şehit vermiş köylümüz hiçe saymış canını

Bebesini emzirirken şehit düşmüş toprak almış gençliğini kanı

Gelin bacım gitti amma cihan bilir bu köylünün şerefini şanını

Çıkamadın kezuga alamdın o yaylanın tadını oğul sor bana Tan’ı

 

Üç sürü olurdu köyün davarı döl ayında dolardı uru dırdıra vaslı 

Hafaya giderdi davarı olan koyunlar tavuklar yenirdi köyler arası

Hele kim bilir ne zordu  ne kadar yaman samanı harala   basması

Çift çorabını çarığı poturu papağı heybeyi gerbeyi sor bana Tan’ı

 

Kuzular geliyor davar kemahta Bekir dayı göründü çifte omzunda

Çarıklar yırtılmış keçe bohça sırtında nevrozlar sıralı eski şapkada

Acaba ne var heybesine baksana iki gıdik birisi alaca birisi beşik

Kuzuyu danayı mozigi dügeyi boğayı sekkülü beşigi sor bana Tan’ı

 

Davarı sürdümmü gidermiş tanlı nerde eylendiyse ora vatanı

Yola çıktımıydı görmezmiş köyü ondan sakınırmış agası beyi

Antutanda beklerdik çaşurcuları bazı ürkütürdük biz katırları

Çaşurcular gelyor yollara un eliyor gumlugu govegi sor bana Tan’ı

 

Babent başlarını siz bilemezsiniz şen şakalarını hiç duymadınız

Çogu rahmetlik siz görmediniz katıra desteyi saranı tanımadınız

Oskardan sarımsak çatlardan eşgın çevrükden mızılikden kırttan

Kengerden sakız hopeklerden annuk çekimi geveni sor bana Tan’ı

 

Urgut çukurudur bizim yaylanız hacı Bekir bu yıl yayla agamız

Bir merkebimiz öldü odur kaybımız fire yok geri hepimiz sagız

Böyle haber salmış köye bizim atamız biz o yigitleri unutamayız

Pesdüken yogurdunu kuru gaymagı dag gıligini sor bana Tan’ı

 

Kanlı yataklardan sıtma pınarında bir ucu TANIN kızılyataklardan

Saladıdan dogrul hunarda tanın çaduhturun yardan çalın dibinden

Kekligin salından kezuh yaylasından doguya dogru gel ibobun sırtı

Urgut çukurundan Munzur dagından bütün meraları sor bana Tan’ı

 

Teştekten geçiyor köyün  degirmen yolu çok şükür un ambarı lebalep dolu

Dingide baglamış çolagın oglu dügülcük gendüme yarmayı bilmesin hemi

Tanısor deresinin bag bahçesi sıralı sekülerin hepsi viran yıkık yürek yaralı

Sahipleri gurbet ele varalı bitmiş vişne kiraz kurumuş agaçlar sor bana Tan’ı

 

Sen bu köyü yazın gezmek ile bitiremezsin bir agaç diksende yetiremezsin

Sen bu su nöbetini bitiremezsın yukarı göle fıratı baglasan baş edemezsin

Allahtan korkarsın ses edemezsin ihtiyardır ya sabır dersin ya da küsersin

Kuruyan meyveleri yanan ekini çekilen çileyi bahçeyi bostanı sor bana Tan’ı

 

Köyümüzün yaylası merası sınırsız bilinmez bizim dındıra uru valsı tavginer

Alp köyü parçamız canımız bizim lakin şimdi sulu tarlamızda çöl olmuş bizim

Bahar bayram gibi yeşillikler fışkırır yaylalarda koyun kuzu keçi gıdık beslenir

Güz gelince çavuş emmi çöl gurbete seslenir o acıyı ve hasreti sor bana Tan’ı

 

 

Bilmek istiyorsan Tan sınırını hayalen çizeyim haritasını

Kulak ver Dinle bil  ogul anlatayım sana köyün dört tarafını

DOGUSU  kurt yolu,aspirin dere, ibobun kerhanı, kırniç mevkisi

Ögrenki bilesin ogul köy mezrasını ve yaylasını sor bana Tan’ı

 

BATISI gundik taş,kılıç kırası,süpürmüş,taşlık,sıtma pınarı

Zornegin sırt,pertosun  taşı, egri göller,halı yurdu, ve gaban

Buralarda çok zorluklar çekilmiş postu ile tartışmalar yapılmış

Bazen barış bazen kavga güdülmüş ogul sor bana Tan’ı

 

KUZEYİ şahah Karagöl ve danzigin gaban buraları hiç görmediki baban GÜNEYİ kara Kıra, degirmen hargıyla git. konuşugun dere ,Zileli bagı. üstü. kanlı yatagın pınar Şehir sınırı postu köyünün batısında hanaz bogazı çadukturun yarı, petek taşı, Kızıldere, çakçak, postu deresi dedenin babanın köyü işte burası

Ogul sorbana bana Tan’ı

 

Not –sınır bilgileri yasin sarı nın tan köyünü tanıtım sayfasından şiire sonradan eklendi

 

Mehmet Özkan

18 7 1998

 

 

Bu haber toplam 3203 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA