• İstanbul17 °C
  • Erzincan14 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
TANDIR İŞİ
08 Temmuz 2007 Pazar 00:00

TANDIR İŞİ

TANDIR İŞİ 60-70 cm. çapında, 100-120 cm. yüksekliğinde, ve 2-3 cm. kalınlığında topraktan bir silindir. Dikine yere gömülür, ayrıksız bütün evlerde bulunurdu. Yakılması ve kullanılması





TANDIR İŞİ

 

60-70 cm. çapında, 100-120 cm. yüksekliğinde, ve 2-3 cm. kalınlığında topraktan bir silindir. Dikine yere gömülür, ayrıksız bütün evlerde bulunurdu. Yakılması ve kullanılması güç ve korkuluydu. Ama tandırda pişen yiyecekler Erzincan deyimiyle, inadına güzel, tatlı olurdu.

Tandırda pişirilen yiyecekler ya, ekmek, kete ve peksimette olduğu gibi tandırın duvarına yapıştırılarak, (dikey) ya da, gömülerek (yatay) pişirilirdi. En üstte, yani ağzında da tandıra sığmayan, kazan, zavrak ... vb. kaplarda su mu kaynatılırdı. Tandırın dibinde daha çok paça, yaprak dolması, kuru fasulya gibi hafif ve uzun ateş isteyen yemekler pişirilirdi.

Ve yine büyük bir istek ve içtenlikle hem de yalanlanmasından hiç korkmayarak bir kez daha yineliyorum, tandırda pişen yemekler inadına güzel olurdu.

Tandır, genellikle teknedeki ekmek iyice suyunu çekince yakılır bir kez de yandımı, Allah ne verdiyse (Allah çok verirdi) bütün pişecek ya da ısınacak şeyler, akşama dek (fultaym) altına, üstüne ve duvarına sıralanırdı.

Tandırda her kadın ekmek ya da kete pişiremez, değme kadın tandıra güveç indiremezdi. Dedik ya, güç ve korkuluydu. Çünkü, tandırdaki bütün işler, ayrıksız, baş aşağı, yani ateşe doğru çalışmayı gerektirirdi. (Erzincan'da zaman zaman ekmekçi kadınlardan, başaşağı tandıra düşerek yananlar olmuştur. O günlerde emniyet kemeri daha icat edilmemişti.) Bu bakımdan hem ustalık, hem de sporcu deyişiyle Kondisyon isterdi. Bu yüzden her mahallede en çok bir, bilemedin iki ekmekçi kadın bulunurdu. Böylece, tandır yakacakların önceden sıraya girmeleri ekmekçi kadından gün almaları zorunluydu. Bu da randevunun o günlerde de geçerli olduğunu göstermektedir. Demek randevu yaşamın yapısında var,

Ekmekçi kadın işini sabahtan akşama kadar ateşe doğru balıklama yaptığından başının ağrısını duymaya vakit bulamaz, tansiyonum mansiyonum demezdi. Zaten o günlerde doktorlar bile tansiyondan söz etmezdi. Tansiyon belki de dahaca keşfedilmemişti. Kanser manser de bilinmiyordu. Ne hikmetse ölenler hep ecelden ölüyorlardı Ölenlere ya eceli gelmiş, ya da vakti saati ermiş deniyordu. Sonuna bir de ecel gelmiş cihana, baş ağrısı mahana (bahane) lo diye bir irikıyım atasözü eklenerek.

Tandır üretiminin nicelik ve nitelik bakımından çok verimli olmasına karşın, pişirme işindü kullanılan araç ve gereçler kaba ve ilkeldi. Sayılan da, aklımda kaldığına göre rapata, hatırcek ve eğiş olarak toputopu üç tane idi. Rapata, sepet çubuğundan örülmüş sapsız bir raketle bunun üstüne oturtulan aynı büyüklükte bir minderden oluşurdu. Ekmek tahtası üstünde açılan künt (hamur yumağı) bunun üzerine serilerek tandıra vurulurdu. Eğiş, tepesi aşağıda üçgen biçimindeki ucu tandırın duvarına yapışan ekmeği ayırmağa, şiş biçiminde sivriltilmiş öteki ucu da tandırın dibindeki ateşi karıştırmağa yarayan demirden bir araçtı.

Hatırcek de su yada çamaşır kaynatmak üzere kazan, teneke ... vb. kaplan tandırın ağzına dizmede kullanılan, yine demirden, kaba bir ızgara idi. İstenildiği kadar açılır kapanır, makas gibi çalışırdı.

Tandır günü, akşama kadar, her saati başka tür bir üretime elverişli olan tandırın bütün enerjisinden firesiz yararlanabilmek için olağanın üstünde, bir iş gücü oluşturulurdu. Bu günün ölçüleriyle lafı bile edilemeyecek ücretler karşılığında işe çağrılan bir iki usta kişi dışında, konu komşu, hısım akraba hopa kalkar yardıma koşardı. Ekmek pişirmek, hamur açmak gibi ustalık isteyen güç işleri dışardan gelen usta kadınlarla evin diri ve becerili tazeleri tutarlardı. Geri kalan işlere, armudun sapı, üzümün çöpü,. diye ayırım yapmadan, rastgele herkes yapışırdı. Yengeler, teyzeler, hatalar, hanım ablalar ... kızlar ... gelinler ... arada bir kaynanalar ... hep işe saldırırlardı. Ev içi işlere erkekler hiç karışmazlardı. Kadın ve erkek işleri birbirinden kesin çizgilerle ayrılmıştı. Erkekler mutfağa yada kilere yalnız, sırtda kadınların taşıyamayacağı kadar ağır Yükleri götürürken girerlerdi. Kadınlar ise, kırk yılda bir, o da babalarından ya da kocalarından gizli olarak çarşıya giderlerdi. Bunun için de, çok kez kılık değiştirir bir işçi kadının, yada yaşlı bir teyzenin ehramım giyerlerdi. Girdikleri dükkanda da, bakacakları mala sadece, yüzlerindeki örtünün bir kenarını kaldırarak tek gözle saatcı gibi bakarlardı.

Çok kez erkeklerinden daha çok korkan tutucu ailelerin kadın ve kızları ise, kı1ık değiştirerek de çarşıya gitmeye cesaret edemez, belli mağazalardan, evlerine düzinelerle terlik, pabuç ve mostra ya da toplarla kumaş getirterek isteklerini seçerlerdi.

Tandır gününün, kendine özgü, yorucu olduğu kadar da dinlendirici hatta eğlendirici bir havası vardı. Ara vermeden, yapısına göre oturarak, çöme1erek ve ayakta yürütülen çeşitli işler arasında, kimileyin acıklı, kimileyin güldürücü ... konuşmalar olur, kimileyin yanık kimileyin oynak türküler söylenir ... giderek, kısa bir iş aralığı ile oyuna bile kalkılırdı. Çoğunlukla, okul şöyle dursun, okuma yazma bilmeyen bu kadınlar arasında, güzel şarkı söyleyenler, fıkra anlatanlar, taklit yapanlar ... hatta taşlamalı koşuk dizenler bulunurdu. Çoğu ince ve takılgan olan bu kadınlar çok kez, belirli kişileri kızdırarak gülmece yaratırlardı. Ve tandır günü herkes yorulur ve herkes dinlenirdi

 

Kaynak:Erzincan’dan Kemah’dan Nizamettin Özbek

Bu haber toplam 1550 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA