• İstanbul24 °C
  • Erzincan23 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Tarihin Önemli Bir Stratejik Noktası: Kemah Kalesi
14 Aralık 2011 Çarşamba 00:00

Tarihin Önemli Bir Stratejik Noktası: Kemah Kalesi

 DOĞAL SÜREÇLERİN ORTAYA ÇIKARDIĞITARİHİN ÖNEMLİ BİR STRATEJİK NOKTASI:KEMAH KALESİ Yrd. Doç. Dr. Âdem BAŞIBÜYÜK Giriş Yeryüzünde fiziki coğrafya faktörlerinin

 

DOĞAL SÜREÇLERİN ORTAYA ÇIKARDIĞI

TARİHİN ÖNEMLİ BİR STRATEJİK NOKTASI:

KEMAH KALESİ

 

Yrd. Doç. Dr. Âdem BAŞIBÜYÜK

 


  1. Giriş

 

Yeryüzünde fiziki coğrafya faktörlerinin ortaya çıkarmış olduğu çok sayıda doğal yapıya rastlamak mümkündür.   Bunlar içerisinde belirli bölgelerde ve farklı yapıda olanlar daha fazla ilgi çekerler. Çoğunlukla doğa harikası olarak isimlendirilen bu yapılar,  aynı zamanda turistik açıdan da önemlidirler. Doğal süreçlerin ortaya çıkardığı bu yapılardan biri de kalelerdir. İnsan atalarının geçmişteki çeşitli davranış özelliklerini ve askeri yönlerini yansıtan kaleler,   aynı zamanda renkli,  göze hoş görünen ve romantik şekle sahip yapılardır.  Esasen kaleler çoğunlukla kültürel eser özelliğinde olup,   tarihin çeşitli devrelerinde savunma amacıyla inşa edilmişlerdir. Günümüzde savunma özelliği tamamen ortadan kalkmış olan kaleler,  daha çok birer kültür  mirası  veya turistik  kaynak olarak değer kazanırlar.

Kalenin  sözlük  anlamı  hemen bütün  dillerde  yüksekçe  bir tepe üzerine inşa edilmiş sağlam ve  korunaklı yapıdır. Bu bakımdan kalelerin inşa edilmesindeki     temel     amaç,    dışarıdan     gelebilecek     muhtemel tehlikelerden korunmak veya kalenin fiziki yapısından yararlanarak savunma amaçlı saldırı gerçekleştirmektir. Kalelere dayalı  bu askeri stratejiler, daha çok ilkel   savaş   aletlerinin   kullanıldığı   kara savaşları   dönemleri   için geçerlidir.   Bu  özellikleri   ile   kaleler,   havadan   gerçekleştirilen   saldırı tekniklerinin  kullanılmasından  sonra stratejik  önemini  kaybetmiştir.  Söz konusu devrelerde ova üzerinde kurulmuş şehirlerde dahi aynı amaçla surlar  üzerinde inşa edilen kaleler yardımıyla  savunma  stratejileri  geliştirilmiştir. Dolayısıyla kaleler doğal yapı olmaktan çok birer  insan  eseridirler.  Ancak doğal  süreçlere bağlı olarak ortaya  çıkan yüksekçe  tepeler  kale inşa etmek için daha fazla tercih edilmiştir. Bunun yanında çalışma sahamızda olduğu gibi   tamamen   doğal   süreçlerin   ortaya   çıkardığı   kalelere   de   rastlamak mümkündür.  Bu özellikteki  kalelerde  insan  emeğine  fazla  ihtiyaç  yoktur. Surlar olmasa dahi tek bir giriş dışında kale içerisine ulaşmak imkansızdır.                          Bu doğal kalelerden birisi de günümüzde  Erzincan  ili sınırları  içerisindeki Kemah kasabasında bulunan Kemah Kalesidir.

 

2. Lokasyon Özellikleri

 

Doğal faktörlerin oluşturmuş olduğu Kemah  Kalesi, Erzincan iline bağlı  Kemah  ilçesinin  yerleşim   merkezi  içerisindedir.  Doğu Anadolu Bölgesinin  Yukarı  Fırat  Bölümünde  yer  alan Kemah  kasabası,  Fırat’ın ana kolu olan Karasu ırmağının açmış olduğu  boğazın (Kemah boğazı) güney yamacında kurulmuştur . Erzincan il merkezine 51 km uzaklıkta bulunan kasabadan ülkenin doğu bölgesini batıya   bağlayan   demiryolu geçmektedir.  Asfalt  bir yol  ile  Erzincan  il merkezine  bağlı  olan  Kemah, batıya   doğru   düşük   standartlı   asfalt   kaplama   karayolu   ile   Kemaliye ilçesinden sonra Malatya ve Sivas illerine bağlanmaktadır .

 

3. Doğal Çevre Özellikleri

 

İnceleme  alanı  Alp-Himalaya  kıvrım  sisteminin  güney  kanadını oluşturan  Torid  Orojenik  kuşağının  kuzeyindeki  Munzur  dağlarının  kuzey eteklerinde  yer  almaktadır.  Munzur  Dağları  bölgenin  temel  formasyonu durumundaki  Mesozoyik  yaşlı  metamorfik  kireçtaşından  meydana  gelir. Tarih boyunca Kemah’a büyük önem kazandırmış olan kalenin oluşumunda da çevrenin jeolojik yapısını meydana getiren kireçtaşının rolü büyüktür.

 

Neojen öncesi aşınım yüzeylerinde kurulan akarsular, genç tektonik hareketlerin   de   etkisiyle    antesedant    yaparak    derine    aşındırmalarını güçlendirmişlerdir.  Günümüzdeki  kale  alanının  güney  ve  batısındaki  killi formasyonlar  subsekant  oluklar  tarafından  boşaltılırken,  doğu kesimdeki Tanasur   çayı  ise derine   aşındırmasını   hızlandırarak   yaklaşık   100   m derinliğinde   duvar   görünümlü derin bir vadi oluşturmuştur. Kuşkusuz kireçtaşının  erime  ve kilin  taşınma  kolaylığı,  çevredeki  sürekli  ve geçici akarsuların aşındırmasını hızlandırmıştır.

Bu doğal süreçler üçgen şeklinde metamorfik   kireçtaşlarından meydana gelen yüksek bir aşınım artığını ortaya çıkarmıştır. Kemah’ın deniz seviyesinden   ortalama   yüksekliği   1100  m   olup,   kale   yüzeyinin   nispi yüksekliği 50-100 m arasında değişir. Çevresine göre yüksekte kalmış olan kale (tepe) yüzeyinin alanı 21 ha kadardır.

Tamamen doğal olan ve sonradan yapılmış  bir  giriş  yolu  ile  ulaşılabilen  Kemah  Kalesi,  anlaşılacağı  üzere özellikle kara savaşlarının ön planda olduğu tarihi devrelerde mükemmel bir savunma ve sığınak alanıdır.

Bu giriş yolunun dışında kaleye yerden ulaşma imkanı  bulunmamaktadır.Nitekim ileride bahsedileceği  gibi tarihi devrelerde bir çok devlet ya da millet kaleyi elinde bulundurmak için büyük mücadeleler vermiştir.Karasal iklimin etkili olduğu Kemah’ta yıllık ortalama sıcaklık 10,8 oC,  yıllık  ortalama  yağış  ise   360  mm   civarındadır.   Kasabanın   hemen kenarından  batıya  doğru  devam  eden  Karasu  ırmağı,  yörenin  en  önemli  akarsuyudur. Ancak yüksek eğim değerleri  nedeniyle bu akarsudan hemen hiç  yararlanma  imkânı  bulunmamaktadır. Çevredeki karstik kaynakların yanında, güneydeki Munzur dağlarından kaynağını alan irili ufaklı akarsular, ilçenin  su potansiyelini  oluşturur.  Dolayısıyla  kaleye  bağlı  ortaya  çıkmış olan yerleşmenin kurulup gelişmesinde temiz su  kaynaklarının  da önemli olduğu anlaşılır.

 

4. Tarihi Coğrafya Özellikleri

 

Kemah’ta yerleşme tarihinin başlangıcını kesin  olarak  belirleyen herhangi bir kaynak bulunmamaktadır. Ancak yapılan tarihi araştırmalarda,

 

Kemah’ın da üzerinde yer aldığı bölge tarihinin Paleolitik Çağ’a (yontma taş devri)   gidebileceği   vurgulanmıĢtır3.   Bunun yanında,   doğudaki   Erzincan ovası ile Erzurum’da yapılan kazılardaki arkeolojik bulgular, bölge tarihinin M.Ö. 4000-3000 yıllarına kadar dayandığını gösterir.

Asur  ve Hititler’e ait  çivi yazılı  kaynaklarda Kemah, M.Ö.  2000’li yıllarda   Doğu   Anadolu’da   kurulmakta   olan küçük  feodal   beyliklerden biridir. M.Ö.  15. yüzyılda Hitit kökenli  kaynaklarda Kemah’tan Kumaha olarak bahsedilmekte,  ve Hititler’in  Hayaşalar  üzerine  Kemah  kalesi  için seferler   yaptığını   belirtmektedir.   Bu bilgilerden   Kemah’ta   yerleşme tarihinin günümüzden  en az 4000 yıl önce başlamış olabileceği sonucunu çıkarmamız mümkündür.

Hayaşalar’dan    sonra,    Bizanslılar    dönemine    kadar  Kemah’ta Urartular  ve Kimmerler,   Medler,   Persler,   Partlar   (iranlılar),   ve Romalıların yaşadığı kaynaklardan anlaşılmaktadır. Roma İmparatorluğunun parçalanmasından sonra Kemah,  M.S.  10. yüzyıla  kadar  Arsak  Devletinin önemli Şehirlerinden biridir. Ani ismiyle anılan Kemah, aynı zamanda kutsal  şehir özelliğindedir. Zamanla Ģehir Camacha (Kamaçha-Ani) adını almıştır. Kemah, 379-678 arasında kalan devrede Bizanslıların egemenliğinde kalmıştır.  Bu dönemde  Kemah’tan  yazılı  kaynaklar  Theodosiopolis olarak bahseder. İslâmiyet’in  ortaya  çıkışından  bir  müddet  sonra bölge  Arapların akınlarına maruz kalmıştır. Kemah Türklerin egemenliğine girinceye kadar, Araplar ve Bizanslılar arasında birkaç defa el değiştirmiştir. Bu tarihlerdeki Kemah, Arap kaynaklarında Kamah, Kemh ve Kamh şeklinde geçmektedir.

Anadolu’ya ilk Türk akınları, Hun Türklerinin 4. yüzyılın başlarında Derbent    ve  Daryol    geçitlerinden Doğu Anadolu’ya girmeleri ile başlamıştır.  Malazgirt Zaferinden (1071) kısa  bir  süre  sonra  ise Kemah Türklerin  eline  geçmiştir. 

Alparslan, Malazgirt Zaferinin ardından Orta ve Doğu  Anadolu’nun çeşitli kesimlerine komutanlar  gönderirken, Erzincan- Kemah-ġarkîkarahisar  (şebinkarahisar)  çevresini  Emir  Mengücek  Gâzi’ye iktâ    ederek  bu  bölgelerin  fethedilmesini   emretmiştir.  Bunun  üzerine Kemah-Erzincan bölgesini fetheden Emir Ahmet Mengücek Gâzi Mengücek Beyliğini kurarak (1072-1114) korunaklı ve sağlam bir kaleye sahip olması dolayısıyla Kemah’ı merkez yapmıştır11. Dolayısıyla doğal süreçlerin ortaya çıkardığı Kemah  Kalesi,  Türk  hakimiyetinden  önce olduğu gibi  Türklerin Anadolu’ya  gelmeleri  ile  birlikte  yine  çok tercih edilen stratejik askeri bir  mevki özelliğindedir.

Mengücek Beyliği sınırları içerisinde 1228 yılına kadar kalmış olan Kemah,   bu  tarihten   sonra   Anadolu   Selçuklu   Devleti’nin   himayesine girmiştir. Kösedağ Savaşı (1243) ile birlikte Moğol istilâsına  uğramış  olan bölge,  1335 yılına  kadar  Selçuklu  himayesindedir.  Bu tarihten sonra 16. yüzyıl    başlarına    kadar    Kemah    Eretna    Beyliği,    Karakoyunlular   ve Akkoyunlular gibi Türkmen  topluluklar  arasında  sık  sık el değiştirmiştir. Son  olarak 1503  yılından  itibaren  Kemah  ve çevresi  Safevilerin  eline geçmiştir.  Anlaşılacağı  gibi,  Kemah  savunma  ve aynı zamanda  kontrol özelliği yüksek olan kale dolayısıyla çeşitli devletler, milletler ve hatta etnik gruplar arasında sık sık el değştiren bir yerleşme durumundadır.

Osmanlıların  yükselme  dönemlerinde  Yavuz  Sultan  Selim  1514 yılında   Çaldıran   Muharebesini   kazanmış   ve  Doğu  Anadolu   Osmanlı hakimiyetine girmiştir. Aynı yıllarda Kemah Kalesini ele geçiren isyancı bir grup   çevreyi   tehdit   etmektedir.   Bunun   üzerine   Yavuz   Sultan   Selim kuşatmaya  bizzat  katılarak  15  Mayıs  1515  tarihinde  kaleyi  dolayısıyla Kemah’ı Osmanlı topraklarına katmıştır. Osmanlı  himayesine  girdikten sonra  Kemah   idarî  olarak    sancak statüsüne    getirilmiştir.   

Osmanlı egemenliğine  girinceye  kadar  bölgede  bir  takım  millet  veya devletlerin mücadelesi   sonucu   Kemah’taki   yerleşmelerin   ve kale   surlarının  aşırı derecede tahrip olduğuna çeşitli kaynaklarda işaret edilmektedir.

Korunaklı ve sağlam bir yapıya sahip olan Kemah Kalesi hakkında Osmanlı  devri  için  en gerçekçi  bilgileri Evliya Çelebi Seyahatnamesinde bulabilmekteyiz.  Söz  konusu eserde  kalenin  Erzurum  civarında  benzeri  olmadığı   ve  üç   sağlam   kapısı ile üzerinde ağır topların bulunduğu belirtilmektedir. Ayrıca kale üzerinde 600 kadar toprak damlı ev, üç cami, sekiz mescit ile beş buğday  ambarının  bulunduğuna işaret  edilmektedir.

1520 ve 1530 tarihli tahrir defterlerinde, kalenin dışında  dört  mahallenin bulunduğu ve bu mahallelerin 239 haneden meydana geldiği kaydedilmiştir. Bu mahalleler, Cami mahallesi, Ahi Ferec mahallesi, Rumbacı mahallesi ve Orta mahalle olup15, konumları  ile  ilgili  bir  kayda rastlanmamıştır.  Yine 1516’da Şehirde Müslüman ve Hıristiyan toplam 2591 kişi yaşamakta olup, nüfus   1530’da   3697’ye   yükselmiş,    ancak  1591’de    2556’ya    kadar gerilemiştir. 1520 yılında Kemah kaza merkezinde bulunan 1146 kadar asker nüfus17  yerleşmenin gelişmesinde askeri önemini göstermektedir.

1591 yılında  beş mahallesi  olan Kemah’a  297 köy  ve 126 mezraa bağlıdır.18.   Genişçe   bir alanın   yönetim   merkezi   olan  Kemah’ın   bu devrelerden sonra idari fonksiyon alanı giderek daralmıştır. 16. yüzyıla  kadar  geçen  devrede  Kemah  kalesi,  Doğu Anadolu ve çevresinde hakimiyet kurmuş olan  devlet  ya  da milletlerin  adeta  kavuşum noktasındadır.  Bir  başka  ifade  ile  bölgede  uzun  veya  kısa  süreli  kurulup yıkılan  devlet  veya  beylikler, geniş alanlara yayılım gösteremediklerinden daha dar  sınırlar  içerisinde  birbirleri  ile  mücadeleye dayalı bir hakimiyet  anlayışını  benimsemişlerdir. Bu bakımdan kaleler söz konusu  devletçikler için vazgeçilmez savunma alanlarını   oluşturmaktadır.   Bu  kalelerin   en önemlilerinden   biri   ise doğal   süreçlerin   ortaya   çıkarmış   olduğu   ve savunmanın   çok kolay  sağlandığı   Kemah    Kalesidir.    Ancak    ileride bahsedileceği üzere 16. yüzyıldan sonra Osmanlı    İmparatorluğunun sınırlarının genişlemesi, ülke sınırlarının ortasında  kalan Kemah Kalesinin öneminin  azalmasına  neden  olmuştur.  Bu durum  her  şeyden  önce  asker nüfusun  ve devlet yatırımlarının azalmasını, şehrin ise  fonksiyonlarının zayıflamasını hızlandırmıştır.

Kemah  kalesinin  askeri  anlamda  savunma   özelliğinin   yanında, içerisinde yer aldığı vadiyi doğu-batı yönünde kateden ticaret yolunu kontrol etme özelliği de bulunmaktaydı. Çünkü günümüzde Anadolu’nun doğusunu batısına bağlayan demiryolunun geçtiği Kemah boğazı,  fiziki anlamda  bu doğrultuda   alternatifsiz   doğal   geçit   özelliğindedir. Çeşitli kaynaklarda Erzincan-Sivas arasındaki Kemah  boğazının hem   ticaret,  hem   de askeri  bakımdan   Anadolu’daki   önemli   yol   güzergâhlarından   birini   meydana getirdiği belirtilmektedir.

Siyasi  coğrafyada  statik  olarak kabul  edilen  coğrafi  mevki,  yer şekilleri, iklim ve akarsular gibi doğal etkenlerin  önemi, teknolojik gelişim sonucu jeopolitik ve jeostratejik anlamda büyük ölçüde azalmıştır. Kemah kalesinin 16. yüzyıldan sonra öneminin azalması, Kemah’ı gerileme sürecine iten  en önemli  etkenlerden  biridir.  Osmanlı  İmparatorluğu  egemenliğine girdikten sonra idarî olarak bir sancak merkezi olan Kemah, aynı zamanda serhat Şehri (sınır Şehri) özelliğindedir. Sınır bölgesi olmanın yanında kaleye bağlı    olarak    bilhassa    doğuya    yapılacak    seferlerde    askerî    bir    üs durumundadır. İmparatorluğun sınırlarının  genişlemesi ve kalenin stratejik öneminin  azalmasının  bir   sonucu  olarak,   1566  yılından   sonra   sancak statüsünden çıkarılarak Erzincan’a bağlı bir kaza durumuna getirilmiştir. 16. yüzyıldan  sonra idarî   yapısındaki   değişikliğin   sonucu  Kemah’a   bağlı

yerleşmelerin  sayısında   önemli   ölçüde azalma   olmuştur.   Nitekim  1892 yılında kazaya bağlı 4 nahiye ve 86 köy bulunmaktadır.

Kalenin   dolayısıyla   yerleşmenin   öneminin   azalmasında   önemli etkenlerden biri de Anadolu’nun doğusunu batısına bağlayan yol hatlarının kuzeye kaymış olmasıdır. Askeri ve ticaret yollarının önemi kaybetmesi ve kara yolu  ulaşım  hattının  Kemah’ın  kuzeyinden  geçmesi,  ilçenin  birkaç yüzyıldan beri sapa bir konumda kalmasına neden  olmuştur.  Cumhuriyet döneminin hemen sonrasında (1939) ilçeden geçen demiryolu ise beklenen kalkınmayı gerçekleştirmenin aksine göçleri hızlandırmıştır.

20. yüzyılın başında 3250 kişinin yaşadığı Kemah ilçe  merkezinin Cumhuriyet   döneminin   ilk   nüfus   sayımındaki   nüfusu   1590’a   kadar  gerilemiştir.  Cumhuriyet  döneminden  başlayarak  günümüze  kadar  geçen dönemde  ilçe  merkezi  ve köylerinden  dışarıya  yoğun  bir göç  hareketi yaşanmaktadır.   Belirgin   olmasa   da  sayım   dönemlerinde   inişli   çıkışlı rakamlara ulaşan kasaba nüfusu 2000 yılı nüfus sayımında 2862’dir.

 

5. Sonuç  ve Öneriler

 

Bütünüyle coğrafi faktörlerin ortaya çıkardığı aşınım artığı, doğal bir kale olarak yüzyıllar boyunca önemli bir stratejik unsur olmuştur. Bu coğrafi yapıya bağlı ekonomik, sosyal, kültürel ve idari  değişiklikler yaşanmıştır. Ancak stratejik anlamda  kalenin öneminin azalması, çevre yerleşmeleri de belirgin şekilde etkilemiştir.

Günümüz dünya şartlarında kuşkusuz Kemah Kalesinin askeri veya stratejik  öneminden  bahsetmek mümkün değildir. Zaten bu durum kalenin hemen  yanında  muhtemelen  kaleye  bağlı  olarak   kurulmuş  kasabasının giderek küçülmesinden de  anlaşılabilir.  Tarihi  süreç  içerisinde  büyük yer tutan  ve tarih  kitaplarında  da sıkça adına  rastlanan  Kemah’ı  günümüzde ülkede yaşayan insanların çoğunluğunun adını bile hiç duymadıkları tahmin edilebilir. Ancak yeterince değerlendirilememiş olmakla birlikte, potansiyel  olarak Kemah’ın  bir  özelliğini  ön  plana çıkarmak  mümkündür.  Bu  da coğrafya   ve  tarihin   birlikte   ilçeye   sunmuş    olduğu   kültürel   turistik değerlerdir.

Yerleşme tarihi yaklaşık M.Ö. 2000’li yıllara kadar dayanan Kemah kasabasında çok sayıda tarihi kültür eseri bulunmaktadır. Çalışmamızın esas konusunu oluşturan Kemah Kalesi, ortalama 100 m yüksekliği ve 23 ha alanı ile  hem doğal  ve hem de  kültürel  bir yapıdır.  Hiç  sur yapılmasa  dahi eski çağlarda  insanları  dış  tehlikelerden  koruyabilecek özellikteki kale üzerinde tahrip olmuş olmakla birlikte hamam ve gözetleme kulesi gibi çeşitli yapılar bulunmaktadır.  Kale  içerisindeki  çok sayıda  gizli  yol  ve gizli  bölmeler günümüzde   de varlığını   korumaktadır.   Bu  gizli   yollardan   biri kaleden başlayarak   vadi tabanına   kadar   devam   eder.  Kalenin   uç kısımlarındaki  surlar  yer  yer  yıkıntı  haline  dönüşmüş  olmakla  birlikte, belirgin bir şekilde gözlenebilmektedir. Surlardan bir  kısmı 2001 yılında Kültür  Bakanlığının  katkıları  ile  onarılmış  ancak itinasız  inşa  tarzı  ile surların orijinalliği büyük ölçüde bozulmuştur.

 

Kale dışında ilçe merkezi ve köylerde de yine bir kısmı yıkıntı halini almış    çok  sayıda    kültürel    yapı    bulunmaktadır.   Kasabanın   doğudan girişindeki  Sultan Melik Türbesi, Selçuklu mimari tarzında inşa  edilmiştir. Bundan başka Sultan Melik türbesinin yakınındaki gözetleme kulesi, kasaba yerleşim  alanı   içerisindeki   Gülabibey   cami,  kilise,   hamam,   kümbetler, Hakbilir,  Gökkaya  ve Doğan  köyleri  ile   Karadağ’daki   harabe  olarak günümüze ulaşan kiliseler, ilçenin kültürel turistik değerlerindendir.

Tarihin çeşitli devrelerinde inşa edilmiş ve günümüze kadar varlığını korumuş bu kültürel turistik değerlere doğal turistik çekicilikleri de eklemek mümkündür.   Soğuksular   rekreaktif   alanı,   Munzur   dağlarındaki   glasyal göller, dağcılık ve avlanma alanları, Kemah boğazı içerisinde yer alan yarma vadiler, farklı alanlardaki  mağaralar  ile  Karasu  ırmağındaki  kano turizmi potansiyeli, ilçenin değerlendirilebilir turizm olanaklarıdır. Ancak yeterince tanıtımın  yapılamamış  olması,  ilçenin  ana karayolu  ulaşım  akslarına  göre sapa bir konumda yer alması ve turizm bölgelerine  uzakta  bulunması,  bu turizm  değerlerinin  atıl  halde kalmasına neden olmuştur. Kale üzerindeki meskenlerin uzun yıllar hayvan barınağı olarak kullanılması bu anlamda son derece  düşündürücüdür.  Oysa  ki  insanlık,  önceki  nesillerden  devraldığı doğal   ve kültürel   kaynakların,   sonraki   nesillere   kalmasının   sağlanması konusunda gittikçe yaygınlaşan bir bilinçlenme içindedir. Kemah’taki  kültürel  turistik  değerlerin  gerektiği  önemi  görmüyor oluşu, öncelikle yerel nedenlerden kaynaklanır.  günümüze kadar  hizmet vermiş  olan yerel  yönetimlerin  konu hakkında  kayda  değer bir faaliyet gösterdiğini söylemek mümkün değildir. Literatürde özellikle tarihi turistik yerlerdeki yönetimin ve yönetim kalitesinin ziyaretçi memnuniyeti üzerinde çok daha etkili  olduğu  vurgulanmaktadır. Kültür ve Turizm Bakanlıkları faaliyetlerini daha çok kıyılarda yoğunlaştırmış olup, iç bölgelerdeki turistik değerlere yeteri kadar önem verilmemektedir.

Türkiye’nin  belki  de dünyanın tamamı  ile  doğal  olan  tek  kalesine sahip Kemah’ın, merkezi ve yerel yönetimler tarafından gerekli tanıtımının yapılması,  ilçenin   ve dış  turizme  açılmasını  kolaylaştıracaktır.  Bunun yanında,  tahrip  olan  kültürel  yapıların  restorasyonunun  Kültür  Bakanlığı tarafından ilgili mimari tarzda ve özende  gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bütün bunlara ilaveten ilçede turizme hizmet edebilecek günümüz itibariyle yeterli olmayan sosyal tesislerin oluşturulması, amaca ulaşmada son derece önemlidir.

 

Yrd. Doç. Dr. Âdem BAŞIBÜYÜK

 


 

Bu haber toplam 4000 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA