• İstanbul22 °C
  • Erzincan20 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
TOPHANELİ ERZİNCANLILAR
13 Ocak 2008 Pazar 00:00

TOPHANELİ ERZİNCANLILAR

TOPHANELİ ERZİNCANLILAR Doğunun makus tarihi içinde zor ve çetin şartlar geçiren tüm bölge halkı gibi Erzincanlılar da göç dalgasından etkilenmişlerdir. 1940’lı 50 li yıllarda büyük

TOPHANELİ ERZİNCANLILAR

 

Doğunun makus tarihi içinde zor ve çetin şartlar geçiren tüm bölge halkı gibi Erzincanlılar da göç dalgasından etkilenmişlerdir. 1940’lı 50 li yıllarda büyük şehirlere, özellikle İstanbul’a göç eden Erzincanlılar için gidilen yerlerde dost, akraba ve hemşeri önemli bir etkendi. Neresi olmasından ziyade orada bir hemşeri olması önemli ve gerekli idi. Tophane’ye gelen Erzincanlılar içinde özellikle Kemahlı ve Refahiyeliler ağırlıklı göze çarpmakta. Erzincan’dan gelen bir hemşeri muhtemelen ilk olarak Tophaneye gelir. Bu şekilde bölge insanının yoğunlaşması sürer gider.

 

Zor şartlar ve doğal sıkıntılarla yoğrulmuş bölge halkının kazanımı hasletler vardır. Bir arada yaşamak, imece (ortak çalışmalar), geniş aileler, akraba ilişkileri ile sülaleler oluşturma vs. Doğal yaşamın etkisi ile çalışkan, mücadeleci, sabırlı ve vefakar, dost canlısı bölge halkı; İstanbul’da da ilk anda özelliklerinden bir şey kaybetmemiş. Büyükşehir hayatının karmaşası ve zorlukları ile buna benzer gelenek ve alışkanlıkları mücadele ederek var olma sürecini sürdürmüştür.

 

Tophane evveliyatından beri dost yuvası, dürüst ve mert insanı bünyesinde barındıran, zor ve mücadeleci karakter besleyen bir mekan olmuştur. Erzincanlılar; bu mekanın özelliklerine uyum sağlamada ve mekanın ortaklarından olmakta zorluk çekmemiştir.

 

Kendi ile barışık, etrafı ile uyumlu Erzincanlılar için ilk anda çekirdek aile sonra da konu komşu dediği farklı kültürle homojene olması aynı anda ufkunun da gelişmesine sebep olmuş. Çeşitli arkadaşlıklar, dostluklar, ortak işlerle; Tophane’de “Tophaneli Erzincanlılar” olmuşlardır.

 

Kültür ve geleneklerini tarihsel süreç içinde belki de semtin kazandırdığı harbilik ve vefakarlık alışkanlığı desteği ile devam ettirmişlerdir. Cenaze ve taziyelerde, düğün, nişan ve sünnetlerde, ev iş sahibi olmada gerçekten inceleme konusu olabilecek özveri ve yardımlaşma gayretleri göstermişler. Semtteki komşulardan aldıkları örnekler yanı sıra onlara da örnek olmuşlardır.

 

Günümüz gelişen ve geliştikçe de keşmekeşleşen şehir hayatının hastalıkları maalesef bugün Tophaneyi de Tophaneli Erzincanlıları da etkilemiştir. Önce semt yaşamı monotonlaşmış, eş dost akraba ilişkileri zayıflamış, konu komşu ilişkileri azalmış, genişleyen iş ve mekan mesafeleri nedeni ile semtten uzaklaşılmış.

İlk göz ağrı denilen şeyin mekansal uzantısı var mıdır diyen Tophane’den göçen Erzincanlıya sorsun. İlkler adına ne anarsak; Erzincanlılar, özellikle Kemah ve Refahiyeliler için Tophaneden bir parça vardır. Bir semt bir toplumla, bir toplum bir semtle dost olur mu derseniz ;

Tophaneli Erzincanlılara bakın deriz.

 

ERCAN BABACAN

Erzincan, Kemahlı

  

 

   İsmail SEVİNÇ / Kemah 

1935 Erzincan/Kemah Bozoğlak doğumludur. 1947’de Tophane’ye gelir. Ekonomik sıkıntıların özellikle Anadolu topraklarını sarıp sarmaladığı o yıllarda bir parça para kazanıp memleketindeki ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak için köyünden çıkar ve İstanbul/Tophane’ye gelir. Saka’lık yapmaya başlar. Su satıcılığı olan saka’lık o dönemlerde yaygın bir meslekti. Geldiğinde henüz çocuk yaştadır. Askerliğe kadar burada kalır. Askerliğini yaptıktan sonra 3 ay memleketinde kalır ve tekrar Tophane’ye gelir. Memleketini, hemşehrilerini ve Tophane’yi İsmail amcanın ağzından dinleyelim.

 

 

“Geldiğimiz yıllarda para sıkıntısı vardı. Para nerdeydi o zaman. Yarım silüsle trene binip geldim. Yarım silüs öğrenci pasosudur. Geldiğimde Saka’lık yapmaya başladım. Sakalık yaparken Kuledibi’nden iyi su alırdık. Oranın suyu iyiydi. Bankalara verirdik suyu. Demirbank’a, Sümerbank’a, Ziraat bankasına… 1961 yılında Boğazkesen’de kahve açtım. Kahveme kendi köylülerimiz takılırdı. Kemahlılar çoktu o zaman. Çalışıyor kazandığımız paraların bir kısmını memlekete gönderirdik bir kısmını da biriktirirdik. Evlerimizi de o zamanlar aldık. Evler ucuzdu. Hep Rumlarındı. Mal sahibimiz vardı Yeni Hayat apartmanının sahibi. 7 sene orda kaldım. Rumlarla birlikte yaşıyorduk. En ufak bir problem olmazdı.

 

Kahvemin altında bodrum vardı. Bekar odası olarak kullanılırdı. Cihangir’den ranza alıp koymuştum. Ranzalarda memleketten ilk gelenler bir süre burada kalırdı. Ranzalar yetmediğinde yerlerde yatarlardı. Yemeğini verirdik, kiminin de giysilerini. Erzincan’dan gelenler kalırdı burada. Memleketten ilk geldiğinde kalacak, yatacak yeri olmayanlar burada kalırdı. 15-20 kişiyi bulurdu. O dönemde bodrumda yatanlar arasında şu an ciddi iş sahibi olan iş adamları var. İsimlerini vermeye gerek yok. Ama şu an hali vakti çok çok yerinde zengin insanlar var. Kahvem açıkken İtalyan lisesine çay kahve verirdik. O zamanlar şimdiki gibi değildi okul. Giriş çıkış serbestti. Kahveye sanatçı Nilüfer gelip kağıt oynardı kendi ekibiyle.

 

Kabadayılar vardı. Bitlis’ten, Siirt’ten. Bizim hemşehrilerden de Zühtü vardı. Hacı Gündüz’ün amcasıdır. Kabadayıydı. Bir de Sakallı Topuz vardı. Boyacılık yapardı. Kalbinin üstünde delik vardı. Kendini bıçakla yaraladığındandır o delik. Zühtü’nün eniştesidir. “

 

16 yıldır memlekete gitmeyen İsmail amca gidememenin sıkıntısını da yaşar. 73 yaşında olmasına rağmen gidemediği için yüreğinin bir köşesinde memleket sevdası hala saklıdır. Memleket sevgisini, yöresel adetlerini şu satırlarla özetler:

 

“Cenazelerde bir takım masraflar olur. Bizde adettir bu masraflar cenaze sahibine bırakılmaz. Kendi aramızda bölüşerek masrafları karşılarız. Düğünlerimizde de düğün sahibinin eksiklerini düşünüp liste haline getirirdik. Bu liste durumu uygun olanlara dağıtılarak hep birlikte düğün sahibinin ihtiyaçlarını giderirdik. Buzdolabından halısına, battaniyesine kadar birçok şey alınırdı. Tezkire diyoruz buna. Köylerimizde koyun kuzu alınırdı. Şehirde ise altın veya eşya alınırdı. “

 

 

 

İRFAN ÇAKMAKTAŞ    


 

İlk gelen aileler Osman Payalan ailesi ve Mevlüt Telli ailesi gelmiştir. İlk göçler 1950’li yıllardan sonra başlıyor. Göçler İstanbul’un muhtelif yerlerine dağılmıştır. Bunlardan bir tanesi de Tophane’dir. Ağırlıklı olarak Kemah/Bozoğlak köyü Tophane’de toparlanmıştır. Göçlerin sebebi genelde ekonomiktir. İnsanlar köyde tatmin edici bir şeyler kazanamayınca gurbete göç etmek zorunda kalıyorlar.

 

Tophane’den başka semtlere taşınmalar

 

Beyoğlunun göç almasından kaynaklanmakta. Birkaç yıldır eğlence merkezlerinin artması. İnsanlarımız da mütedeyyin insanlar oldukları için bu gelişmelerden rahatsız oldular ve çeşitli semtlere taşınmaya başladılar.

 

Tophane

 

1980’den bu yana tophanedeyim. Beyoğlunuda çok iyi bilenlerden biriyim. Çeşitli siyasi partilerde de görev yaptığım için bu bilgim fazladır. Herkes birbirini tanıyan, birbiriyle kaynaşan. Siirtlisi, Bitlislisi, Erzincanlısı hep aynı. Akrabalıklar kurulmuş. Tophane insanı birbirine bağlı, saygıda kusur etmeyen birbiriyle kaynaşan bir halktır. Bir köyün insanı gibiyiz. Tophaneyi hiçbir semte değişmem.

 

Siirtli ve Bitlisli damadım var. Hiçbir problemimiz yok gayet mutluyuz. Birbirimizi tabiki önceden araştırmasını yaptık. Kız alıp verirken bunlar doğal olarak yapılıyor. Hiçbir sıkıntı yaşamadık.

 

Siirt’e gittiniz mi hiç:

Gitmedim hiç. Ama gitmeyi istiyorum. Siirt, Bitlis van buraları görmek isterim.

 

Yaprak dönerimiz meşhur, kuru fasulyemiz, bulgur pilavımız meşhur. Mutfak çeşidimiz çok zengin değil. Güneydoğuya benzemez.

 

Erzincan’a gidip gelir misiniz ?

Erzincan’a en son 1997’de gittim. İşler güçler biraz da ihmalkarlıktan dolayı kopuk kaldık.

 

Murat ÇAKMAKTAŞ

 

1947 Erzincan Kemah ilçesi Bozoğlak aşağı köyünde doğdum. Liseye kadar Kemah ta okudum. Yüksek tahsilimi ist. Üni. Mimarlıkta bitirdim. 1980 senesine kadar Kemah’ta ticari faaliyetlerde bulundum. 1980’den sonra İstanbul’a geldiğimde iki sene işçilikten sonra kendi şirketimiz olan Semah Ruloyu kurdum. Halen tophane kumbaracı yokuşumda şirketimiz faaliyetlerine devam etmektedir.

 

Yaklaşık 1 asırlık süredir Tophane ve çevresinde hemşehrilerimiz ikamet etmişler. Hemşehrilerimizin burada olması sebebiyle biz de buraya yerleşmeyi tercih ettik. Tophane İstanbul’un tarihi ve merkezi bir semtiydi. İnsanları tamamen Anadolu kültürüyle yoğrulmuş. Doğu mozaiğin bulunması da tercihimi buradan yana kullanmama sebep oldu. Beşiktaş Fulya’da evim olduğu halde burayı tercih ettim. Daha imkanı bol yerleri vardı İstanbul’un ama ben burayı tercih ettim. Arabı var, Kürdü var, Lazı var, Musevisi var. Ama hep birlikte kaynaşabilmiş bir yer. Tophaneli olmaktan haz alıyorum. Ömrümüz olduğu müddetçede burada ikamet etmeye devam edeceğiz.

 

Tophane her taraftan kolları olan bir semttir. Birçok yerin kesiştiği bir mevkidedir. Kahvesi bol olan bir semt. Mütevazi insanların ikamet ettiği bir yerdir.

 

Erzincan’lı hemşehrilerimiz aşağı yukarı 100-110 haneden oluşuyordu semtimizde. Şimdi bu haneler azaldı. Çengelköy, Bakırköy, Fatih gibi semtlere taşındılar hemşehrilerimiz.

 

Gazetenizi alıp inceledim. Yöre, semt sakini olarak çok hoşuma gitti. Takdirle karşılıyorum. Gazetenin daha genişlemesinde bizlerin de buranın esnafı olarak ne gibi katkımız olması gerekiyorsa buna hazırız. Bunun devamı için sizlere başarılar diliyorum.

 

 

 

Gündüz ÖZBERK      


 

1945 Erzincan Kemah ilçesi Seringöze köyünde doğdum. 1957’de Tophane’ye geldim. Hem çalışmak hem de ortaokulumu İstanbul’da okumak için gelmiştim. Ailem köydeydi. Babam da İstanbul’a gelip giderdi. Senenin altı ayı İstanbul’da çalışır ve kazandığı parayla köyüne geri dönerdi. İstanbul garajının altında kahvecilik yapardı babam. Ben 5 yaşındayken annemi kaybettim.

 

1960 yılında çırak olarak sıhhi tesisatçılık yapmaya başladım. O yıllarda dedemin babasının Boğazkesen’de çay ocağı varmış. Erzincan’dan Tophane’ye göçler 10’larca yıl önce başlamıştı zaten. Tophane gümrüğünde çalışırdı hemşehrilerimizin büyük kısmı. Osmanlı zamanında buralara göç  etmeye başlayan hemşehrilerimizden kimileri Osmanlı saraylarında kapıcılık yaparlarmış.

 

Benim Tophane’ye yerleştiğim dönemlerde bekar odaları bulunurdu. Ev tutan yoktu. 57-71 arasında bekar odalarında yaşadım. Tabi bu seneler arasında amcamların evinde de epey kaldığım oldu. Yemek yapmazdık. Dışarıda yerdik hep. Bir odada 10-15 kişi kalırdık. Gülbaba sokağındaki bekar odasını hala çok net hatırlıyorum.

 

Köyden gelenler oluyordu. Alırdık onu hamama götürürdük. Zaten zor bela gelmişti buraya. Üstüne giyecek bir şeyler alırdık. Çamaşırları hamamda yıkardık. Kahveye gelirdi onu görürdük. Adam trende 3-4 gün haşat oluyordu. Daha önceleri Giresun’a gidip Giresun’dan gemiyle gelirlermiş. Cebine harçlık koyuyorsun. Senle birlikte yiyip içiyordu iş bulana kadar. Zaten gelenler genelde tanıdığının yanına gelirdi. Tanıdığı da onunla ilgilenirdi. Bir yatak ta yeni gelenlere verirdik. Bazen kendi yatağımızda bile yatırırdık. Adam memleketten gelmiş yatacak yeri yok. Tek kişilik yatakta iki kişi yatardık.

 

Hemşehrilerimizde dernekçilik ve diğer sosyal konularda güzel bir tutum var. Türkiye’de dernekçiliğin öncülüğünü çekiyoruz. Her köyün derneği var. Turnuvalar düzenlenir. Ziyaretler es geçilmez. Bizim köyümüzün derneği yani Seringöze Derneği 1960 yılında kurulmuştu. Halen Fatih ilçesinde faaliyettedir.

 

 

Kaynak :Tophane Gazetesi

  İstanbul 2006

Bu haber toplam 3323 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA