• İstanbul13 °C
  • Erzincan5 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Üveys Vefa Erzincani,Feyzettin Ekşi
20 Temmuz 2015 Pazartesi 13:06

Üveys Vefa Erzincani,Feyzettin Ekşi

Üveys Vefa Erzincani,Feyzettin Ekşi

Üveys Vefa Erzincani

Hayatı ve Minhacul Yakin Şerhü Edebü’d-Dünya ve’d-Din

Feyzettin Ekşi

 

Toprak Yayınları

İstanbul Matbaacılık

Ocak 2010

ISBN:978-975-473-524-6

159 Sayfa

Feyzettin Ekşi

feyzettin-eksi.jpg

Üç Bölümden oluşan kitabın ilk bölümü Üveys Vefa Erzincani’nin hayatını konu almaktadır.İkinci Bölümde Üvey Vefa Erzincani Maverdi’nin Edebiddünya ved’-din isimli eserine Minhacul yakin şerhü edebü’d-dünya ve’d-din adıyla yapmış olduğu şerhin genel özellikleri,metodu,kaynakları ve önemi anlatılmakta.Son olarak üçüncü bölümde ise Üveys Vefa Erzincani ile ilgili ulaşılan belgelere yer verilmiştir.

 

Eserin hazırlanması ve basımında emeği geçenler; Prof.Dr. Ahmet Turan Aslan, Prof.Dr.Hasan Asaf Günhan (Üveys Vefa Erzincani’nin küçük oğlu), Prof.Dr.İsmail Kara, Erzincan Milletvekili Naci Terzi,Fatih Belediye Başkan Yardımcısı Veysel Karani Yüksel

 

swscan00009-1.jpg

Minhacul Yakin Şerhü Edebü’d-Dünya ve’d-Din

İmam Maverdi

 

Bir şeyin şerefi, neticesinin şerefi, tehlikesinin büyüklüğü ve sağlayacağı menfaatin çokluğu ile mütenasiptir. Zaten ona, menfaatin çokluğu ve büyüklüğü nispetinde önem verilmesi gerekir. Verilen önem derecesine göre de meyvesi alınır. Menfaat bakımından en faydalı şey, dine ve dünyaya istikamet veren, dünya ve ahiret iyiliğini sağlayan şeydir. Ondan uzaklaşmak ise en büyük zararı mucip olur. Çünkü dinin, Allah'ın Allah'ın isteğine uygun olmasıyla ibadetler sıhhat bulur, dünyanın sulh ve sükûn içinde olmasıyla da saadet tamamlanır. İşte ben, bu kitapta her ikisinin de edeb ve kaidelerine işaret etmeye çalıştım.

Hülasa olarak din ve dünyanın tafsilatını mutedil bir ifade ile beyan ettim. Fakihlerin görüşlerine ve edebiyatçıların edebî inceliklerine yer verdim. Herhangi bir şüpheye mahal bırakmamak için yeri geldikçe Kur'an-ı kerim ayetlerinden ve hadis-i şeriflerden deliller getirdim. Konuları daha canlı hale sokabilmek için yeri geldikçe hikmet erbabının sözlerine ve şairlerin şiirlerine başvurdum, cümleleri bu suretle süsledim.

 

İmam Maverdi Kimdir?

 

Meşhur bir fıkıh ve tefsîr âlimidir. Adı Ali bin Muhammed, künyesi Ebü’l-Hasan’dır. Mâverdî ismiyle meşhûr olmuştur. miladi 974 (Hicri 364) senesinde Basra’da doğmuştur. 1058 (H.450)de Bağdât’ta vefât etmiştir. Bâb-ı Harb kabristanına defnedilmiştir. Şâfiî mezhebi fıkıh âlimlerindendir.

İlim öğrenmeye Basra’da başlayıp, önce meşhur nahiv ve hadis âlimlerinden ders aldıktan sonra Bağdat’a giderek Ebû Hamîd-i İsferâînî’den fıkıh ilmini öğrendi. Bağdat’ta tefsir, hadis, fıkıh, fıkıh usûlü ve edebiyat mevzularında zamanının âlimlerinden ders alan Mâverdî, tahsîlini tamamlayıp icâzet (diploma) aldıktan sonra kıymetli eserler yazmış, talebe yetiştirmiş ve bazı mühim vazifelerde bulunmuştur.

edebuddunya-veddin-on-yuz.jpg   edebuddunya-veddin-001.jpg

Mâverdî Kâim bi emrillah zamânında Kâdılkudât pâyesini almış ve halîfeler yanında büyük mevkı sâhibi olmuş, çok kerre halîfelerle melikler ve büyük emirler arasındaki gerginlikleri gidermek için arabulucu olarak hareket etmiştir.

 

Bağdat ve civârında fetvâ verme, hâkimlik vazîfelerinde bulunup, bu vazîfelerini mükemmel bir şekilde yerine getiren Mâverdî, uzun seneler fıkıh, hadîs ve tefsîr ilimlerini okutup, değerli talebeler yetiştirmiştir. Yetiştirdiği âlimlerin başında hadîs ve târih ilminde meşhur El-Hatîbü’l- Bağdâdî gelir. Bu talebesi, Târih-i Bağdâd adlı eseriyle ve hadis ilmine dâir yazdığı eserlerle tanınmıştır. Bundan başka İbnü Hayrun Ebu’l Fadl Ahmed bin Hasan, Abdulmelik bin İbra, Ebû Fedâil Muhammed bin Ahmed gibi birçok talebe yetiştirmiştir.

 

İmâm-ı Mâverdî hazretleri buyurdu ki: “Kul, geceleri, gündüz yaptığı işlerin muhâsebesini yapmalıdır. Zîrâ geceleyin, insanın aklı ve fikri daha topludur. Muhâsebe edince, gündüz yaptığı işi faydalı bulursa, ona devâm eder. Şâyet kötü bulursa, onu telâfî etmeye çalışır ve ileride bundan ve bunun benzerinden sakınır.”

 

“Konuşmanın bâzı şartları vardır. Konuşan bunlara riâyet ettiği taktirde, konuşması iyi ve güzel olur. Bu şartlar şunlardır: İlki; konuşma, onu gerektiren bir menfaat veya bir zararın def’i için olmalıdır. İkincisi, yerinde konuşmalıdır. Üçüncüsü, gerektiği kadar konuşup sözü uzatmamalıdır. Dördüncüsü, söyleyeceği sözleri iyice seçmelidir.”

 

“Müşâvere yapılacak kişide şu beş şart bulunmalıdır: 1) Tam akıllı ve geçmiş tecrübesi olmalıdır. 2) Dindâr ve takvâ sâhibi olmalıdır. 3) Nasîhat eden bir dost olmalıdır. 4) Fikri dağıtıcı, kaygı ve meşgûl edici, üzüntüden sâlim olmalıdır. 5) Kendisine danışılan işte, onu ilgilendiren bir maksadı ve onu etkileyecek bir arzu olmamalıdır.”

 

İmâm-ı Mâverdî, yazmış olduğu pek kıymetli eserleriyle de sonraki nesillere bilgilerin ulaşmasını temin etmiştir. Bilhassa Kitâb-ün-Nüket ve’l-Uyûn adlı Kur’ân-ı kerîm tefsiri çok kıymetli ve meşhûrdur. İmâm-ı Mâverdî, tefsîrinde Eshâb-ı kirâm ve Tâbiînden tefsir haberlerini nakil ve rivâyet etmiştir.

 

İmâm-ı Mâverdî, hadîs ilminde de söz sâhibi âlimlerdendi. Zamânının meşhur hadis âlimlerinden ders ve icâzet almıştır. Güvenilir bir âlim olup, eserlerinde birçok hadîs-i şerîf rivâyet etmiş, Edeb-üd-Dünyâ ved-Dîn isimli eserinde rivâyet ettiği hadîs-i şerîfleri toplamıştır. İmâm-ı Mâverdî’yi doğuda ve batıda asıl meşhur eden eseri, Şâfiî mezhebi hükümlerine göre hazırladığı El-Ahkâm-üs-Sultâniyye adlı kitabıdır. Bu kitabında; İslâmiyette devlet reisliği makâmı ve devlet teşkilâtının işleyiş tarzını, yaşanmış örneklere dayanarak açıklamış, bir devlet teşkilâtı hukûku kaleme almıştır. Eserde; vezirlik, emîrlik, kâdılık, cezâlar, hadlar, cizye, ihtisâb ve kontrolle ilgili hususlar açıklanmıştır. Eserin Arabî aslı defâlarca basılmış, Türkçe ve Fransızcaya da tercümesi yapılmıştır.

 

Diğer önemli eserleri şunlardır: El-Hâvî: Fıkıh ilmine dâir olup, çok kıymetli bir eserdir. Bu eser de Şâfiî fıkhına göre hazırlanmış olup, Şâfiî mezhebinde en geniş kaynaklardandır. A’lâmün-Nübüvve (Peygamberlik Alâmetleri): Yirmi bölümden meydana gelen bu eserde kelâm ilminin en önemli konularından olan “Nübüvvet” meselesi çok veciz bir şekilde anlatılmakta ve buna bağlı diğer meselelerden bahsedilmektedir. Edeb-ül-Vezir (Kitab-ül-Vüzerâ): Devlet idâresinin mühim bir konusunu üstlenen vezirlerin, taşıması gereken vasıflardan ve uymak mecburiyetinde oldukları hususlardan bahsetmektedir. Edeb’ul-Kâdî: Kazâ (muhâkeme) usûlü ile ilgili bir eserdir. Nasîhat-ül-Mülûk, Siyâset-ül-Mülûk, El-Emsâl vel-Hikem gibi daha birçok eseri vardır.

 

Bir zamanlar huzur dersleri olurdu

Huzur Dersleri’nden bir kayıp isim daha:

Üveys Vefâ Erzincânî…

swscan00011-1.jpg

Onun hakkında bir eser Beyan Yayınları’ndan çıktı. Bugün gözden kaçırdığımız önemli bir ayrıntı var ki o da Osmanlı’yı ilim nokta-i nazarından değerlendiremediğimiz müddetçe bütün yapımlar, yayınlar eksik kalacaktır. Üzerinde çok da durmadığımız bir ilim halkasının adı da Huzur Dersleri’dir. Huzur Dersleri’nin mahiyeti ne idi? Osmanlı, toplumumuzda hâlâ haremden, efsanelerden örülü bir algı ile takdim edildiğinden olsa gerek çok önemli ayrıntıları maalesef ıskalıyoruz. Bunlardan birisi de bugün üzerinde fazlaca durmadığımız Huzur Dersleri’dir.

1759 Ramazan’ından itibaren her sene Ramazan günleri padişahın huzurunda, dönemin seçkin âlimlerinden oluşan meclisin Beyzâvi Tefsiri’ni münazaralı tarzda tedrisini ifade etmek üzere kullanılmaya başlar ‘Huzur Dersleri’ tabiri… Belli kural ve disiplin dâhilinde işlenen derslerin ‘mukarrir’ ve ‘muhatab’tan oluşan heyeti bulunur, bunlar şeyhülislamın teklifi ve padişahın onayı ile seçilir. Öyle ki tam bir ilmî serbestlik içinde yapılan derslerde ‘mukarrir’ bir ayet okur, bunun tefsiri yapılır, sonrasında muhatapların soruları ve itirazlarına cevap verilir. Huzur Dersleri’nde seçkin ve sahih bir âlim Peki diyecekseniz ki nedir bu işin garipliği? Efendim, birincisi dersler padişahın huzurunda cereyan ediyor. İkincisi kimsenin acelesi yok. Bazen birkaç yılda sadece birkaç ayet ele alınabiliyor. Şimdilerdeki gibi “hemen okuyalım, bitirelim” çabukluğu ve aceleciliği yok.

Şimdi tam da burada, “Huzur Dersi hocaları nerelerde, kimler geldi” geçti diye sormak gerekiyor.

İşte bu meclislerden önemli bir isim Üveys Vefâ Erzincânî. Üveys Vefâ Erzincânî(1861/62-1946) ismini Feyzettin Ekşi’nin aynı isimle yayınladığı kitap vesile ile tanıdık. Beyan Yayınları/Toprak Kitap etiketiyle çıkan eser, bir vefâ borcunu yerine getirmekle kalmıyor, tarihe, kayıp halkaya önemli bir kayıt düşmüş oluyor.

Kitabın yazarı eserin girişinden sonra önemli bir iş yaparak Üveys Vefâ Erzincânî’nin oğluna sözü bırakmış. O da günlüğünün babasına ait olan son üç sayfasını okurla paylaşmış.

Prof. Dr. Asaf Günhan’dan dinleyelim: “14 Ocak 1946 Pazartesi/ Akşam saatlerinde hane halkının dışarıda olan ağabeyim ve ben eve geldik, akşam yemeği yenildi, babam masa etrafında hepimizi topladı ve ‘ölüm söz götürmez’ diye söze başladı, ailemin veraset problemlerinden bahsetti ve daha evvel Edirnekapı, Eyüp-Rami yolu üzerinde bir yer göstermişti. Orada; ‘Beniİbn Kemal Efendi’nin kabrinin ayakucunda bir yere gömersiniz, taşıma Arap harfleri ile (eski Türkçe alfabesi) ‘Edebü’d-Dünya Ve’d-Din Şerhi Müellifi’ diye yazdırırsınız, olmazsa yeni harflerle sadece ‘Veysi Günhan’ yazdırırsınız” dedi ve odasına yatmaya gitti.” Ertesi günü son sözlerinden birisi oğullarına “mesut olunuz oğlum” olmuş. Son demlerinde Kur’an okuyarak veda etmiş.

Tesiri ve eserleri hâlâ devam eden bir zât Üveys Vefâ Erzincânî, künyesinden de anlaşılacağı üzere Erzincan’da dünyaya gelir. Döneminin Arap dilibelağatı alanında önemli isimlerinden biri olan Erzincânî, doğduğu bölgede Hacı Hafız Mehmet Hamdi b. Yahya el-Erzincani, Mehmet Sami el-Erzincani, Osman Fevzi b. Mehmet Sıdık gibi hocalardan ilim tahsil eder. Hayatının ikinci önemlisafhasınıİstanbul’a yerleştiği 1888 yılında yaşar. Çorluluoğlu Ali Paşa Medresesi’nde katıldığı ders halkalarının ve aldığı hususi derslerin akabinde Şeyhülislam Mustafa Hayri zamanında yani 1915 yılları‘Huzur Dersleri’ içerisinde, sayısı otuz altıya varan hoca kadrosuna, Üveys Vefâ Erzincânî’nin şeyhülislamın teklifi ve V. Mehmed Reşad’ın (saltanatı 1909-1918) iradesi ile 22 Haziran 1915’te ‘muhatab’lığa tayin edildiğini görüyoruz. Yazarın eserinin özellikli olan diğer tarafı Erzincânî’nin sadece Huzur Dersi hocalığı bahsi değil, Mâverdî’nin Edebü’d-Dünya ve’d-Din adlı eserine yazdığı Minhâcü’l-Yakîn Şerhü Edebü’d-Dünya ve’d-Din adlı eserinin incelendiği bölümdür. Özellikle şerh ve haşiye geleneğinin ihyası bağlamında hususi olarak değerlendirilmesi gereken bu bölüm de okurlarını bekliyor. Ne diyelim, Üveys Vefâ Erzincânî’ye vefâ gösterenlere ve bu geleneği tekrar hatırlatanlara selam olsun.

(Kaynak:www.dunyabizim.com)

Bu haber toplam 1669 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA