• İstanbul14 °C
  • Erzincan2 °C

Recep Babacan / www.kemahtarihi.com

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Recep Babacan / www.kemahtarihi.com

Yeni bir sabah

16 Ağustos 2017 Çarşamba 11:42

15 Temmuz bu milletin sırtına bir hançer gibi saplanan ve göğsünde filizlenen bir destanın adı oldu.

Bu destanla ilgili olarak geçtiğimiz günlerde sohbet etme imkanı bulduğum Gülcan Tezcan arkadaşımın bana anlattıkları gerçekten hançerin derinliğinin ne kadar büyük olduğunu bir kere daha bana hatırlattı.
Nasıl bir kabus bu Allah’ım?
Bu kan, bu karanlık…
Bir asır mı geçti hepi topu bir gece miydi geride bıraktığımız….
Şükür ki sabah oldu.
Yaralıyım zammetti eve gelene kadar beni her gören…
Hayattayım evet, peki ya gözümün önünde can verenler?
O çığlıklar, ateş sesleri…

Birinin annesi, bir başkasının kardeşi, babası, evladı, canı, kanı…
Üstüme bulaşan kan, o zavallıya ait. Sabaha kadar silahsız sivillere ölüm kusan, sadece "yapma evladım", "etme kardeşim" diyenlere genç, yaşlı, kadın, çocuk ayırt etmeksizin silahını doğrultanlardan biri…

Katildi o evet ama neyse ki son nefesini benim kucağımda vermedi. Çünkü zalim değilim, tıpkı benimle beraber onu hastaneye yetiştirmeye çalışan diğer arkadaşlar gibi… Arkadaş dediysem tanımıyorum hiçbirini. O gece sokağa çıkanların çoğunu tanımadığım gibi…
Ama kalplerini biliyorum, bakışlarını biliyorum. Ahh o ateş saçan bakışlar yok mu? Bütün sokaklarda aynı yürek gümbürtüsü… Vatan diyenin kanatlandığı bir gece. Seyrettiğim hiçbir film karesine denk gelmiyor yaşadıklarımız. Beynim zonkluyor. Gözümün önünden gitmiyor olup bitenler… Akşam sıradandı her şey. Rutin günlerden biri daha geride kalmıştı. Yorgundum. Hayat gailesi, iş, güç vs. iki lokma bir şeyler atıştırıp çocuklara takılırım biraz, yarım saat laflar eve geçerim, diyordum. Arkadaşımın telefonu ile oturduğum mekandaki televizyona gözümü dikmem bir oluyor. "Haydi" diyor arkadaşım "Çabuk… Selamsız" diyor bir de. Yerimden nasıl fırladım, o yolu nasıl kat ettim hatırlamıyorum. Tek bildiğim yol boyunca sağa sola avazım çıktığı kadar "Vatanını seven Çevik Kuvvet’e gelsin" diye bağırdığım.

Emniyet Müdürlüğünün önündeki tanklar mahalleli tarafından kuşatılmıştı. Elime böylesi bir senaryo geçse "Hayal gücünün sınırlarını fazlaca zorlamışlar" diyebileceğim bir manzara karşısında şaşıracak zamanım bile yoktu. Hiç provası yapılmamış bu savunmanın başarıya ulaşması için hepimiz kararlılıkla hareket ediyorduk. Çıplak ellerimizle tankların soğuk ve ölüm kokan yüzüne vurmaya başladık. Tıpkı şehrin başka sokaklarında, meydanlarında aynı kalp çarpıntısıyla bu karanlığı yırtmaya çalışan diğer vatanseverler gibi. İçerdekiler sağır, kör, içerdekilerin kalpleri mühürlenmiş sanki.
Diyorum ya zaman kavramını kaybetmişim çoktan. Ama mücadele öyle kavi, öyle sağlam ki bir noktadan sonra teslim oluyor darbeci askerler. Çevik Kuvvet’teki polisler "Tamam" diyorlar "Bundan sonrasını biz hallederiz. Çengelköy düşüyor, si o tarafa gidin! Kurşunların delip geçemediği beynim bu cümleyle oyuluyor. Darbe görünümlü bir savaş bu ve vakit kaybetmemeksiniz bir cepheden diğerine koşmak gerek…

Çengelköy’e doğru yola koyuluyoruz ancak daha yoldayken gelen haberler can sıkıcı. Beylerbeyi Polis Evi’nin önünde yirmi beş otuz kişilik bir grup ve az sayıda polis memuru ile kısa bir istişareden sonra Çengelköy’e değil köprüye desteğe gitmenin daha doğru olacağına karar verdik. Köprüye ulaştığımızda, yorgun üstü başı kan içinde olmasına rağmen gözlerinde umut ışığı olan yüzlerce kişinin direncine dahil olduk. Daha gelir gelmez köprünün ayaklarının tepe noktasında konuşlanmış bir keskin nişancının kurşunlarına hedef olan üç kişi yere yığıldı. Arkası bir motosikletliye isabet eden bir top atışıyla geldi. Bu insanlar bizim gözbebeğimiz Mehmetçiğimiz olamazdı. Çevik kuvvetteki ilk karşılaşmamızda namlusunun önüne dikilip "İn o tanktan asker! Bu kanunsuz emre itaat etme! Halkını vuramazsın" diye haykırırken yitirdiğim sesim bu defa dehşetten büsbütün kısılmıştı. Şimdi halk çığlıklarla polis megafonla "Yapmayın bu vatanın evladısınız" diye nefes tüketiyordu. Kurşun sesleri daha baskın çıktı bir zaman. Yere düşenlerin yerine yeniler koşuyor, ölüm sanki önemsiz bir detay gibi görünüyordu. Sabaha kadar devam eden bu karabasan, gün ışıklarına yenik düşü. Köprünün üzerinde güneşin ilk ışıkları dans etmeye başladığında darbeciler teslim olmuş, çevik kuvvet tarafından götürülmüştü. Ama köprünün bir ucundaki manzara pek hayra alamet değildi. Koşarak oraya vardığımızda yerde yatan darbeci askeri gördüm. Köprünün tepesindeki acımasız sniper olduğu söylentisine kulak asmadım. Bize hayat hakkı tanımasa da şu an aciz, yaralı ve yardıma muhtaçtı. Etrafta toplananların da çoğunluğu da böyle düşünüyor olmalı ki geceden beri çoğalan öfkeye karşı duvar olduk bir anda. Darbeci askeri korumaya alıp ambulansa ulaştırmak için çırpınıyordu herkes. Yaralıyı taşımak için yedi sekiz kişi hamle yaptık. Biri en yakın arkadaşımdı, diğerleri ise sabaha kadar vatan müdafaa yapan yüzlerce kişiden sadece birkaçı…

Mümine yakışır bir vakarla "Müslümanlar yapmayın!" diye bağırarak kalabalığı yatıştırtmaya çalışan sakallı, cübbeli arkadaşların da yardımıyla bir koridor açıp darbeci askeri bir arabaya kadar taşıdık. O sırada zaman zaman önümüze geçip hareketimizi engelleme pahasına fotoğraflarımızı çeken biriyle göz göze geldim. Niyet okuyacak durumda değildim.

Eve geldikten saatler sonra telefonumu şarj edip de açtığımda gelen sayısız mesaja ekli fotoğraf ve yapılan yorumlar gecenin dehşetini arttıracak türdendi. Ustalıkla kadrajlanan karede yedi sekiz kişilik gruptan sadece ben dahil sakallı üç kişi görünüyorduk ve haber sosyal medyada "İŞID yanlıları asker öldürdü" diye servis ediliyordu. Darbe görünümlü bir savaştan çıkmıştım. Yaralanmamış, ölmemiştim ve fakat yalan hükmünü hakikatten daha hızlı yayıyordu.

Boğaziçi Köprüsü’nde yaralı bir darbeci askeri kurtarmaya çalışanlar, maksatlı olarak kadrajlanıp kullanılan bir fotoğraf sebebiyle sosyal medyada ve darbe yanlısı yayınlarda asker kesen IŞID’cı ilan edildiler. O fotoğraf karesinde yer alan oyuncu Ali Nuri Türkoğlu, bu manipülasyonu bozan isim oldu.

Bu yazı toplam 214 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA