• İstanbul17 °C
  • Erzincan14 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Yeni Gelin , Faruk Küçüktaş
04 Nisan 2017 Salı 13:10

Yeni Gelin , Faruk Küçüktaş

Yeni Gelin , Faruk Küçüktaş

Yeni gelin duvar dibindeki minderler üzerine kızlı oğlanlı yan yana dizdiği bir sürü çocuğu emanet almış sıkı, sıkı tembihliyor. “Yerinizden kalkmayın ha!!.. Al Karısı sizi götürür”

Ah !! Al karısı ne çekmiştik ondan.Çok uzun boylu kapkara bir çarşaf içinde ayakları hiç görünmeyen bir anda kaybolup, bir anda ortaya çıkan biri olarak hep aklımdaydı..

Alkarısı; Çocukluğumun karabasanı..

Onun nereden nasıl geleceği hiç belli olmaz, Fırat kenarında taş dibinden, bazen söğüt ağacının altından çıkar, bazen Keşiş Boğan dan çıkıp yol boyunca gelir, bazen de Munzur Dağından aşağı, Killik Deresinden. Kimi zamanda bir kuyunun içinden çıkar gelirdi.. Her yandan Alkarısı ablukasındaydık kısacası..

Mahallemin bütün yengeleri, toplanmış tandır evinde hamur döküyorlar. Yeni geline teslim edilen bizler ise büyük odada divanının üzerinde sıra ile dizilmiş önümüze koyulan çedeneli buğday kavurgası yiyoruz. Ara sıra çişimiz var mı diye bizleri yoklamaya gelen annelerimiz “ sakın dışarı çıkmayın bak Alkarısı sizi götürür” diye tembih edip tekrar işlerinin başına dönüyorlar. Bizlerle ilgilenen ve yeni yaşmak tutan zavallı gelin çok tedirgin merak ediyor ama soramıyor. Çoğumuz Alkarısı korkusundan çişimiz bile var diyemiyoruz... Kasıklarımızı sıkıp, sıkıp duruyoruz.

Tandır ekmeği yapmadan bir gün önce hamur dökme işi yapıldığından ekmek pişirilecek evlerde bu seremoniyi yaşardık. Aslında hamur dökme merasimi dedikodunun en teferruatlısının konuşulduğu zamanlardı. Bir sonraki hamur dökme işine kadar bir önceki ekmek pişirilen evden kalan yarım mevzular sonuçlanır, yenileri konuşulurdu. Hatta üç beş günlük gündemde burada oluşurdu.

Ellerindeki hamurları yuvarlayarak ıslak bez dastarın üzerine dizerken , önemli bir hususta bütün ekip bir anda durur; mevzuyu iyice yorumlar, sonra en kıdemlisinin uyarısı ile tekrar işlerini yapmaya başlarlardı.

Saatler sürer mevzular bitmez, hiç farkında olmadan yüzlerce ekşimiş hamur topları yan yana dizilirdi.

Aslında en zor iş yeni gelinindi. O bir dizine çocuk ile uğraşmak zorunda kalırdı. Hepsini üç dört saat bir odanın içinde tutmak maharet işi idi. Gelin mahallenin kızı ise çok çabuk hal yoluna koyardı. Çünkü o çocukluğunda yaşadığı için usulü bilir çocukların en çok sevdiği “Gıgırcım Burnu, Elim elim Kepenek” oyunuyla işi götürürdü. Eğer mahalle dışından gelmiş ise anasından emdiği süt burnundan gelirdi. Uyanık olan bazen erkek çocukları cami hocasının küçük oğluna emanet eder ; oda babasının edası ile İhlastan başlar, Elemtereye kadar gerile, gerile ne kadar maharetli olduğunu bizlere gösterirdi Kız çocuklarının keyfine diyecek yoktu. Çünkü hepsinin saçları yeniden taranır ince, ince örülürdü. Sıralarını beklerler bu iş onlara bakan gelinin işine gelir yapar, bozar ağırdan alır böylece zamanı geçirirdi.. Ya da becerebilenlerin ellerine bir tığ ile ip verilip zincir çekmesi öğretilirdi.. Bu arada annelerinin işi de biterdi..

Çocukların bulunduğu odaya kalbur içinde çelmesi armut, elma, ceviz üzerinde bir bez pestil gelirdi. Sorumlu gelin ablamız önce cevizleri pay ederdi hepimize. Birer elma armut verirdi. Sonra pestilin yarısını “bunu da al karısına atalım” diye yeleğinin içine zula edip kalan yarısını dağıtırdı.

Pestilin kalan yarısının Alkarısına verilmediği kiminle yediğini yaşımız on altıya yaşımıza vardığında ancak anlayı vermiştik. Meğerse o eniştenin hissesiymiş.

Topal Sabiha'nın kızı Ferüzan abla ile Berber Şevket Ağanın kızı İclal ablanın uydurduğu türlü ,türlü Alkarısı hikayelerini dinleyen çocuklar ertesi günü kalktıklarında muhakkak altına kaçırmış olurdu. İkisi de tam bir stendapcı maharetinde yüz mimiklerini hareketleri ile birleştirerek öyle bir anlatırlardı. Uykuda karabasanları görmemek mümkün değildi. Mahallemizin her yerinde her köşesinde Alkarısı vardı. Korka, korka yürüyor tedirgin ürkek geziyorduk.

Kiminin çocuğunu kaçırılıyor karşı kayalıktaki taş bedende leylek yuvasına götürülüyor. Leylekler onu güya yiyor. Akşam ezanından sonra yerler bağlanıyor bu saatte dışarıda olan çocukları kaparak Katmer kaya’nın arkasındaki Kurt Mağarasında kurtlara yem oluyordu. Küçük kuzuların kulaklarını, kuyruklarını bile yiyordu. Hakikat şuydu ki kuzuların kulaklarında ya bir yırtık vardı ya bir delikte vardı. Atların yelelerini örüyordu! Bu da doğruydu her gün kapının önünden geçen Süleyman Amcanın atının saçları, kuyruğu hep örgülü idi..

Bazen Alkarısı Tren ile beraber gezdiği için tren yolunun kenarına yaklaşanı hemen rüzgarı ile trenin altına çekiyordu.. Bu yüzden tren geçerken Alkarısının rüzgarına kapılmamak için hep haddinden fazla kenara açılır son vagon iyice uzaklaştıktan sonra yola devam ederdik..

Aslında onların anlattıklarından korkup çekinen küçük çocukları Fırat Nehri’ne ve mahallenin içinden geçen demiryoluna yaklaştırmıyordu. Akşam ezanından sonra küçükler Alkarısı gezdiği için evlerinin kapısından başka yere ayrılamıyordu.

En çok Hashatun ninenin tandır odasında mutlu olurduk. Hamur dökme sırasının ona gelmesini dört gözle beklerdik. Karanfil kokulu kırmızı akide şekerleri hep onda olurdu. Dolma Güveci bile herkesinkinden daha büyüktü. Etli yaprak dolmasını doya, doya yiyorduk. Hele birde kapısının önündeki ekşi Aluça’dan kuruttuğu erik kurusunu güvecinin içerisine koymuşsa; Dolmalar kapanın elinde kalıyordu.

Hamurcu kadınlar tandır ekmeği imecesine götürdüğü çocukların yaşına laf taşırlar diye bir sınırlama getirmişti. On yaşından büyükler evde oturur gelemezlerdi. Bizim mahallede herkes on yaşına basınca böylece rüştünü ispat edip ya abi ya da abla oluyordu. Kızlar yazmasını örtüyor. Erkekler ilk defa üç numara kafa tıraşından al aburuz tıraşa kavuşuyordu. Alkarısı meclisinden de kurtuluyordu. Onları da bu sefer on altı yaşlarına kadar başka Stara hikayeleri bekliyordu. Bu versiyon olarak çok farklı izahı bile çok teferruatlı idi. Olayları hep ev içinde geçer; stara ya tavanda, ya helanın kuburun da gezerdi. On altıdan yaştan sonraları onların hikayeleri farklıydı. Onlar Namık Kemalci idiler.

Evimize misafir gelen komşumuzun beş yaşındaki küçük yaramaz kızına kızıp “akıllı dur bak alkarısına söylerim seni götürür diye kızmıştım. Kız o anda televizyonda seyrettiği çizgi filmdeki cadıyı gösterip “Amca bak Alkarısı”.. Ama o kutudan çıkamaz ki. bana bir şey yapmaz ki.. diye cevap verdiğimde çocukluk cahilliğimin altında bu yaşta eziliverdim zamane veledinin karşısında. Ne ucuzca kandırılmışız be...

Benim bu yaşta bile o zamanlara ait zihnimi canlı tutacak anılarım vardı.. Hatta altını ıslatıp dayak yiyen çocukların bu kusurlarının sebebi belki de bu yüzden olduğu bilinmiyordu. Ama ne tren yolunda ezilen çocuk oldu; ne de Fırat kenarında boğulan. Küçük kuzuların, danaların kulaklarındaki deliklerin ev sahibine ait bir “en” işaret olduğu da Çoban Zeynel’ den büyüdüğümüzde öğrenmişdik...

Bu altı pirima bağlı hazır cevap çokbilmiş velet büyüyünce çocukluğuna ait hatırlayacağı ne hatırası olacak doğrusu onu kestiremiyorum. Benim on yaşımda öğrendiğim şeyleri o şimdiden biliyordu. O bizim on yaşımızda kavuştuğumuz Stara moduna daha bebek iken geçmişti..

Faruk KÜÇÜKTAŞ 31.03.2017

Bu haber toplam 587 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA