• İstanbul14 °C
  • Erzincan2 °C

Nidayi Sevim / www.kemahlilar.com

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Nidayi Sevim / www.kemahlilar.com

Zamana direnen çeşmelerimiz…

04 Ocak 2016 Pazartesi 19:41
3.-ahmet-cesmesi.jpg
 
Zamana direnen çeşmelerimiz…
 
Su, insanlık tarihi boyunca hayatın merkezinde yer almış, insanların hayatlarını devam ettirebilmeleri için en temel ihtiyaç maddesi olmuştur. Şehirler su kenarlarına kurulmuş, su için savaşlar yapılmış, politikalar buna göre ayarlanmış ve savaş stratejileri hazırlanmıştır. Suyun hayati önemi günümüzde de aynen devam ediyor. Hiç şüphesiz kıyamete kadar da hayatiyeti devam edecektir. Zira iktisat hocaları her şeyden evvel öğrencilerine hatırlarından çıkarmayacağı şu gerçeği hatırlatırlar. “ihtiyaçlar sınırsız, kaynaklar sınırlıdır.”  Evet, en önemli ihtiyaçlarımızdan olan suyun da bir sınırı var. Bunu sorumsuzca sarf edip, insafsızca, adaletsizce dağıtamayız. Evrende her bir zerrenin mutlak değeri vardır, tartışılmaz. Fakat hava, ateş su ve toprak elementlerinin yeri bir başkadır. Özetle vazgeçilemeyen dört elementten biri sudur.  Bu sebepten olsa gerek dedelerimiz ekseriyetle çeşmelerin kitabelerinde “Hayatı olan her şeyi sudan yarattık” manasına gelen Enbiya suresi 30. Ayet-i Kerimesini asırlardır zevkle işlemişler.
 
Çeşme, Farsça’da “göz” anlamına gelen “çeşm” kelimesinden türetilmiştir. Su çıkan kaynak, pınar ve gözlere “çeşm” denilmesi, bunların akıtıldığı küçük yapılara çeşme denilmesine sebep olmuştur. Çeşmeler su mimarisinin en yaygın örnekleri olmalarının ötesinde, her dönemde şehirlerimizin en önemli unsurları arasında yer almıştır. Selçuklular döneminden başlayıp Osmanlı dönemi boyunca dinî yapıların mimari tamamlayıcı unsuru ya da bağımsız bir yapı olarak çeşmelerin inşa edilmiş olduğu görülmektedir. Meydan-İskele Çeşmesi, Köşe Çeşmesi, Çatal Çeşmesi, Sıra Çeşmesi, Duvar-Cephe Çeşmesi, Sütun Çeşmesi, Namazgâh Çeşmesi, Oda Çeşmesi, Selsebil Çeşmesi, Şadırvan çeşmesi gibi saymakla bitirilemeyecek kadar farklı işlev ve mimariye sahip çeşmeler bulunuyor. Sadece Namazgâh çeşmelerinin bile onlarca çeşidi var.
 
İslam medeniyeti bir su medeniyetidir. Hiç şüphesiz Selçuklu-Osmanlı medeniyetinde bu medeniyetin zirveye ulaştığı görülür. Dünyanın en güzel su eserleri bir zamanların payitahtı İstanbul’da toplanmıştır. Bu medeniyete dair bazı nadide izleri, eserleri hala görmek isteyenlerimiz Başakşehir’de bulunan su aşığı Recep Ali Topçu beyin yönetimindeki Adell Armatürleri “Su Medeniyeti Müzesi”ni ziyaret edebilirler. İster grup olarak ister kişisel herkese açık.
 
Dedelerimizin asaletini, zarafetini, nezaketini gözlemlemek mümkün çeşmelerde... 
 
Bazı kaynaklarda İstanbul’daki çeşme sayısının bir zamanlar 13.000 küsur olduğunu zikreder. Fakat kesin bir bilgi yoktur. Evliya Çelebinin bildirdiğine göre Fatih Sultan Mehmed Han 200, II. Beyazıd 70, Kanuni Sultan Süleyman Han 700 çeşme yaptırmış İstanbul’da. Hilmi Tanışık, 1943-45 yıllarında yayımlanan İstanbul Çeşmeleri isimli eserinde kitabesi olan ve yaptıranı belli 794, Affan Egemen’in 1993 yılında yayımlanan yine aynı adı taşıyan İstanbul Çeşmeleri eserinde 1165 çeşme ve sebilin adı geçmektedir. Tanışık’ın verdiği bilgilere göre Fatih’in 1452’de inşa ettirmiş olduğu Rumeli Hisarına eklettiği çeşmeler İstanbul’un ilk çeşme özelliğine sahiptir. Yine en eski kitabeli çeşme ise 1498 tarihli Davutpaşa Çeşmesidir. Bunların dışında Kırkçeşme ve arkeoloji müzesi bahçesindeki çeşmelerde aynı dönemlere tarihlendiriliyor.
 
Birbirinden zarif pek çok çeşme kitabesi devrin ünlü hattatlarının imzasını taşıyor. “Temizlik İmandandır” düsturuyla hayat bulan Osmanlı dönemi su eserleri, çeşmeler, sebiller tarihi mimari dokuda en belirgin ve estetik unsurlar halinde yüzyıllardır gözlerimizi kamaştırır. Şehrin ihtişamı bu yapılarda kendini göstererek adeta göze, gönle, ruha hitap eder. İstanbul ve Anadolu’muzdaki su kültürü varlıklarında dedelerimizin asaletini, zarafetini, nezaketini gözlemlemek hala mümkün. Sadece Anadolu’muzda mı? Elbette hayır. Bu güzellikten bütün Osmanlı coğrafyası nasiplenmiş. Balkanlarda bunun ayakta duran, zamana direnen yüzlerce örneği var. Tabi ki diğer coğrafyalarda da durum aynı…
 
Osmanlılarda temizlik, insan ve hayvanatın su ihtiyacını karşılamak maksadıyla yapılan çeşmeler şehrin estetiğine katkıda bulunan merkezi noktalar olmuşlardır. Pek çok hadis-i Şerifte yer alan müjdeye nail olmak isteyen padişahlar, hanım sultanlar, ileri gelen devlet adamları başta olmak üzere hayır sahipleri ya kendilerinin dua ile anılması veya ölmüş bir yakınının ruhu şad olsun diye bir çeşme yaptırmayı ilk iş bilmişleridir. Biz buna sadakayı cariye diyoruz. Beka âlemine göçtükten sonra da sevabın devam etmesi, amel defterinin hiç kapanmaması... Üsküdar da Gülnuş Emetullah Valide Sultan Çeşmesi, Azapkapı’da Saliha Sultan Çeşmesi,  1. Mahmud tarafından yaptırılan Tophane Çeşmesi, Sultan Ahmet’te bulunan 3. Ahmet Çeşmesi ve Eminönü’nde bulunan Hatice Turhan Valide Sultan çeşmesi gibi nadide çeşmelerin yanından geçerken göğsümüz kabarıyor. Bütün ihtişamlarıyla birer açık hava müzesi gibi asırlardır sergideler.  Hat sanatı, taş oymacılığı, ahşap-metal işlemeler, manzum metinler… Fakat ara sokaklara girdiğimizde aynı sevinci yaşayamıyoruz. Harap halde, kaderine terke edilmiş, ayakta durmaya mecali kalmamış çeşmeleri görünce hüzünleniyoruz, sinirlerimiz yıpranıyor. Böyle kepazelik olur mu? Diye.
 
Çeşmeler bir zamanların su kuyusudur... 
 
Birkaç gün evvel bir etkinliğe katılmak üzere Eyüpsultan’dan hareket ettim. Maraton sebebiyle Edirnekapı’ya iki saatte vardım. Etkinliğe yetişemeyeceğimi anlayınca otobüsten indim. Defterdar mahallesinin ara sokaklarından tekrar Eyüpsultan’a doğru yola koyuldum. Ara sıra hiç bilmediğim semtlere giderim, gitmediğim yolları denerim. Her seferinde de ummadığım şeylerle karşılaşırım. Şahid olduklarım yukarıda değindiğim üzere bazen sevindirir bazen de üzüntüye sevk eder beni. Burada da yine sokak aralarında gizlenmiş bir çeşmeyle karşılaştım. Zamana direniyor, adeta mahzun mahzun ele alınacak günleri bekliyordu sanki. Aynı durumda olan ne kadar çok çeşme var şehr-i İstanbul’da bir bilseniz! Özellikle sur içi dediğimiz Fatih-Eminönü bölgesi, Beyoğlu, Üsküdar ve Eyüpsultan’da bu durumla çok karşılaşıyoruz. Sayılamayacak kadar eser kurtarılmayı bekliyor.
 
Bahse konu çeşmenin fotoğrafını çekerken telefonum çaldı. Arayan zaman zaman Dünyabizim’de de yazan Ercan Babacan kardeşimdi. O da başka bir etkinliğe katılacakmış fakat benim gibi yetişememiş. Demirkapı bulvarından aşağıya, Eyüpsultan’a doğru yürüyormuş. Kararlaştırıp Eyüpsultan’da buluştuk. Sokullu Külliyesinden olan Daru’l Kurra’da çay eşliğinde muhabbet ettik. Söz döndü dolaştı İstanbul’umuzun muhtelif yerlerindeki harap vaziyetteki çeşmelere geldi. Zira büyük ölçekli, para kazandıran pek çok proje hayata geçirilirken ne yazık ki tıpkı tarihi mezar taşları, sadaka taşları gibi medeniyetimizin sessiz şahidi çeşmelerimiz de görmezden geliniyor, yok sayılıyor. Ercan Babacan kardeşimiz çeşmelere hiç aklımıza gelmeyen bir açıdan yaklaştı ve şu manidar yorumu yaptı:
 
”Çeşmeler bir zamanların su kuyusudur. Günümüzde suya ihtiyacı olan bölgelerde açılan su kuyuları ne ise geçmişte bu coğrafyada yaptırılan çeşmeler de aynı düşüncenin ürünü. Dün bu çeşmelerden istifade edenlerin duası ve banilerinin bu dualardan istifadeleri ne ise bugün de su kuyularını açtırarak insanların hayatlarını kolaylaştırmanın karşılığı aynıdır. Çeşmeleri günümüz karşılığı ile düşünürsek belki onlara bakış açımız daha farklı olur. Onlara miadını doldurmuş taş yığını olarak bakmamak lazım. Üzerlerine çekiçle işlenmiş malum Ayet-i kerimeler, Hadis-i Şerifler, veciz ifadelerle bize kadim medeniyetimizi hatırlatırlar. Suyun ne büyük bir nimet olduğunu her daim tefekkür etmemizi sağlarlar. Bu sebeple onlara sahip çıkmak bu milletin görevidir."
 
Medeniyetimizin sessiz tanıkları... 
 
Yakın zamanda İBB bünyesinde “Kültürel Mirası Koruma Müdürlüğü” isimli bir birim oluşturuldu. Tam da yukarıda değinmeye çalıştığımız tarihi mezar taşları, çeşmeler, sebiller, dikili taşlar, menzil taşları, sadaka taşları gibi kültür varlıklarını tespit edip, projelendirip yeniden hayatiyet kazandırmak ve teşhirlerini sağlamak üzere görevlendirilmiş. Aslında buraya “Takip” maddesi de eklenmeli. Eser gün yüzüne çıkarıldıktan sonra belirli aralıklarla akibeti de kontrol edilmeli. Eksiği gediği varsa tamamlamalı, üzerine yazı yazılmış ise temizlemeli. Yani toplam kalite diyoruz buna, sürdürebilirlik. İlgili birimden mimar-mühendis arkadaşlarla zaman zaman irtibata geçip görüş alışverişinde bulunuyoruz. Bürokrasinin hantallığından, koordinasyon eksikliğinden yana bazı çekincelerim olsa da güzel şeyler yapılacağına inanıyorum. İnşaallah medeniyetimizin sessiz tanıkları bu eserler bir an önce şanına yakışır vaziyette ele alınır ve görkemli bir şekilde teşhirleri sağlanır…
 
Evet, kültürü yaşatmak geleceği yaşatmaktır.  Çok meşhur bir deyimimiz var bizim:“Geçmişine sahip çıkmayan geleceğine de sahip çıkamaz!”  Suya gönül vermiş, değerli büyüğümüz Recep Ali Topçu Beyin meşhur duası ile bitirelim yazımızı:” Su gibi duru, su gibi vazgeçilmez, su gibi canlı ve su gibi aziz olunuz…”

Not: Bu yazımız dunyabizim.com sitesinde de yayımlanmıştır...

Bu yazı toplam 771 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kemahlilar | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : kemahlilar@gmail.com | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA